Kelimeler arşivi içinde; başında "görün" olan, toplam 48 adet kelime bulunmaktadır. görün ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu görün ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde görün olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
GÖRÜNTÜLEYEBİLMEK
GÖRÜNTÜLEYEBİLME
GÖRÜNÇLÜKLEME, GÖRÜNTÜLEYİCİ, GÖRÜNTÜLENMEK, GÖRÜNTÜLETMEK
GÖRÜNGEÖLÇER, GÖRÜNMEZKALE, GÖRÜNTÜALICI, GÖRÜNTÜLEMEK, GÖRÜNTÜLENME, GÖRÜNGÜCÜLÜK, GÖRÜNTÜLETME, GÖRÜNEBİLMEK, GÖRÜNÜRLERDE, GÖRÜNÜVERMEK
GÖRÜNTÜLEME, GÖRÜNTÜYAPI, GÖRÜNTÜALIR, GÖRÜNÜVERME, GÖRÜNMEZLİK, GÖRÜNEBİLME
GÖRÜNÜRLÜK, GÖRÜNGÜSEL, GÖRÜNÜLMEK, GÖRÜNÜLEME, GÖRÜNTÜLÜK, GÖRÜNTÜSEL
GÖRÜNCÜLÜ, GÖRÜNÜŞTE, GÖRÜNÜRDE, GÖRÜNKMEK, GÖRÜNGÜCÜ, GÖRÜNÜMLÜ, GÖRÜNÇLÜK
GÖRÜNCEZ, GÖRÜNMEK, GÖRÜNMEZ
GÖRÜNDÜ, GÖRÜNGE, GÖRÜNÜM, GÖRÜNGÜ, GÖRÜNÜR, GÖRÜNME, GÖRÜNÜŞ, GÖRÜNTÜ
GÖRÜNÇ
GÖRÜN
GÖRÜN
Mezar, mezarlık.
GÖRÜNTÜLETME
Görüntületmek işi.
GÖRÜNTÜLEMEK
Belirli bir konuyu buna en yakın görüntüler içinde tasarlamak, yaratmak, gerçekleştirmek.
GÖRÜNGEÖLÇER
Bir ışınımdaki çeşitli dalga boylarını ya da erke dağılımlarını ölçen aygıt.
GÖRÜNTÜLETMEK
Görüntüleme işini yaptırmak.
GÖRÜNTÜLEYİCİ
Görüntülemeyi sağlayan alet.
GÖRÜNTÜLEYEBİLMEK
Görüntüleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GÖRÜNMEZKALE
Sivas kenti, İmranlı belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
GÖRÜNTÜLEYEBİLME
Görüntüleyebilmek işi.
GÖRÜNTÜLENMEK
Görüntüleme işine konu olmak.
GÖRÜNTÜALICI
Sonradan göstermek üzere görüntüleri bir şerit üzerine kaydeden aygıt.
GÖRÜNEBİLMEK
Görünme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GÖRÜNÜRLERDE
Ortalıkta, meydanda.
GÖRÜNÇLÜKLEME
Belirli bir olguyu en iyi biçimde yansıtmak için görüntü öğelerinin alıcı önünde düzenlenmesi işi.
GÖRÜNTÜLENME
Görüntülenmek işi.
GÖRÜNGÜCÜLÜK
Gerçek olanın yalnızca görüngüler olduğunu öne süren görüş, olaycılık, fenomenizm.
Bu bölümde tanımı içerisinde GÖRÜN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ALTMIŞLIK
İçinde altmış tane bulunan. Altmış yaşında olan veya görünen.
APAÇIKLIK
Apaçık olma durumu. Bir şeyin, hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın açık bir biçimde görünmesi.
ALKARISI
Lohusalara musallat olarak onları boğduğuna inanılan görüntü, çarşamba karısı.
ALAN
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha. Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılmış olan geniş yer. Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha. Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran. Yüz ölçümü. Bir çalışma çevresi. Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü. İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası.
ALACALANMAK
Alaca bir duruma gelmek. Herhangi bir heyecan dolayısıyla benzi kızarıp bozarmak, renkten renge girmek. Eriyen karlar arasından yer yer toprak görünmek.
AHUDUDU
Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). Bu bitkinin duta benzeyen, kırmızı renkli, sulu ve kokulu yemişi, ağaç çileği, frambuaz.
AĞSI
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan.
AKSETMEK
Ses bir yere çarpıp geri dönmek, yankılanmak, yankı vermek. Evirmek, tersine çevirmek. Bir ışık veya bir şekil düz ve parlak bir yüzeye çarpıp orada aynen görünmek, yansımak. Ulaşmak, yayılmak, duyulmak.
ALDANMAK
Görünüşe bakarak yanlış bir yargıya varmak, yanılmak. Hayal kırıklığına uğramak. Havanın birden ısınmasıyla zamansız açan çiçek, soğuk sebebiyle donmak. Bir hileye, bir yalana kanmak. Avunmak, oyalanmak.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ANJİYO
Damar görüntüleme.
ANJİYOGRAFİ
Damar görüntüleme.
ALEGORİ
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
AKTARICI
Dam kiremitlerini aktarıp kırıkları yenileyen kimse. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyuran ve yayan kimse. Görüntüyü bir bölgeden başka bir bölgeye ileten araç.
AĞIL
Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer, arkaç. Hale. Bazı görüntülerdeki çok ışıklı cisimleri çevreleyen ışıklı teker.
AÇILMA
Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.
ALTINLAŞMAK
Altın durumu veya görünümü almak.
ALDATMAK
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Oyalamak, avutmak. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. Yalan söylemek. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek. Birine verilen sözü tutmamak.