BELİ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "beli" olan, toplam 69 adet kelime bulunmaktadır. beli ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu beli ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde beli olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

17 harfli kelimeler

BELİRGİNLEŞTİRMEK, BELİRSİZLEŞEBİLME, BELİRSİZLEŞTİRMEK, BELİTLENEBİLİRLİK

16 harfli kelimeler

BELİRGİNLEŞTİRME, BELİRLENMEZCİLİK, BELİRSİZLEŞTİRME

15 harfli kelimeler

BELİRTİLEBİLMEK, BELİRLENİMCİLİK

14 harfli kelimeler

BELİRTİLEBİLME, BELİRSİZLEŞMEK, BELİRGİNLEŞMEK, BELİRTİLMEZLİK

13 harfli kelimeler

BELİRLENMEZCİ, BELİRSİZLEŞME, BELİRTİSİZLİK, BELİRGİNLEŞME, BELİRTEBİLMEK

12 harfli kelimeler

BELİRLENİMCİ, BELİRTEBİLME

11 harfli kelimeler

BELİRSİZLİK, BELİZIBINIM, BELİRTİLMEK, BELİRLEŞMEK, BELİRLENMEK, BELİRGİNLİK

10 harfli kelimeler

BELİRLİLİK, BELİTLEMEK, BELİRTİSİZ, BELİKLEMEK, BELİRTİLME, BELİRTİLİŞ, BELİRTİLEN, BELİNLEMEK, BELİRLENME, BELİRLENİM, BELİRLEMEK

9 harfli kelimeler

BELİRLEME, BELİKLEME, BELİRTKEN, BELİRTİLİ, BELİNLEME, BELİRTMEK, BELİSIRMA, BELİTLEME, BELİYARMA

8 harfli kelimeler

BELİŞMEK, BELİTKEN, BELİRTME, BELİRTKE, BELİRTİŞ, BELİRGİN, BELİRTİM, BELİRMEK, BELİRSİZ, BELİRTİK, BELİRTEV, BELİRTEN, BELİRTEÇ

7 harfli kelimeler

BELİRME, BELİRTİ, BELİTKE, BELİRLİ

6 harfli kelimeler

BELİYE

5 harfli kelimeler

BELİZ, BELİK, BELİĞ, BELİT

4 harfli kelimeler

BELİ

Bazı kelimelerin anlamları

BELİ

Evet.

BELİRLENMEZCİ

Belirlenmezcilik yanlısı olan, yad gerekirci, indeterminist.

BELİRSİZLEŞME

Belirsizleşmek durumu.

BELİRTİLEBİLME

Belirtilebilmek işi.

BELİRGİNLEŞTİRME

Belirgin duruma getirme.

BELİRLENMEZCİLİK

Nedensellik yasasına bağlı olmayan, bir sebebe bağlanmayan olay ve durumların da bulunduğunu öne süren görüş, yad gerekircilik, indeterminizm. İnsan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın özgür iradesinin nedensellik yasasına bağlı olmadığını savunan görüş, yad gerekircilik, indeterminizm.

BELİRSİZLEŞTİRME

Belirsizleştirmek işi.

BELİRGİNLEŞTİRMEK

Belirgin duruma getirmek.

BELİRSİZLEŞMEK

Belirsiz bir duruma gelmek.

BELİRGİNLEŞMEK

Belirgin duruma gelmek.

BELİRSİZLEŞEBİLME

Belirsizleşebilmek işi.

BELİTLENEBİLİRLİK

Belitlenebilen kuram.

BELİRSİZLEŞTİRMEK

Belirsiz bir duruma getirmek.

BELİRTİLEBİLMEK

Belirtilme imkânı veya olasılığı bulunmak.

BELİRLENİMCİLİK

Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti, gerekircilik, determinizm.

BELİRTİLMEZLİK

Nicemde, erke ya da zaman gibi eş çift değişkenlerin her ikisinin birden kesinlikle ölçülemezliği ilkesi. (?E?t ~ h).

  -   -   -  

Anlamında BELİ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde BELİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AKUPUNKTUR

Vücudun belirli noktalarına genellikle altın iğne batırılarak yapılmış olan tedavi.

AKIŞ

Akma işi. Belirlenen biçimde, kurallarına ve doğasına uygun olarak gerçekleşme. Akın. Geçip gitme, sürüp gitme.

AFERİN

Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz, bravo. Öğrencilere verilen beğenme ve takdir kâğıdı.

ADIM

Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.

AKUZATİF

Belirtme durumu.

AFİŞE

"Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak" anlamlarındaki afişe etmek, "bir kimse bilinmeyen bir yönüyle tanınmak" anlamındaki afişe olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz. Açıklanmış.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

AKSİYON

Bir kuvvetin, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması. Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. Oyunun temasını geliştiren başlıca olay, hikâye, gelişim. Sermayenin belirli bir bölümü. Hisse senedi. Hareket, iş. İnsan etkinliğinin veya iradesinin açığa çıkması.

AÇILMA

Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.

ABONELİK

Abone olma durumu. Belirli sayıda abonesi olan.

AKSİYOM

Belit.

ACENTE

Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.

AKARSU

Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.

ALAMET

Belirti, işaret, iz, nişan. Büyüklük, irilik bakımından şaşılacak durumda olan nesne.

AĞARTI

Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler.

AÇIKLAMAK

Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.

ALAYLI

Erlikten yetişmiş, askerî okullarda okumadan başarı gösterip rütbe alan ve yükselen subay. Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan (kimse), mektepli karşıtı. Gösterişli, görkemli, debdebeli. Alay edici, küçümseyici, müstehzi.

AÇIKLAYICI

Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.

ADA

Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire. Tali yoldan ana yola güvenli çıkışı sağlamak için tali yolun sağ tarafına yapılan, çizgilerle ayrılmış bölüm. Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapılar topluluğu. Kavşaklarda trafiği düzenleyici, yönlendirici veya ayırıcı olmak üzere bordürle sınırlandırılmış veya yer çizgileriyle belirlenmiş alan.

AÇIKTAN

Bir yerin uzağından. Ayrıca, ek olarak. Sıra ve aşama gözetilmeden, dışarıdan atayarak. Önceden belirlenmiş bir bütçeye bağlı kalmaksızın.