Kelimeler arşivi içinde; başında "öle" olan, toplam 38 adet kelime bulunmaktadır. öle ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu öle ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde öle olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÖLEŞTİRMEK
ÖLEBİLMEK, ÖLEYAZMAK, ÖLENDİKDE
ÖLEBİLME, ÖLEZİMEK, ÖLEYAZMA, ÖLENETEN
ÖLETLİK, ÖLEŞMEK, ÖLESPİT, ÖLENÇEN, ÖLESİYE, ÖLENECE, ÖLENİNE
ÖLEKEZ, ÖLECEK, ÖLECEN, ÖLEŞTİ, ÖLESEK, ÖLENEK, ÖLEMEÇ, ÖLEMEK, ÖLEMEZ, ÖLENDE, ÖLEĞEZ, ÖLECÜK
ÖLESE, ÖLECE, ÖLEYN, ÖLEZE
ÖLE
Öyle. Erkeğin erkeklik organı. Öyle, karşılığı ölü, öne. Öyle, bk. ele. Öğle. Ve öyle.
ÖLEBİLME
Ölebilmek işi.
ÖLEYAZMAK
Az kalsın ölmek, ölme tehlikesi atlatmak.
ÖLENİNE
Öylece, öyle olarak.
ÖLEŞTİRMEK
Paylaştırmak, bölüştürmek.
ÖLENDİKDE
Öylelikle.
ÖLETLİK
Ölümlük.
ÖLEYAZMA
Öleyazmak işi veya durumu.
ÖLENECE
Ölünceye değin.
ÖLESPİT
Bisiklet.
ÖLEŞMEK
Paylaşmak. İvmek, ivedilemek.
ÖLEBİLMEK
Ölme olasılığı bulunmak.
ÖLENÇEN
Ölünceye değin.
ÖLESİYE
Ölümü göze alacak kadar, ölürcesine. Fazla bir biçimde.
ÖLENETEN
Ölünceye değin.
ÖLEZİMEK
Ölecek, sönecek hale gelmek, zayıflamak, kuvvetini kaybetmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖLE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇAKER
Kul, köle, cariye, yanaşma.
BERZAH
Kıstak. Dinî inanışlara göre ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar bulunduğu yer.
BÜĞET
Gölet.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AĞIT
Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi. Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi. Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı, sagu, mersiye.
DEĞİŞTİRGEÇ
Röle.
BAŞSAĞLIĞI
Ölen bir kimsenin yakınlarına ilgi ve yakınlık gösterme.
ÇATLAMAK
Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak. Ses pürüzlü, bozuk çıkmak. Aşırı yemekten, içmekten, yorgunluktan, ağlamaktan ölecek duruma gelmek veya ölmek. Sıkıntı, sevinç, yalnızlık, heyecan, sabırsızlık, kıskançlık vb. ruhsal durumları aşırı derecede duymak. Bir yüzeyde kırışıklar, çizgiler oluşmak.
AĞ
İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.
BÖLÜCÜ
Bölme işini yapan, bölen. Bir topluluğu, birliği parçalama, bölme amacında olan, fesatçı, münafık.
AKLAN
Sularını bir denize veya göle gönderen bölge, maile. Bir dağ sırasının yamaçlarından her biri.
DELTA
Yunan alfabesinin dördüncü harfi (D). Bir ırmağın çatallanarak denize veya göle kavuştuğu yerde oluşan üçgen biçimli ova, çatal ağız.
AKMAZ
Durgun su, gölet.
AZATLI
Azat edilmiş cariye veya köle.
BIRAKMAK
Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Koymak. Bıyık ya da sakal uzatmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Ayrılmak, terk etmek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Unutmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.
AZATLIK
Azat olma durumu, serbestlik. Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye, köle).
BENDEHANE
Bendenin, kölenin evi.
BENDE
Kul, köle.
BÜVET
Gölet. İstasyon, tiyatro, sinema vb. yerlerde yiyecek ve içecek satılan küçük büfe.
ANGARYA
Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.