Kelimeler arşivi içinde; başında "cele" olan, toplam 19 adet kelime bulunmaktadır. cele ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu cele ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde cele olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
CELERMEK, CELEPTAŞ, CELEPLİK, CELEPLER, CELEPKÖY
CELEBCİ, CELEBÇİ, CELEPCİ, CELEPÇİ
CELEBA, CELEBİ, CELENK
CELEV, CELEP, CELEN, CELEK, CELEF, CELEB
CELE
CELE
Karışık atılmış veya yığılmış ot, arpa, buğday sapı. Kuş yakalamak için at kılından veya iplikten yapılmış tuzak. At kılından veya iplikten yapılmış ilmik.
CELEPLER
Bursa ili, Orhaneli belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Kastamonu şehri, İğdir bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
CELEBÇİ
Hayvan ticareti yapan kişi.
CELENK
Evin saçağı.
CELERMEK
Hayvan, zehirli ot yiyerek ölmek. Sinirlenerek gözlerini açıp bağırmak. Büyüklere karşı gelmek. Hastalıktan kalkmak, iyi olmak.
CELEV
Kasaplık için toplanan koyun, keçi, sığır.
CELEPTAŞ
Isparta şehri, Kumdanlı nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
CELEPLİK
Celepçinin yaptığı iş, celepçilik.
CELEP
Koyun, keçi, sığır vb. kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse. İç oğlanı.
CELEPÇİ
Koyun, keçi, sığır ve benzerleri kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse. Hayvan ticareti yapan kişi.
CELEBCİ
Hayvan ticareti yapan kişi.
CELEN
Canlı, becerikli, eli çabuk. Kurnaz.
CELEBİ
Kazanç gayesiyle toptan alınan eşya.
CELEPKÖY
İstanbul ilinde, Karacaköy bucağına bağlı bir bölge.
CELEBA
Kayınbirader.
CELEPCİ
Hayvan ticareti yapan kişi. Celep, hayvan pazarlamacısı.
Bu bölümde tanımı içerisinde CELE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AERODİNAMİK
Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkiyi inceleyen bilim. Gazların hareketini inceleyen bilim dalı. Bu bilim alanlarıyla ilgili olan.
ACUL
Aceleci. Hızlı, çabuk.
ANATOMİ
İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim, teşrih. Beden yapısı, gövde yapısı. Bir şeyin oluşumunda göze çarpan özel yapı.
AVARIZ
Kazalar, belalar. Engebe. Osmanlılarda önceleri yalnız olağanüstü durumlarda, sonraları ise sürekli olarak halktan toplanan vergi.
ACELECİLİK
Aceleci olma durumu, ivecenlik.
AKTİNOLOJİ
Güneş ışınlarının hem insan hem de bütün canlılar üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı.
AÇINSAMAK
Bir yerin özelliklerini ortaya çıkarmak için araştırma ve inceleme yapmak, istikşaf etmek.
ATIŞTIRMAK
Acele olarak yemek ya da içmek. Yağmur veya kar serpiştirmek.
ARAŞTIRMACI
Araştırma yapan, inceleyen kimse, araştırıcı, araştırman, mütetebbi.
AŞIRMAK
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek. Çalmak, çalıp götürmek, araklamak. Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek. Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak.
AHLAKÇI
Ahlak konularını inceleyen filozof veya bu konularla uğraşan kimse. Her şeyi ahlak açısından değerlendiren, törelci, aktöreci, moralist.
ALAMİNÜT
Acele, çabuk.
BAKMAK
Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Yoklamak, incelemek, denemek. Anlamak, farkına varmak. Gözetmek, korumak. İlgilenmek. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Beslemek, geçindirmek. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Renklerde benzemek, andırmak. Bir iş birinden beklenmek. Hastayı muayene etmek. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Tedavi etmek için ilgilenmek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Aramak. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Uğraşmak, meşgul olmak.
ANJİYOLOJİ
Kan ve lenf damarlarını inceleyen bilim dalı.
ANTROPOLOJİ
İnsanın kökenini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim, insan bilimi.
AD
Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz, isim, nam. Canlı ve cansız varlıkları, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelime, isim. Sayma. Sayılma. Herkesçe tanınmış veya işitilmiş olma durumu.
ALİTERASYON
Şiir ve nesirde uyum sağlamak için söz başlarında ve ortalarında aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması.
ANLAMAK
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Sorup öğrenmek. Yarar sağlamak. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Doğru ve yerinde bulmak.
AYAKÜSTÜ
Oturmadan, ayakta durarak. Kısa sürede, acele olarak, ayaküzeri.
ANAHTAR
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Kurgu. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Herhangi bir olayda belirleyici olan. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Vesile, araç, vasıta.