Kelimeler arşivi içinde; sonunda "gen" olan, toplam 286 adet kelime bulunmaktadır. Sonu gen ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında gen olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde gen olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
DENKLEŞTİRGEN, KIVILKESİLGEN, TROPOKOLLAGEN
DEMİRDÖNEGEN, PROTOONKOGEN, YARIGEÇİRGEN, YAZILIGÜRGEN
AGLÜTİNOGEN, AMBARGÜRGEN, ANTİMUTAGEN, DEĞİŞTİRGEN, KÜÇÜKSERGEN, PLAZMALOGEN, PROKOLLAGEN, SULUSERPGEN, TRİPSİNOGEN
DİKDÖRTGEN, KARAGÜRGEN, FİBRİNOGEN, OYUMGÜRGEN, UZUNGÜRGEN, YARENNİGEN, YELEGERGEN, YÜKSELTGEN
ALADİRGEN, BÜLDÜRGEN, ÇEVRİLGEN, ÇÖLDÜRGEN, DİTSİNGEN, DÖVDÜRGEN, EMENEŞGEN, HETEROGEN, HILDIRGEN, HINDİRGEN, HİNDIRGEN, HİNDİRGEN, SEMİRTGEN, SEYİRTGEN, YENİERGEN, YİĞRENGEN
BÜKÜLGEN, ÇEKİNGEN, DEVİNGEN, DİDİNGEN, DİRENGEN, DOKUZGEN, DÖKÜLGEN, DÖVÜLGEN, ETTİRGEN, GEÇİRGEN, İĞRENGEN, İNDİRGEN, KEMİRGEN, KÖPÜRGEN, SEKİZGEN, SÖMÜRGEN, SÜRÜNGEN, YETİNGEN, ANDROGEN, AYBİRGEN, BELERGEN, BELLEGEN, BELÜRGEN, BESLEGEN, BİÇİLGEN, BİÇİRGEN, BİŞİRGEN, BİTİRGEN, BİZELGEN, BÖĞÜRGEN, Devamını Oku »»
ALTIGEN, DÖRTGEN, EDİLGEN, EVİRGEN, EZİLGEN, GEZEGEN, KÖŞEGEN, ÖVÜNGEN, ÖZENGEN, RÖNTGEN, ÜŞENGEN, YEDİGEN, ANTİGEN, BİŞEGEN, BİŞİGEN, DELEGEN, DÖNEGEN, DÜNEGEN, ERDEGEN, ERİNGEN, ERÜLGEN, ERÜRGEN, EŞİNGEN, GELEGEN, GEVİGEN, GİDEGEN, GÜLEGEN, GÜVEGEN, HİPOGEN, HOMOGEN, Devamını Oku »»
BEŞGEN, BÜZGEN, ÇEVGEN, ÇİNGEN, ÇOKGEN, DİKGEN, DİRGEN, ERİGEN, FOSGEN, GÜRGEN, MENGEN, SERGEN, YENGEN, AYEGEN, BİLGEN, BİRGEN, BİŞGEN, CERGEN, ÇEKGEN, ÇENGEN, ÇERGEN, ÇÖĞGEN, ÇÖZGEN, DIRGEN, DİLGEN, DÖLGEN, DÖNGEN, DÖŞGEN, DÜKGEN, DÜZGEN, Devamını Oku »»
ERGEN, ONGEN, ÖRGEN, ÜÇGEN, ARGEN, AYGEN, BAGEN, BÖGEN, CEGEN, CÜGEN, DEGEN, DUGEN, DÜGEN, EFGEN, ENGEN, EZGEN, FİGEN, İLGEN, KÖGEN, LEGEN, ORGEN, ÖNGEN, ÖTGEN, ÖYGEN, ÖZGEN, ÜLGEN, ÜRGEN, ÜSGEN, YEGEN, YİGEN
GEN
GEN
Geniş. Bir süre sürülmeyerek boş bırakılmış (tarla). İçinde bulunduğu hücre veya organizmaya özel bir etkisi olan, kuşaktan kuşağa ve hücreden hücreye geçen kalıtımsal öge. Üçgen, dörtgen vb. geometri terimlerinde "kenarlı" anlamıyla kullanılan bir söz.
TROPOKOLLAGEN
Bağ dokusundaki fibroblâstlar tarafından sentezlenip zemin maddesine salgılanan, üç tane sarmal şeklindeki polipeptit zincirinin birbirleri üzerine sarılması sonucu oluşan ve kollageni meydana getiren birimler.
YARIGEÇİRGEN
Kimi özdecik ya da yükünleri geçirip kimilerini geçirmeyen (zar, ekran vb.).
AGLÜTİNOGEN
Aglütinin meydana getiren her hangi bir madde.
SULUSERPGEN
Yelle birlikte yağan kar ve yağmur.
DEMİRDÖNEGEN
Yularda çenenin yanına rastlayan kısım.
ANTİMUTAGEN
Mutagenin etkisini değiştiren ya da mutasyon hızını düşüren herhangi bir madde.
YAZILIGÜRGEN
Sakarya şehrinde, Karapürçek belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
PROKOLLAGEN
Özel terminal peptitlerin ayrılmasından sonra tropokollageni oluşturan, telsi protein kollagenin öncüsü.
PLAZMALOGEN
Hayvanların yüreğinde ve beynindeki hücre zarlarında bulunan fosfatidiletanolamin, fosfatidilkolin gibi fosfolipitler.
KIVILKESİLGEN
Çözgen içinde yükünlerine tümüyle ayrılan özdek.
AMBARGÜRGEN
Ordu ili, Akkuş ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.
KÜÇÜKSERGEN
Şanlıurfa ilinde, Suruç belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
DENKLEŞTİRGEN
Ucaylı ışığın iki birleşeni arasındaki evre kaymasını ölçen aygıt.
DEĞİŞTİRGEN
Değişkenlerin yanı sıra dursayı gibi görülen, ancak her yeni değeri için işlevi değiştiren cebirsel simge ya da sayı. Bir işlevin uzbilimsel yazımına giren, dileğe bağlı değerler alabilen bir nicelik.
PROTOONKOGEN
Hücre büyümesi ve çoğalmasını kontrol eden proteini kollayan gen; ya proteinin yapısındaki bir değişmeyle ya da proteini kollayan segmentteki bir değişmeyle sonuçlanan bir onkogene dönüşebilen gen. Hücresel onkogenler.
Bu bölümde tanımı içerisinde GEN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
ABANİ
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş. Bu kumaştan yapılmış.
AKÇÖPLEME
Zambakgillerden, yapraklarının uzun, geniş olması, çiçeklerinin güzelliği dolayısıyla bahçe çiçekleri arasına giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album).
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ACILAŞMAK
Tadı bozulmak, acı olmak. Konuşma sert bir durum almak, kırıcılaşmak. Dokunaklı duruma gelmek. Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek.
AKILCILIK
Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı, usçuluk, akliye, rasyonalizm, deneycilik karşıtı. Akla ve akıl yolu ile varılan yargıya inanma, akla aykırı veya akıl dışı hiçbir şeyi tanımama davranışı ve tutumu, akliye, rasyonalizm. Bilginin evrensellik ve zorunluluğunun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değil, yalnızca akıldan çıkartılabileceğini savunan öğreti, rasyonalizm.
AHTAPOT
Kafadan bacaklılardan, dokunaçlı bir tür mürekkep balığı (Octopus). Genellikle burun zarı üzerinde çıkan bir ur türü, polip.
ABAJUR
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi. Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba.
AKAMBER
Özellikle amber balığının bağırsaklarından çıkarılan, kül renginde, yapışkan, bükülgen ve misk gibi kokusu olan bir taş. Sıcak ülkelerde yetişen bir ağaçtan elde edilen katı, güzel kokulu reçine.
AÇAN
Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı.
AKAĞAÇ
Gürgengillerin, kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü (Zelkova carpinifolia).
AKBABAGİLLER
Gündüz yırtıcıları alt takımının, kanatları geniş ve büyük olan, iyi uçan büyük kuşları içine alan bir familyası.
AĞIRŞAKLANMAK
Ergenlik döneminde çıbanda veya memede ağırşak biçiminde bir tümsek oluşmak.
AĞA
Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse. Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen unvan. Osmanlı Devleti'nde bazı kuruluşların başında bulunanlara verilen resmî san. Ağabey. Cömert, eli açık. Okuryazar olmayan yaşlı kimselerin adlarıyla birlikte kullanılan san. Koca.
ABLA
Bir kimsenin kendisinden büyük olan kız kardeşi. Erkeklerin kız veya kadınlara seslenirken söyledikleri söz. Büyük kız kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen kız veya kadın. Genelev veya randevuevi işletmecisi kadın, çaça, mama (II).
ABLATYA
Uzunluğu 150, genişliği 4-10 kulaç olan, geniş gözlü bir balık ağı türü.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ADAMOTU
Patlıcangillerden, geniş yapraklı, mavi çiçekli, meyveleri sarı, çok yıllık bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis).
AKIN
Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılmış olan baskın. Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum. Kazak ve Kırgız Türklerinin saz şairlerine verdiği ad.
AĞIT
Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi. Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi. Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı, sagu, mersiye.