Kelimeler arşivinde; içinde "görü" olan, toplam 142 tane kelime bulunuyor. İçerisinde görü bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu görü ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında görü olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
GÖRÜNTÜLEYEBİLMEK
GÖRÜNTÜLEYEBİLME, KARŞITGÖRÜŞLÜLÜK
GÖRÜŞTÜREBİLMEK
GÖRÜŞTÜREBİLME, GÖRÜŞÜLEBİLMEK
GÖRÜLMEMİŞLİK, GÖRÜNTÜLEYİCİ, GÖRÜŞTÜRÜLMEK, SAĞGÖRÜSÜZLÜK, GÖRÜNÇLÜKLEME, GÖRÜNTÜLENMEK, GÖRÜNTÜLETMEK, GÖRÜŞÜLEBİLME, HOŞGÖRÜSÜZLÜK
GÖRÜNGÜCÜLÜK, GÖRÜNTÜLEMEK, GÖRÜNÜRLERDE, GÖRÜŞMECİLİK, GÖRÜŞTÜRÜLME, BÜYÜKGÖRÜMLÜ, DENİZGÖRÜLEN, DENİZGÖRÜNDÜ, GÖRÜLDÜĞÜNDE, GÖRÜLEBİLMEK, GÖRÜNEBİLMEK, GÖRÜNGEÖLÇER, GÖRÜNMEZKALE, GÖRÜNTÜALICI, GÖRÜNTÜLENME, GÖRÜNTÜLETME, GÖRÜNÜVERMEK, GÖRÜŞEBİLMEK, HOŞGÖRÜLÜLÜK, SAĞGÖRÜLÜLÜK, YÜZGÖRÜMCESİ, YÜZGÖRÜMLÜĞÜ, YÜZGÖRÜMLÜYH
GÖRÜNMEZLİK, GÖRÜNTÜLEME, GÖRÜŞTÜRMEK, HOŞGÖRÜRLÜK, DEPREMGÖRÜR, GÖRÜLEBİLME, GÖRÜNEBİLME, GÖRÜNTÜALIR, GÖRÜNTÜYAPI, GÖRÜNÜVERME, GÖRÜŞEBİLME, GÖRÜŞSÜZLÜK, ÖNGÖRÜLÜLÜK, YÜZGÖRÜMLÜK
GÖRÜLMEMİŞ, GÖRÜMCELİK, GÖRÜMSETME, GÖRÜNTÜLÜK, GÖRÜŞLÜLÜK, GÖRÜŞÜLMEK, ÖNGÖRÜLMEK, SAĞGÖRÜSÜZ, GÖRÜGÖRMEK, GÖRÜNGÜSEL, GÖRÜNTÜSEL, GÖRÜNÜLEME, GÖRÜNÜLMEK, GÖRÜNÜRLÜK, GÖRÜŞMELİK, GÖRÜŞTÜRME, GÖRÜVERMEK, GÜNGÖRÜNDÜ, HOŞGÖRÜSÜZ
GÖRÜCÜLÜK, GÖRÜNÜMLÜ, GÖRÜNÜRDE, GÖRÜNÜŞTE, GÖRÜŞMECİ, GÖRÜŞÜLME, HOŞGÖRÜCÜ, HOŞGÖRÜLÜ, IRAKGÖRÜR, ÖNGÖRÜLME, SAĞGÖRÜLÜ, ÇEVREGÖRÜ, EŞGÖRÜNTÜ, GÖRÜKEMLİ, GÖRÜLEMEK, GÖRÜNCÜLÜ, GÖRÜNÇLÜK, GÖRÜNGÜCÜ, GÖRÜNKMEK, GÖRÜŞÜLEN, GÖRÜVERME, ÖNGÖRÜNTÜ
GÖRÜLMEK, GÖRÜMLÜK, GÖRÜNMEK, GÖRÜNMEZ, GÖRÜŞMEK, ÖNGÖRÜLÜ, GÖRÜHMEK, GÖRÜKMEK, GÖRÜMCEK, GÖRÜMDER, GÖRÜMNÜK, GÖRÜNCEZ, GÖRÜŞSÜZ
GÖRÜLME, GÖRÜMCE, GÖRÜNGE, GÖRÜNGÜ, GÖRÜNME, GÖRÜNTÜ, GÖRÜNÜM, GÖRÜNÜR, GÖRÜNÜŞ, GÖRÜŞLÜ, GÖRÜŞME, HOŞGÖRÜ, SAĞGÖRÜ, UZGÖRÜR, GÖRÜKÇÜ, GÖRÜKLE, GÖRÜMLÜ, GÖRÜNDÜ, GÖRÜŞÜK, GÖRÜŞÜM, GÖRÜŞÜN, İÇGÖRÜR, OLGÖRÜP
GÖRÜCÜ, İÇGÖRÜ, ÖNGÖRÜ, GÖRÜNÇ, GÖRÜŞÜ, SUGÖRÜ
GÖRÜM, GÖRÜŞ, GÖRÜK, GÖRÜN, GÖRÜP, GÖRÜT
GÖRÜ
GÖRÜ
Görme yetisi. Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret. Dolaysız kavrama, birden kavrama.
GÖRÜNTÜLEYEBİLME
Görüntüleyebilmek işi.
GÖRÜLMEMİŞLİK
Görülmemiş olma durumu.
GÖRÜNTÜLEYEBİLMEK
Görüntüleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GÖRÜŞTÜREBİLME
Görüştürebilmek işi.
GÖRÜŞTÜREBİLMEK
Görüştürme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GÖRÜŞÜLEBİLME
Görüşülebilmek işi.
HOŞGÖRÜSÜZLÜK
Hoşgörüsüz olma durumu, müsamahasızlık, toleranssızlık.
GÖRÜNTÜLETMEK
Görüntüleme işini yaptırmak.
GÖRÜNTÜLEYİCİ
Görüntülemeyi sağlayan alet.
GÖRÜNTÜLENMEK
Görüntüleme işine konu olmak.
GÖRÜŞÜLEBİLMEK
Görüşülme imkânı veya olasılığı bulunmak.
SAĞGÖRÜSÜZLÜK
Basiretsizlik.
GÖRÜŞTÜRÜLMEK
Görüşmeleri sağlanmak.
KARŞITGÖRÜŞLÜLÜK
Bir görüş, kanı, tutum, davranış ya da eyleme karşı olma ya da karşı çıkma.
GÖRÜNÇLÜKLEME
Belirli bir olguyu en iyi biçimde yansıtmak için görüntü öğelerinin alıcı önünde düzenlenmesi işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde GÖRÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AKILSIZ
Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.
AĞIL
Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer, arkaç. Hale. Bazı görüntülerdeki çok ışıklı cisimleri çevreleyen ışıklı teker.
AĞSI
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
AKONT
Bir borca karşılık, hesabı daha sonra görülmek üzere yapılmış olan kısmi ödeme.
AHUDUDU
Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). Bu bitkinin duta benzeyen, kırmızı renkli, sulu ve kokulu yemişi, ağaç çileği, frambuaz.
AĞBENEKLİLİK
Arpada görülen mantar hastalığı (Pyrenophora).
AHRETLİK
Ahret kardeşi olan kadınlardan her biri. Öbür dünyada karşılığı görüleceğine inanarak yapılmış olan (iş veya iyilik). Besleme kız, beslek.
AFFETMEK
Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ACİBE
Görülmemiş, alışılmamış, şaşılacak veya yadırganacak şey.
AKIM
Akma işi. Sanatta, siyasette, düşünce hayatında ortaya çıkan yeni bir görüş, yöntem, hareket, cereyan, tarz. Debi. Hava, su vb. akışkan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akışı, yer değiştirmesi, cereyan.
AFT
Ağız mukozasında görülen ufak, kirli sarı lekeler.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AÇILMA
Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
AĞRIMA
Ağrımak işi. Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaştırdığı ağrıma asalaklarından ileri gelen hastalık.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).