Kelimeler arşivi içinde; sonunda "öre" olan, toplam 28 adet kelime bulunmaktadır. Sonu öre ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında öre olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde öre olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
YEŞİLYÖRE, GELİNGÖRE, ÇOBANBÖRE
GÖKTÖRE, ELEGÖRE, BÖRBÖRE, BEYTÖRE, BEKTÖRE, ATATÖRE, SAĞTÖRE, GÖZGÖRE, GÜNTÖRE, KÜLÇÖRE
AYTÖRE, ELGÖRE, AKTÖRE, ERTÖRE, EVGÖRE
ELÖRE, FLÖRE
YÖRE, TÖRE, HÖRE, KÖRE, GÖRE, MÖRE, SÖRE
ÖRE
ÖRE
Güç, erke. Çevre, dolay. Makarna. Üç yaşında dişi tay. Yün, iplik eğirme aracı, kirmen. Ora bura, kıyı köşe. Örek; bina. Gazete, dergi veya kitap gibi yazılı şeylerde sayfanın yukarıdan aşağıya doğru bölünmüş olduğu kısımlardan her biri.
ATATÖRE
Atalardan gelen töre.
GÖKTÖRE
Törelere bağlı kimse.
ELGÖRE
Uygun.
BÖRBÖRE
Yanyana.
GÜNTÖRE
Törelere bağlı kimse.
ELEGÖRE
Uygun.
GÖZGÖRE
Ocakların ve büyük dolapların iki yanındaki küçük hücrecikler.
SAĞTÖRE
Ahlak.
BEKTÖRE
Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlıkimse.
KÜLÇÖRE
Külde pişirilen çörek.
GELİNGÖRE
Nişan hediyesi. Geline götürülen hediye. Gelin geldiğinin ertesi günü yapılan ziyaret: Gelingöreye gittim.
AYTÖRE
İyi töre, aydınlık getiren töre.
BEYTÖRE
Törelere göre bey olmuş kimse.
YEŞİLYÖRE
Kahramanmaraş şehrinde, Türkoğlu belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
ÇOBANBÖRE
Üzerine kırmızı biber ile tuz dökülüp ıslatılmış ekmek, (inönü Eskişehir).
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖRE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
AFFETMEK
Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.
ADAPTÖR
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
AĞITLAMA
Ölmüşleri anmak için düzenlenen törende okunan övgü.
ACELECİ
Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.
ADAM
İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.
AHİRET
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.
ACAYİP
Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.
AÇMA
Açmak işi. Bir tür susamsız, kalınca, yağlı çörek. Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
AF
Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama. Görevden çıkarılma.
AH
İlenme, beddua. (a:h) Ağrı, acı duyulduğunda söylenen bir söz. (a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz.
AHİLİK
Cömertlik. Kökleri eski Türk törelerine dayanan ve Anadolu'da yüksek bir gelişim gösteren esnaf, zanaatçı, çiftçi vb. bütün çalışma kollarını içine alan ocak.
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.
ADAYLIK
Aday olma durumu, namzetlik. Bir görevde yetiştirilme.
ADAP
Töre. Yol yordam.
AHLAK
Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre. Huylar.
AHLAKÇA
Ahlak anlayışına göre, ahlak değerleri bakımından, ahlaken.