İçinde GÖRE geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "göre" olan, toplam 120 tane kelime bulunuyor. İçerisinde göre bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu göre ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında göre olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

17 harfli kelimeler

GÖREVLENDİREBİLME

16 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRİLMEK

15 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRİLME

14 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRMEK

13 harfli kelimeler

GÖRENEKSİZLİK, GÖREVSELCİLİK, GÖREVLENDİRME, TEKGÖREVLİLİK

12 harfli kelimeler

GÖRENEKÇİLİK, GÖREBEŞLEMEK, ÖNGÖREBİLMEK

11 harfli kelimeler

GÖRECECİLİK, GÖREVDAŞLIK, GÖREVLENMEK, GÖREVSİZLİK, FRENKGÖREĞİ, GÖRELİKHALİ, ÖNGÖREBİLME

10 harfli kelimeler

GÖRENEKSEL, GÖREVCİLİK, BOĞAZGÖREN, DENİZGÖREN, GÖKGÖRENLİ, GÖREBİLMEK, GÖREDURMAK, GÖREDÜŞMEK, GÖREKLEMEK, GÖREMEDİYE, GÖRENDORUK, GÖRENEKSİZ, GÖRESLEMEK, GÖREŞLEMEK, GÖREVLENME, GÖREVLİLİK, GÜNEŞGÖREN, GÜNEYGÖREN, KÖPRÜGÖREN, MURATGÖREN, SINIRGÖREN

9 harfli kelimeler

GÖRECELİK, GÖRELİLİK, GÖRENEKÇİ, GÖRENEKLİ, GÖRESİMEK, ALANGÖREN, GELİNGÖRE, GÖREBİLME, GÖRECİLİK, GÖREGÖÇEN, GÖRELEMEK, GÖRENTEPE, GÖRESMEYH, GÖRESTMEK, KIYIGÖREN, TEPEGÖREN

8 harfli kelimeler

GÖRECELİ, GÖRESİME, GÖREVDAŞ, GÖREVSEL, GÖREVSİZ, GÜNGÖREN, ADAGÖREN, ÇAYGÖREN, DAĞGÖREN, DÜZGÖREN, GÖLGÖREN, GÖREBİYE, GÖRELGEÇ, GÖRELMEK, GÖRENEYH, GÖRENGEL, GÖRENLER, GÖRENTAŞ, GÖRESMEK, GÖREŞKEN, GÖRETMEK, TELGÖREN, YOLGÖREN

7 harfli kelimeler

GÖRELİK, GÖRENEK, GÖREVLİ, UZGÖREN, İÇGÖREÇ, ELEGÖRE, GÖRECEK, GÖREGAN, GÖREGÖR, GÖREĞEN, GÖREKEN, GÖREMEZ, GÖRENDE, GÖRESEK, GÖRESET, GÖRESİZ, GÖREVİT, GÖZGÖRE, İŞGÖREN, ÖNGÖREN, ÖZGÖREN, SUGÖREN, ÜNGÖREN

6 harfli kelimeler

GÖRECE, GÖRECİ, GÖRELE, GÖRELİ, ELGÖRE, EVGÖRE, GÖREBİ, GÖREKE, GÖREME, GÖRESİ

5 harfli kelimeler

GÖREV, GÖREÇ, GÖREK, GÖREL, GÖREN, GÖRES, GÖRET, GÖREZ

4 harfli kelimeler

GÖRE

Bazı kelimelerin anlamları

GÖRE

Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.

GÖREVLENDİREBİLME

Görevlendirebilmek işi.

GÖREVSİZLİK

Görevsiz olma durumu.

GÖREVLENDİRİLME

Görevlendirilmek işi.

GÖREVLENDİRME

Görevlendirmek işi. Görevlendirme, bir işi birisine yükleme, onu bu işi yapmakla zorunlu kılma.

GÖRENEKSİZLİK

Göreneksiz olma durumu.

TEKGÖREVLİLİK

Her gramatikal görevin tek bir işaretle sağlanması ve her işaretin bir tek görevi olmasıgerekir yolundaki düşünce, ki hiç bir dilde gerçekçekleşmiş değildir.

GÖREVLENMEK

Görev almak.

GÖREBEŞLEMEK

Karşılaştırarak ölçmek: Hangimizin kolu uzun görebeşleyelim.

ÖNGÖREBİLMEK

Öngörme imkânı veya olasılığı bulunmak.

GÖREVLENDİRMEK

Birine bir görev vermek, vazifelendirmek, tavzif etmek.

GÖREVDAŞLIK

Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu, sinerji.

GÖREVSELCİLİK

İşlevcilik.

GÖRECECİLİK

Görecelik.

GÖREVLENDİRİLMEK

Görev verilmek, tavzif edilmek.

GÖRENEKÇİLİK

Görenekçi olma durumu.

  -   -   -  

Anlamında GÖRE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde GÖRE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AKILSIZ

Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.

ACAYİP

Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.

AHLAKÇA

Ahlak anlayışına göre, ahlak değerleri bakımından, ahlaken.

ADAPTÖR

Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.

AFFETMEK

Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.

AKBABA

Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.

ACELECİ

Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.

AH

İlenme, beddua. (a:h) Ağrı, acı duyulduğunda söylenen bir söz. (a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz.

AKILLI

Gerçeği iyi gören ve ona göre davranan, akil. Uyanık geçinen. Karşısındakini küçümseme amacıyla söylenen bir söz.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

ADAYLIK

Aday olma durumu, namzetlik. Bir görevde yetiştirilme.

AKTARMAK

Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.

ADAY

Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.

AĞIRLAŞMAK

Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

AHİRET

Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.

AF

Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama. Görevden çıkarılma.

ADLİYE

Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.

AKLINCA

Sandığına göre, düşünüşüne göre, umduğuna göre, aklı sıra.

ADAM

İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.