GÖRE ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "göre" olan, toplam 85 adet kelime bulunmaktadır. göre ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu göre ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde göre olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

17 harfli kelimeler

GÖREVLENDİREBİLME

16 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRİLMEK

15 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRİLME

14 harfli kelimeler

GÖREVLENDİRMEK

13 harfli kelimeler

GÖREVSELCİLİK, GÖRENEKSİZLİK, GÖREVLENDİRME

12 harfli kelimeler

GÖREBEŞLEMEK, GÖRENEKÇİLİK

11 harfli kelimeler

GÖREVDAŞLIK, GÖRELİKHALİ, GÖRECECİLİK, GÖREVLENMEK, GÖREVSİZLİK

10 harfli kelimeler

GÖREMEDİYE, GÖREVLENME, GÖRENDORUK, GÖREBİLMEK, GÖRENEKSEL, GÖRENEKSİZ, GÖREVLİLİK, GÖREKLEMEK, GÖRESLEMEK, GÖREŞLEMEK, GÖREVCİLİK, GÖREDÜŞMEK, GÖREDURMAK

9 harfli kelimeler

GÖRESİMEK, GÖRENTEPE, GÖRESMEYH, GÖRESTMEK, GÖRENEKÇİ, GÖRENEKLİ, GÖREBİLME, GÖRELİLİK, GÖRECELİK, GÖRECİLİK, GÖREGÖÇEN, GÖRELEMEK

8 harfli kelimeler

GÖRELMEK, GÖREVSİZ, GÖREVSEL, GÖREBİYE, GÖRECELİ, GÖREVDAŞ, GÖRETMEK, GÖREŞKEN, GÖRESMEK, GÖRESİME, GÖRENTAŞ, GÖRENLER, GÖRENGEL, GÖRELGEÇ, GÖRENEYH

7 harfli kelimeler

GÖREGÖR, GÖRECEK, GÖRENEK, GÖRELİK, GÖREVLİ, GÖREVİT, GÖREGAN, GÖRENDE, GÖREMEZ, GÖREĞEN, GÖRESİZ, GÖREKEN, GÖRESET, GÖRESEK

6 harfli kelimeler

GÖRELE, GÖREME, GÖREKE, GÖRESİ, GÖRELİ, GÖRECİ, GÖREBİ, GÖRECE

5 harfli kelimeler

GÖREZ, GÖREN, GÖREÇ, GÖREV, GÖRET, GÖREK, GÖRES, GÖREL

4 harfli kelimeler

GÖRE

Bazı kelimelerin anlamları

GÖRE

Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.

GÖREVSİZLİK

Görevsiz olma durumu.

GÖREVDAŞLIK

Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu, sinerji.

GÖREVLENDİRME

Görevlendirmek işi. Görevlendirme, bir işi birisine yükleme, onu bu işi yapmakla zorunlu kılma.

GÖRENEKSİZLİK

Göreneksiz olma durumu.

GÖREVSELCİLİK

İşlevcilik.

GÖREMEDİYE

Görür görmez, hemen görünce.

GÖREBEŞLEMEK

Karşılaştırarak ölçmek: Hangimizin kolu uzun görebeşleyelim.

GÖRENEKÇİLİK

Görenekçi olma durumu.

GÖREVLENDİRMEK

Birine bir görev vermek, vazifelendirmek, tavzif etmek.

GÖREVLENDİRİLMEK

Görev verilmek, tavzif edilmek.

GÖREVLENDİRİLME

Görevlendirilmek işi.

GÖRECECİLİK

Görecelik.

GÖREVLENMEK

Görev almak.

GÖREVLENDİREBİLME

Görevlendirebilmek işi.

GÖRELİKHALİ

Kelimeye "bir şeye göre" fikrini katan ve dilimizde -ce ekiyle yapılan hal: Bence, Sanatça gibi.

  -   -   -  

Anlamında GÖRE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde GÖRE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ADAPTÖR

Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.

AKLINCA

Sandığına göre, düşünüşüne göre, umduğuna göre, aklı sıra.

AKBABA

Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.

ADAM

İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.

AKILLI

Gerçeği iyi gören ve ona göre davranan, akil. Uyanık geçinen. Karşısındakini küçümseme amacıyla söylenen bir söz.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

AĞIRLAŞMAK

Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.

AFFETMEK

Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.

ADLİYE

Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.

ADAYLIK

Aday olma durumu, namzetlik. Bir görevde yetiştirilme.

AF

Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama. Görevden çıkarılma.

ACELECİ

Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.

AHLAKÇA

Ahlak anlayışına göre, ahlak değerleri bakımından, ahlaken.

AKTARMAK

Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.

AH

İlenme, beddua. (a:h) Ağrı, acı duyulduğunda söylenen bir söz. (a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

ACAYİP

Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.

AKILSIZ

Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.

AHİRET

Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.

ADAY

Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.