Kelimeler arşivi içinde; başında "cağ" olan, toplam 38 adet kelime bulunmaktadır. cağ ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu cağ ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde cağ olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
CAĞILDAŞMAK, CAĞIŞTATMAK, CAĞIZLANMAK
CAĞILDAMAK, CAĞIŞTAMAK
CAĞILLIK, CAĞILDAK, CAĞLAMAK, CAĞATAYI, CAĞNAMAK, CAĞŞAMAH, CAĞŞAMAK, CAĞTORBA
CAĞLAMA, CAĞIŞDI, CAĞILTI, CAĞYİRİ, CAĞILDI, CAĞANAK
CAĞŞIR, CAĞÇİK, CAĞCIN, CAĞANA, CAĞLAK, CAĞŞAK, CAĞLIH, CAĞLIK, CAĞART, CAĞNAK
CAĞIL, CAĞNA, CAĞAZ, CAĞCA, CAĞLA
CAĞE, CAĞA, CAĞU
CAĞ
CAĞ
Parmaklık, korkuluk. Hamam, duş, banyo vb. yerlerde atık suyun akmasını sağlayan delik. Lavabo, banyo. Büyük bez veya deri torba, cav.
CAĞIŞTATMAK
Zincir, çakıltaşı gibi şeyleri birbirine sürterek veya sallayarak ses çıkartmak.
CAĞILDAK
Çağlayan. Çocuk oyuncağı. Pis, dağınık kişi. Değirmende buğdayın bittiğini haber veren bir aygıt.
CAĞILDAŞMAK
Kavga etmek.
CAĞIZLANMAK
Oyunda mızıkçılık etmek.
CAĞATAYI
Baştan savma, gelişigüzel yapılan iş.
CAĞLAMAK
Su ses çıkarmak, çağlamak. Yansılamak, benzerini yapmak.
CAĞIŞDI
Gürültü, hafif gürültü.
CAĞIŞTAMAK
Kuru yaprak, kuru bitki ses çıkarmak, hışırdamak. Para, zincir, çakıltaşı gibi cisimler birbirine çarparak ses çıkarmak, şakırdamak.
CAĞILLIK
Çakıllı yer.
CAĞŞAMAH
Gevşemek, birbirinden ayrılmak, eskimek.
CAĞNAMAK
Hayvanlar yerde keyifle yuvarlanmak.
CAĞŞAMAK
Gevşemek, birbirinden ayrılmak, eskimek. Para, zincir, çakıltaşı gibi cisimler birbirine çarparak ses çıkarmak, şakırdamak.
CAĞLAMA
Baştan savma, gelişigüzel yapılan iş.
CAĞILDAMAK
Gürültü etmek. Öğüt verircesine ağır konuşmak. Su ses çıkarmak, çağlamak.
CAĞTORBA
Büyük bez veya deri torba, tuluk.
Bu bölümde tanımı içerisinde CAĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AŞILAMAK
Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek, aşı yapmak. Birtakım düşünce veya duyguları başkasına benimsetmek, telkin etmek, etkilemek. Soğuğa sıcak, sıcağa soğuk su katmak. Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağacın bir parçasını anaç üzerine kaynaştırarak üretmek. Başkasına hastalık geçirmek.
ALACAKLI
Birinden alacağı olan (kimse), borçlu ve verecekli karşıtı.
ALEMDAR
Bayrağı veya sancağı taşıyan kimse. Önder.
BACABAŞI
Ocağın üstündeki raf.
AHİ
Cömert. Kardeş. Ahilik ocağından olan kimse.
ACIMAK
Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Merhamet etmek. Acılı, ağrılı olmak.
AŞILAMA
Aşılamak işi, telkih. Yeni aşılanmış ağaç. Aşılanmış (ağaç). Bu yolla elde edilmiş. Soğuğa sıcak, sıcağa soğuk su katma. Bitkilerin aşı yoluyla üretilmesi, ilkah.
BACAKSIZ
Bacağı olmayan. Bacakları kısa olan, kısa boylu, bodur. Yaramaz. Yaşından büyük işlere kalkışan çocuklara söylenen bir söz.
APIŞMAK
Hayvan yorgunluktan bacaklarını birbirinden ayırarak çöküvermek. Ne yapacağını kestirememek, şaşırmak. Oturmak, bacakları ayırarak çömelmek.
ANAYASA
Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi. Temel, esas.
ASESBAŞI
Yeniçeri Ocağındaki askerî görevinin yanı sıra, başkentin düzenini korumakla da yükümlü olan yirmi sekizinci ortanın çorbacıbaşısı.
BABAEVİ
Baba ocağı.
BACA
Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan yol. Çatı penceresi. Su yolu, lağım, maden ocağı vb. yer altı yapılarının hava deliği.
AHİRET
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.
BACAKLI
Bacağı olan. Felemenk altını. Bacakları uzun olan, uzun boylu.
ANA
Anne. Temel, asıl, esas. Alacağın veya borcun, faizin dışında olan bölümü. Yaşlı kadınlara saygılı bir seslenme sözü. Yavrusu olan dişi hayvan. Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye sıfat olarak geldiğinde o çizginin, belirli bir kural altında hareket ederek bir yüzey oluşturmaya yaradığını anlatan bir söz. Velinimet. Dinî bakımdan aziz tanınan bazı kadınlara verilen saygı unvanı.
AFAL
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez.
ASES
Osmanlı Devleti'nde Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından önceki güvenlik görevlisi. Gece bekçisi.
ARİYA
Sancağı, yelkeni veya sereni direkten aşağı alma.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.