Kelimeler arşivinde; içinde "şant" olan, toplam 27 tane kelime bulunuyor. İçerisinde şant bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu şant ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında şant olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BAŞANTRENÖRLÜK
TAVŞANTOPUĞU
DOŞANTOPUĞU, DAVŞANTOPUU, ŞANTAJCILIK, BAŞANTRENÖR
TAVŞANTÜYÜ, TAVŞANTOPU, TAVŞANTEPE, KAFEŞANTAN
NİŞANTACI, EŞANTİYON, NİŞANTAŞI
ŞANTAJCI, MAŞANTİS, ŞANTAFLI
ŞANTİYE, GAŞANTU, OKŞANTI, KUŞANTI, YAŞANTI, ŞANTUNG
ŞANTAJ, ŞANTÖZ, ŞANTÖR, ŞANTAF
ŞANT
ŞANT
Bir yana veya tarafa dönme, uğramadan geçme. Başta kan damarları olmak üzere kanallar arasında oluşan ve birinden diğerine kan akımını sağlayan normal dışı geçit veya anastomoz. Bu tür bir değişim trombozu takiben olduğu üzere fizyolojik olarak veya bir yapılış bozukluğunda kaynaklanabilir. Cerrahi olarak damarlar arasında anastomoz oluşturulması veya oluşan anastomoz.
TAVŞANTOPUĞU
1.Top biçiminde, güzel kokulu, sarı kır çiçeği. 2.Kırlarda biten 40 santimetre boyunda, kökü soyularak yenilen bir çeşit yabanıl ot.
EŞANTİYON
Bir malın niteliğini belirtmek, özelliklerini göstermek amacıyla parasız verilen veya gönderilen mal.
NİŞANTAŞI
Bayburt şehri, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Erzurum ilinde, Akşar nahiyesine bağlı bir yer.
DAVŞANTOPUU
Boz renkli, güzel kokulu, sapı ve kökünün kabukları soyulunca yenilebilen, papatya yapraklarına benzer yapraklı bir bitki.
TAVŞANTÜYÜ
İnce ince yağan yağmur.
BAŞANTRENÖR
Antrenörlerin en ustası ve deneyimlisi.
KAFEŞANTAN
İçkili, çalgılı kahvehane.
ŞANTAJCILIK
Şantajcı olma durumu.
ŞANTAJCI
Şantaj yapan.
TAVŞANTEPE
Diyarbakır şehrinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.
NİŞANTACI
(Heykel) Eskiden okçulukta başarı kazananların, yarışmalarda attıkları okun düştüğü yere anı olarak dikilen, üzerine oku atanın adı ve attığı tarih yazılan uzun taş.
MAŞANTİS
Fransızca kökenli marchandise: marşandiz tireni.
TAVŞANTOPU
Yumru köklü, salep yapılan bir çeşit bitki.
BAŞANTRENÖRLÜK
Başantrenörcü olma durumu. Başantrenörcünün yaptığı iş.
DOŞANTOPUĞU
Boz renkli, güzel kokulu, sapı ve kökünün kabukları soyulunca yenilebilen, papatya yapraklarına benzer yapraklı bir bitki.
Bu bölümde tanımı içerisinde ŞANT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ATADİRİMCİLİK
Dinin; ölü ruhlarının, özellikle ata ruhlarının dirilerek yaşantılarını sürdürdüklerine dayanan evrensel inancın sonunda doğduğunu ileri süren görüş. bk. din.
CEZA
Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım.
DENEYSELCİLİK
Gerçek bilginin ancak deney yoluyla elde edilebileceğini, bilgilerimizin varsayıma dayanan bir nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini, değerler ile ahlaklılığın mutlak değil, toplumsal olduğunu ileri süren öğreti, eksperimantalizm. Gerçek bilginin ancak deney yolu ile elde edilebileceğini; bilgilerimizin varsayımsal nitelik taşıdığını, gerçeğin insan yaşantısının bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiğini; değerler ile ahlaklılığın saltık değil, görgül ve toplumsal olduğunu ileri süren öğreti. Yaşantıların, ülküler, değerler ve bilgi yöntemlerinin yeterli bir kaynağı olduğuna inanan, gerçeğin insan yaşantılarından oluştuğunu benimseyen görüş.
NİTELİK
Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite.
ANILAMA
Herhangi bir yaşantının bitiminde, kişinin hiç değilse kendi kendine, yaşantılarını sözlü olarak anıp yinelemesi.
PATRONAJ
Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılmış olan yardım çalışması. Yönetim, gözetim.
ALEGORİ
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
DOĞALCILIK
Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat akımı, natüralizm. Gerçeğin yalnız doğa ile açıklanması, natüralizm. Doğa dışında hiç bir şeyin ve gücün var olmadığına inanan, her gerçeğin doğadan çıktığını ileri süren felsefe öğretisi. Rousseau'dan başlayarak John Dewey'e kadar birtakım filozof ve düşünürlerin geliştirdiği ve çocuğun doğal gelişmesi, kendi kendini yönetmesi, duyularına seslenilmesi, kişisel yaşantılar kazanması gibi ilkelere önem veren bir eğitim felsefesi. Ahlakı, içgüdülerin zorladığı kural ve yasalarla açıklayan öğreti ve çığır. İlkel adamın, kişileştirdiği ya da Tanrılaştırdığı kimi doğa öğeleriyle doğa olaylarının çevresinde yarattığı dinsel düzen. bk. din. karşılığı dirimsellik, yıldızcılık. Gerçekçiliğin içine bilime dayanan bazı felsefe ve ahlak öğretileri karıştıktan sonra onun aldığı ad (DOĞALCI, Naturaliste). Doğa: Tabiat. Toplumun gelişimini doğa etkenleri (iklim koşulları,coğrafya çevresi, halklar arasındaki dirimbilimsel ve ırksal ayrımlar) ile açıklamak isteyen öğreti. Fransa'da, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan, deneye önem vererek doğayı ve gerçeği olduğu gibi anlatmayı sanatın ana görevi sayan yazın çığırı.
DOĞUŞTANCILIK
Herhangi bir canlı türünün yapısal ve görevsel gelişiminde yaşantı, öğrenme vb. edinilmiş faktörlere değil, kalıtımla ilgili olanlara ağırlık ve öncelik veren görüş, fıtriye, nativizm.
KÜLTÜR
Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin. Tarım. Bireyin kazandığı bilgi. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü. Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme.
KIZLIK
Cinsel ilişkide bulunmamış bayanın durumu, erdenlik, bakirlik, bekâret, bikir. Bir kadının evlenmeden önceki yaşantısıyla ilgili, o döneme özgü. Üvey kız.
AVRUPALILAŞMAK
Avrupalıların düşünce, davranış ve yaşantılarını benimsemek.
ÇAĞRIŞIMCILIK
Bütün bellek işlemlerini, aklın bütün ilkelerini hatta bellek hayatının hepsini, düşüncelerin çağrışımı ile açıklamak isteyen öğreti. Tüm zihinsel işlemleri ve usun bütün ilkelerini düşüncelerin çağrışımı ile açıklamaya çalışan felsefe görüşü. Nedensellik ve ereklilik gibi zihinsel ilkelerin aslında sürekli yaşantılar sonucu elde edilen alışkanlıkların ürünü olduğunu ileri süren öğreti. Anlık süreçlerinin öncelikle uyaran, düşünü ve kavramlar arasında, zaman ve yer birliği yolu ile kurulan çağrışım ilişkilerinden oluştuğunu savunan öğreti.
HAYAT
Canlı, sağ olma durumu. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Yaşam. Avlu. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Geçim şartlarının bütünü. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Meslek. Sundurma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Balkon. Yazgı. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.
DURUMCULUK
Davranışı geçmiş yaşantıların ya da kişiliğin değil, sık sık karşılaşılan durumların belirlediğini savunan görüş.
BİTNİK
Genel davranışları ve hırpani giysileri ile toplum hayatından kopma eğilimi gösteren ve toplum dışında bir yaşantısı olan genç.
GONİYOİMPLANT
Glakomun tedavisinde, camera oculi anterior'dan subkonjunktival dokuların altına kadar yerleştirilerek bir çeşit şant görevi üstlenen sentetik materyal.
PASTORAL
Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan (edebiyat türü), çobanlama.
DENEYCİLİK
Bilginin gözlem, deneme veya duyular ile elde edilebileceğini ileri süren geleneksel öğreti, görgücülük, ampirizm, akılcılık karşıtı. Organizma ile durum veya çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren, bilgiyi, simgelerle iletişimi yapılmış olan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı, görgücülük, ampirizm.
DEVLİM
Yaşantı, ömür.