ŞANT ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "şant" olan, toplam 10 adet kelime bulunmaktadır. şant ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu şant ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde şant olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

ŞANTAJCILIK

8 harfli kelimeler

ŞANTAFLI, ŞANTAJCI

7 harfli kelimeler

ŞANTİYE, ŞANTUNG

6 harfli kelimeler

ŞANTAF, ŞANTAJ, ŞANTÖR, ŞANTÖZ

4 harfli kelimeler

ŞANT

Bazı kelimelerin anlamları

ŞANT

Bir yana veya tarafa dönme, uğramadan geçme. Başta kan damarları olmak üzere kanallar arasında oluşan ve birinden diğerine kan akımını sağlayan normal dışı geçit veya anastomoz. Bu tür bir değişim trombozu takiben olduğu üzere fizyolojik olarak veya bir yapılış bozukluğunda kaynaklanabilir. Cerrahi olarak damarlar arasında anastomoz oluşturulması veya oluşan anastomoz.

ŞANTÖZ

Kadın şarkıcı.

ŞANTAF

Çalım, süs.

ŞANTÖR

Erkek şarkıcı.

ŞANTİYE

Yapı gereçlerinin yığılıp saklandığı veya işlendiği yer. Gemi tezgâhı. İnşa durumundaki ev, fabrika, baraj vb. her türlü yapı. Ev, fabrika, baraj vb.nin yapımının sürdüğü yer, yapı yeri.

ŞANTAJ

Herhangi bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutma.

ŞANTAJCILIK

Şantajcı olma durumu.

ŞANTAJCI

Şantaj yapan.

ŞANTAFLI

Eğlenceli.

ŞANTUNG

Genellikle yazlık giyim eşyası yapılan, üzerinde kendinden desenli çizgileri bulunan, ham ipekle dokunmuş kumaş.

  -   -   -  

Anlamında ŞANT bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ŞANT geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BİTNİK

Genel davranışları ve hırpani giysileri ile toplum hayatından kopma eğilimi gösteren ve toplum dışında bir yaşantısı olan genç.

DOĞUŞTANCILIK

Herhangi bir canlı türünün yapısal ve görevsel gelişiminde yaşantı, öğrenme vb. edinilmiş faktörlere değil, kalıtımla ilgili olanlara ağırlık ve öncelik veren görüş, fıtriye, nativizm.

NİTELİK

Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite.

CEZA

Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım.

ÇAĞRIŞIMCILIK

Bütün bellek işlemlerini, aklın bütün ilkelerini hatta bellek hayatının hepsini, düşüncelerin çağrışımı ile açıklamak isteyen öğreti. Tüm zihinsel işlemleri ve usun bütün ilkelerini düşüncelerin çağrışımı ile açıklamaya çalışan felsefe görüşü. Nedensellik ve ereklilik gibi zihinsel ilkelerin aslında sürekli yaşantılar sonucu elde edilen alışkanlıkların ürünü olduğunu ileri süren öğreti. Anlık süreçlerinin öncelikle uyaran, düşünü ve kavramlar arasında, zaman ve yer birliği yolu ile kurulan çağrışım ilişkilerinden oluştuğunu savunan öğreti.

DENEYSELCİLİK

Gerçek bilginin ancak deney yoluyla elde edilebileceğini, bilgilerimizin varsayıma dayanan bir nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini, değerler ile ahlaklılığın mutlak değil, toplumsal olduğunu ileri süren öğreti, eksperimantalizm. Gerçek bilginin ancak deney yolu ile elde edilebileceğini; bilgilerimizin varsayımsal nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini; değerler ile ahlaklılığın saltık değil, görgül ve toplumsal olduğunu ileri süren öğreti. Yaşantıların, ülküler, değerler ve bilgi yöntemlerinin yeterli bir kaynağı olduğuna inanan, gerçeğin insan yaşantılarından oluştuğunu benimseyen görüş.

BAŞANTRENÖRLÜK

Başantrenörcü olma durumu. Başantrenörcünün yaptığı iş.

ALEGORİ

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.

ANILAMA

Herhangi bir yaşantının bitiminde, kişinin hiç değilse kendi kendine, yaşantılarını sözlü olarak anıp yinelemesi.

PATRONAJ

Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılmış olan yardım çalışması. Yönetim, gözetim.

AVRUPALILAŞMAK

Avrupalıların düşünce, davranış ve yaşantılarını benimsemek.

DEVLİM

Yaşantı, ömür.

DURUMCULUK

Davranışı geçmiş yaşantıların ya da kişiliğin değil, sık sık karşılaşılan durumların belirlediğini savunan görüş.

DENEYCİLİK

Bilginin gözlem, deneme veya duyular ile elde edilebileceğini ileri süren geleneksel öğreti, görgücülük, ampirizm, akılcılık karşıtı. Organizma ile durum veya çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren, bilgiyi, simgelerle iletişimi yapılmış olan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı, görgücülük, ampirizm.

ATADİRİMCİLİK

Dinin; ölü ruhlarının, özellikle ata ruhlarının dirilerek yaşantılarını sürdürdüklerine dayanan evrensel inancın sonunda doğduğunu ileri süren görüş. bk. din.

HAYAT

Canlı, sağ olma durumu. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Yaşam. Avlu. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Geçim şartlarının bütünü. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Meslek. Sundurma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Balkon. Yazgı. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.

KIZLIK

Cinsel ilişkide bulunmamış bayanın durumu, erdenlik, bakirlik, bekâret, bikir. Bir kadının evlenmeden önceki yaşantısıyla ilgili, o döneme özgü. Üvey kız.

KÜLTÜR

Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin. Tarım. Bireyin kazandığı bilgi. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü. Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme.

DOĞALCILIK

Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat akımı, natüralizm. Gerçeğin yalnız doğa ile açıklanması, natüralizm. Doğa dışında hiç bir şeyin ve gücün var olmadığına inanan, her gerçeğin doğadan çıktığını ileri süren felsefe öğretisi. Rousseau'dan başlayarak John Dewey'e kadar birtakım filozof ve düşünürlerin geliştirdiği ve çocuğun doğal gelişmesi, kendi kendini yönetmesi, duyularına seslenilmesi, kişisel yaşantılar kazanması gibi ilkelere önem veren bir eğitim felsefesi. Ahlakı, içgüdülerin zorladığı kural ve yasalarla açıklayan öğreti ve çığır. İlkel adamın, kişileştirdiği ya da Tanrılaştırdığı kimi doğa öğeleriyle doğa olaylarının çevresinde yarattığı dinsel düzen. bk. din. karşılığı dirimsellik, yıldızcılık. Gerçekçiliğin içine bilime dayanan bazı felsefe ve ahlak öğretileri karıştıktan sonra onun aldığı ad (DOĞALCI, Naturaliste). Doğa: Tabiat. Toplumun gelişimini doğa etkenleri (iklim koşulları,coğrafya çevresi, halklar arasındaki dirimbilimsel ve ırksal ayrımlar) ile açıklamak isteyen öğreti. Fransa'da, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan, deneye önem vererek doğayı ve gerçeği olduğu gibi anlatmayı sanatın ana görevi sayan yazın çığırı.

PASTORAL

Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan (edebiyat türü), çobanlama.