Kelimeler arşivinde; içinde "göre" olan, toplam 120 tane kelime bulunuyor. İçerisinde göre bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu göre ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında göre olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
GÖREVLENDİREBİLME
GÖREVLENDİRİLMEK
GÖREVLENDİRİLME
GÖREVLENDİRMEK
GÖRENEKSİZLİK, GÖREVSELCİLİK, GÖREVLENDİRME, TEKGÖREVLİLİK
GÖRENEKÇİLİK, GÖREBEŞLEMEK, ÖNGÖREBİLMEK
GÖRECECİLİK, GÖREVDAŞLIK, GÖREVLENMEK, GÖREVSİZLİK, FRENKGÖREĞİ, GÖRELİKHALİ, ÖNGÖREBİLME
GÖRENEKSEL, GÖREVCİLİK, BOĞAZGÖREN, DENİZGÖREN, GÖKGÖRENLİ, GÖREBİLMEK, GÖREDURMAK, GÖREDÜŞMEK, GÖREKLEMEK, GÖREMEDİYE, GÖRENDORUK, GÖRENEKSİZ, GÖRESLEMEK, GÖREŞLEMEK, GÖREVLENME, GÖREVLİLİK, GÜNEŞGÖREN, GÜNEYGÖREN, KÖPRÜGÖREN, MURATGÖREN, SINIRGÖREN
GÖRECELİK, GÖRELİLİK, GÖRENEKÇİ, GÖRENEKLİ, GÖRESİMEK, ALANGÖREN, GELİNGÖRE, GÖREBİLME, GÖRECİLİK, GÖREGÖÇEN, GÖRELEMEK, GÖRENTEPE, GÖRESMEYH, GÖRESTMEK, KIYIGÖREN, TEPEGÖREN
GÖRECELİ, GÖRESİME, GÖREVDAŞ, GÖREVSEL, GÖREVSİZ, GÜNGÖREN, ADAGÖREN, ÇAYGÖREN, DAĞGÖREN, DÜZGÖREN, GÖLGÖREN, GÖREBİYE, GÖRELGEÇ, GÖRELMEK, GÖRENEYH, GÖRENGEL, GÖRENLER, GÖRENTAŞ, GÖRESMEK, GÖREŞKEN, GÖRETMEK, TELGÖREN, YOLGÖREN
GÖRELİK, GÖRENEK, GÖREVLİ, UZGÖREN, İÇGÖREÇ, ELEGÖRE, GÖRECEK, GÖREGAN, GÖREGÖR, GÖREĞEN, GÖREKEN, GÖREMEZ, GÖRENDE, GÖRESEK, GÖRESET, GÖRESİZ, GÖREVİT, GÖZGÖRE, İŞGÖREN, ÖNGÖREN, ÖZGÖREN, SUGÖREN, ÜNGÖREN
GÖRECE, GÖRECİ, GÖRELE, GÖRELİ, ELGÖRE, EVGÖRE, GÖREBİ, GÖREKE, GÖREME, GÖRESİ
GÖREV, GÖREÇ, GÖREK, GÖREL, GÖREN, GÖRES, GÖRET, GÖREZ
GÖRE
GÖRE
Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.
GÖREVLENDİREBİLME
Görevlendirebilmek işi.
GÖREVSİZLİK
Görevsiz olma durumu.
GÖREVLENDİRİLME
Görevlendirilmek işi.
GÖREVLENDİRME
Görevlendirmek işi. Görevlendirme, bir işi birisine yükleme, onu bu işi yapmakla zorunlu kılma.
GÖRENEKSİZLİK
Göreneksiz olma durumu.
TEKGÖREVLİLİK
Her gramatikal görevin tek bir işaretle sağlanması ve her işaretin bir tek görevi olmasıgerekir yolundaki düşünce, ki hiç bir dilde gerçekçekleşmiş değildir.
GÖREVLENMEK
Görev almak.
GÖREBEŞLEMEK
Karşılaştırarak ölçmek: Hangimizin kolu uzun görebeşleyelim.
ÖNGÖREBİLMEK
Öngörme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GÖREVLENDİRMEK
Birine bir görev vermek, vazifelendirmek, tavzif etmek.
GÖREVDAŞLIK
Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu, sinerji.
GÖREVSELCİLİK
İşlevcilik.
GÖRECECİLİK
Görecelik.
GÖREVLENDİRİLMEK
Görev verilmek, tavzif edilmek.
GÖRENEKÇİLİK
Görenekçi olma durumu.
Bu bölümde tanımı içerisinde GÖRE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AKILSIZ
Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.
ACAYİP
Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.
AHLAKÇA
Ahlak anlayışına göre, ahlak değerleri bakımından, ahlaken.
ADAPTÖR
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.
AFFETMEK
Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.
AKBABA
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.
ACELECİ
Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.
AH
İlenme, beddua. (a:h) Ağrı, acı duyulduğunda söylenen bir söz. (a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz.
AKILLI
Gerçeği iyi gören ve ona göre davranan, akil. Uyanık geçinen. Karşısındakini küçümseme amacıyla söylenen bir söz.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ADAYLIK
Aday olma durumu, namzetlik. Bir görevde yetiştirilme.
AKTARMAK
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
AHİRET
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.
AF
Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama. Görevden çıkarılma.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
AKLINCA
Sandığına göre, düşünüşüne göre, umduğuna göre, aklı sıra.
ADAM
İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.