Kelimeler arşivi içinde; başında "eğ" olan, toplam 339 adet kelime bulunmaktadır. eğ ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu eğ ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde eğ olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
EĞİTİLEBİLİRLİK, EĞLENDİREBİLMEK
EĞLENDİREBİLME
EĞERLİDEREKÖY, EĞERLİKOZÖREN, EĞİTİLEBİLMEK
EĞDİREBİLMEK, EĞERCEMAYANA, EĞERLİALÖREN, EĞERLİBAŞKÖY, EĞİTBİLİMSEL, EĞİTİLEBİLİR, EĞİTİLEBİLME, EĞİTİMSİZLİK, EĞLENEBİLMEK
EĞDİREBİLME, EĞİLEBİLMEK, EĞİTEBİLMEK, EĞİTİMCİLİK, EĞLENDİRMEK, EĞLENEBİLME, EĞRETİLEMEK, EĞRİLCENOTU
EĞDİLENMEK, EĞECİUŞAĞI, EĞERLENMEK, EĞERTAŞLAR, EĞİLEBİLME, EĞİNDİRLİK, EĞİTEBİLME, EĞİTİCİLİK, EĞİTMENLİK, EĞİTSELLİK, EĞLENCELİK, EĞLENCESİZ, EĞLENDİRİŞ, EĞLENDİRME, EĞLENİLMEK, EĞREKLEMEK, EĞRETİLEME, EĞRİDEMİRİ, EĞSERİMIHI
EĞDİLEMEK, EĞDİRTMEK, EĞEBİLMEK, EĞEDEMİRİ, EĞELEŞMEK, EĞERBELLİ, EĞERKIRAN, EĞEŞLEMEK, EĞİLİMSİZ, EĞİMÖLÇER, EĞİNDİRİK, EĞİSTİREN, EĞİTBİLİM, EĞİTİLMEK, EĞİTİMSEL, EĞİTİMSİZ, EĞLENCELİ, EĞLENDİRİ, EĞLENHOCA, EĞLENİLME, EĞMALACIK, EĞNELBAŞI, EĞREKDERE, EĞRETİLİK, EĞRETİLUK, EĞRİAMBAR, EĞRİBASAN, EĞRİBAYAT, EĞRİBELEN, EĞRİBUCAK, Devamını Oku »»
EĞARBERİ, EĞDİRMEK, EĞDİRTME, EĞEBİLME, EĞELEMEK, EĞERCİLİ, EĞEREMEK, EĞERKAŞI, EĞİDEMİR, EĞİKKIYI, EĞİLİMLİ, EĞİLTMEK, EĞİNBELE, EĞİNTİLİ, EĞİRTMEÇ, EĞİRTMEK, EĞİTİLME, EĞİTİMCİ, EĞİTİMLİ, EĞLENMEK, EĞLEŞMEK, EĞLETMEK, EĞLİKLER, EĞMENMEK, EĞNENMEK, EĞNİKSİZ, EĞRATLIK, EĞRATLUK, EĞRİAĞAÇ, EĞRİDERE, Devamını Oku »»
EĞDEMİR, EĞDİRİŞ, EĞDİRME, EĞEBERİ, EĞELEME, EĞELMEK, EĞERCEK, EĞERİME, EĞERLİK, EĞERLİM, EĞERMEK, EĞEŞMEK, EĞIÇMEÇ, EĞİKLİK, EĞİLBAŞ, EĞİLCAN, EĞİLCEN, EĞİLLER, EĞİLMEK, EĞİLMEZ, EĞİMSİZ, EĞİNBAŞ, EĞİNGEÇ, EĞİNMEK, EĞİRCEK, EĞİRDİR, EĞİRGEÇ, EĞİRLER, EĞİRMEÇ, EĞİRMEG, Devamını Oku »»
EĞECEN, EĞELCE, EĞELİK, EĞEMEK, EĞERCİ, EĞEREK, EĞEREM, EĞERİM, EĞERTİ, EĞEŞCİ, EĞİLCE, EĞİLİC, EĞİLİM, EĞİLİŞ, EĞİLME, EĞİMLİ, EĞİNDÜ, EĞİNEK, EĞİNİK, EĞİNLİ, EĞİNME, EĞİNTİ, EĞİRME, EĞİŞİK, EĞİTİM, EĞİTME, EĞLEME, EĞRETİ, EĞRİCE, EĞRİÇE, Devamını Oku »»
EĞBER, EĞECE, EĞEĞİ, EĞEMİ, EĞENK, EĞENS, EĞENZ, EĞERE, EĞEYİ, EĞEZE, EĞFAN, EĞGEL, EĞİCE, EĞİNÇ, EĞLEK, EĞLEN, EĞLİK, EĞLİM, EĞMEÇ, EĞMEK, EĞMEL, EĞMİR, EĞMÜR, EĞNEL, EĞNER, EĞNİK, EĞNİR, EĞPİN, EĞRAN, EĞRAT, Devamını Oku »»
EĞBE, EĞDİ, EĞEÇ, EĞEF, EĞEK, EĞEN, EĞER, EĞES, EĞEŞ, EĞEY, EĞEZ, EĞGİ, EĞİÇ, EĞİK, EĞİL, EĞİM, EĞİN, EĞİR, EĞİŞ, EĞİT, EĞLİ, EĞME, EĞNİ, EĞRE, EĞRİ, EĞSE, EĞSİ, EĞŞİ, EĞVA, EĞZA
EĞA, EĞE, EĞİ, EĞN, EĞZ
EĞ
EĞ
Vücuttaki eklem yerleri. Parmak boğumu. Peki, öyle olsun anlamında. Etek: Eğinden aldım yakasına yamadım. Araba dingili.
EĞİTİLEBİLMEK
Eğitilme imkânı veya olasılığı bulunmak.
EĞERLİKOZÖREN
Ankara şehrinde, Güvem bucağına bağlı bir yer.
EĞLENDİREBİLME
Eğlendirebilmek işi.
EĞERLİBAŞKÖY
Ankara şehri, Güvem bucağına bağlı bir yer.
EĞİTBİLİMSEL
Eğitbilimle ilgili.
EĞERLİDEREKÖY
Ankara ili, Güvem bucağına bağlı bir yer.
EĞLENEBİLMEK
Eğlenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
EĞERCEMAYANA
Lohusa kadınlara, sancılarını dindirmek için, kaynatılıp suyuna şeker koyularak içirilen kokulu bir otun tohumu.
EĞİTİLEBİLİR
Anlık gelişimi bakımından geri olan çocuklar arasında sınırlı da olsa bir okul öğrenimi gücü gösterenler. (Genel olarak Z. B.'leri 50-75 arasındadır.).
EĞİTİLEBİLİRLİK
Bir kimsenin öğretimden, deneylerden yararlanabilme, yeniden karşılaştığı koşullara uyabilmesi durumu.
EĞERLİALÖREN
Ankara şehrinde, Güvem nahiyesine bağlı bir bölge.
EĞİTİMSİZLİK
Eğitimsiz olma durumu.
EĞDİREBİLMEK
Eğdirme imkânı veya olasılığı bulunmak.
EĞLENDİREBİLMEK
Eğlendirme imkânı veya olasılığı bulunmak.
EĞİTİLEBİLME
Eğitilebilmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde EĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
ACEMİ
Bir işin yabancısı olan, eli işe alışmamış, bir işi beceremeyen. Saraya yeni alınmış cariye. İşinde, mesleğinde yeni olan, toy. Bir yere, bir şeye yabancı olan.
ACYO
Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark. Bankaların senetli kredi işlemlerinde yaptıkları tahsilat. Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.
ADİ
Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan. Bayağı. Aşağılık, alçak.
ABES
Gereksiz, yersiz, boş. Akla ve gerçeğe aykırı. Gereksiz bir biçimde.
AÇGÖZLÜ
Mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen, açgöz, gözü aç, doymaz, gözü doymaz, tamahkâr, haris, hırslı, tokgözlü karşıtı.
AÇILIM
Açılma işi. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapma. Yeni bir bakış açısı getirme. Sağ açıklık. Bir kısaltma veya formülün açık biçimi.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ABANMAK
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.
ADAPTÖR
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.
ACELECİ
Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.
ADAMAKILLI
Gereğinden çok, iyice, bir güzel, bir temiz.
ABARTMAK
Bir nesneyi veya durumu olduğundan daha önemli, daha büyük veya daha çok göstermek, mübalağa etmek. Bir iş, bir davranış vb.nde gereğinden fazlasına kaçmak, aşırıya kaçmak.
ADAMAK
Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.
ABRA
Dara. Angarya, yük. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Denge.
ADIM
Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.
ACAYİP
Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.