Kelimeler arşivi içinde; sonunda "ahal" olan, toplam 16 adet kelime bulunmaktadır. Sonu ahal ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında ahal olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde ahal olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
DEREMAHAL
EBİCAHAL, KÖRPAHAL, MÜZMAHAL
AKTAHAL, MACAHAL
MAHAL, PAHAL, BAHAL, CAHAL, ÇAHAL, DAHAL, NAHAL, SAHAL, TAHAL
AHAL
AHAL
Ağıl. (Akbaş Güdül Ankara).
BAHAL
Tarçın.
MAHAL
Yöre (I).
TAHAL
Arpa, buğday, yulaf ve benzerleri ürünler, tahıl. Tahıl. Bir yıl için öğütülmüş olan buğday. (Tepecik Tavşanlı Kütahya). Edirne ilinde, Havsa ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
NAHAL
Nasıl, ne durumda. Ne kadar çok, ne çok.
MACAHAL
Beceriksiz.
ÇAHAL
Sığır ve atların alnında bulunan beyaz leke. Yaramaz, huysuz, kötü. Çakal.
EBİCAHAL
Küçük kavun ve karpuz.
CAHAL
Genç, cahil. Cahil. Arapça kökenli câhil: cahil; genç. Cahil, karşılığı cayil. Genç.
DAHAL
Tez canlı, evecen.
AKTAHAL
Buğday.
KÖRPAHAL
Herhangi bir işi aksatan, geciktiren.
MÜZMAHAL
İşe yaramaz duruma gelmiş. Yitme, yok olma.
SAHAL
Sakal.
PAHAL
Ters, aksi. Ağır, hantal.
DEREMAHAL
Yozgat şehrinde, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
Bu bölümde tanımı içerisinde AHAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İRAP
"Hiçbir değeri ve önemi yok" anlamındaki irapta mahalli yok ve iraptan mahalsiz deyimlerinde geçen bir söz.
FİYATLI
Fiyatı olan. Pahalı.
AMELİYAT
Hasta üzerinde tedavi amacıyla uygulanan kesme ve dikme işlemi, cerrahi müdahale, operasyon. İşler, faaliyetler.
FİYATLANMAK
Bir şeyin fiyatı yükselmek, pahalılaşmak.
HALK
Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Yaratma.
DEİZM
Tanrı'yı yalnızca ilk sebep olarak kabul eden, evreni bir Tanrı'nın yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiçbir müdahalesi olmadığını ve olmayacağını savunan, vahyi reddeden görüş.
KAZIKÇI
Alışverişte aldatan, pahalı mal satan kimse.
EL
Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü. Ülke, yurt, il. Kez, defa. Halk, ahali. İskambil oyunlarında her bir tur. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü. Yakınların dışında kalan kimse, yabancı. Oba, aşiret. Sahiplik, mülkiyet. İskambil oyunlarında oynama sırası.
KARIŞMAK
İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek. Müdahale etmek, araya girmek. Bir araya gelmek, katılmak. Düzensiz, dağınık olmak. Bulanmak, duruluğunu yitirmek. İlgilenmek, müdahale etmek, el atmak. Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek. Engellemek, araya girmek. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak.
İSTİFÇİLİK
İstifçinin yaptığı iş. İleride bulunmayacağı veya pahalılaşacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma, stokçuluk.
AKSAKAL
Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. Ermiş, evliya. Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse, duayen.
ENFLASYON
Para şişkinliği. Pahalılık. Gereğinden fazla artış, şişkinlik.
GENELEV
Genel kadınların erkek kabul ettikleri yer, aşağı mahalle, kırmızıfener, koltuk, kerhane, umumhane.
KAZIKLAMAK
Bir tarla veya arsanın sınırını belirtmek için kazık çakmak. Kazık cezasına çarptırmak. Bir malı, bir kimseye değerinden çok pahalıya satmak, alışverişte aldatmak.
GETTO
Avrupa ülkelerinde Yahudilerin gönüllü olarak veya zorlanarak yerleştirildikleri ve her türlü gereksinimini başka yere gitmeden karşılayabildikleri mahalle, Yahudi mahallesi. Bir yerleşim bölgesinin, aynı şehirden gelen insanların yerleştiği bölümü.
HOŞGÖRÜLÜ
Hoşgörüsü olan, hoşgörüyle davranan, hoşgörü sahibi, müsamahalı, toleranslı.
BEVVAP
Kapıcı. Mahalle okullarında hademe.
KARIŞMA
Karışmak işi. Düzeni bozulma. Engelleme, araya girme, müdahale.
İLİŞMEK
Bir şeye hafifçe dokunmak, takılmak. Değinmek, sözünü etmek. Şaka etmek. Elini sürmek, dokunmak. Bir şeyin kenarına kısa bir süre için oturmak. Karışmak, rahat vermemek, müdahale etmek.
GÖÇMEK
Yerleşmek amacıyla mahalle, köy, şehir veya ülke değiştirmek. Oturmak. Ölmek. Çökmek. Bazı hayvanlar, sıcak iklimli ülkelere gitmek.