ÖBE ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "öbe" olan, toplam 16 adet kelime bulunmaktadır. öbe ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu öbe ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde öbe olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

10 harfli kelimeler

ÖBEKLENMEK, ÖBEKLEŞMEK

9 harfli kelimeler

ÖBEKLENME, ÖBEKLEŞME, ÖBELENMEK

8 harfli kelimeler

ÖBEĞİMSİ, ÖBEKLEME, ÖBERTMEK

7 harfli kelimeler

ÖBEKTAŞ

6 harfli kelimeler

ÖBEKSİ, ÖBELEK, ÖBELEN

5 harfli kelimeler

ÖBEZE

4 harfli kelimeler

ÖBEK, ÖBET

3 harfli kelimeler

ÖBE

Bazı kelimelerin anlamları

ÖBE

Durgun suların yüzündeki yeşil birikinti.

ÖBEKTAŞ

Çorum ilinde, Osmancık ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Gümüşhane ili, Kelkit belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Konya şehri, Gölören bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

ÖBET

Kusurlu. Havuz.

ÖBEKLEŞMEK

Bir grup oluşturmak, öbek durumunu almak.

ÖBEKLEŞME

Öbekleşmek durumu.

ÖBEK

Küme. Özne, yüklem veya çeşitli tümleçlerle birlikte kullanılan sözlerin bütünü. Genel olarak yaş, kimyasal yapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellik gösteren yıldızlar veya yıldız kümeleri.

ÖBEĞİMSİ

Her biriçin E üzerindeki sol öteleme dönüşümü ve sağ öteleme dönüşümü birer birebir-örten gönderim olan E öbeksisi.

ÖBEKSİ

Üzerinde bir ikili işlem bulunan küme. E kümesi üzerindeki ikili işlem T ile gösteriliyorsa, (E, T) sıralı ikilisi.

ÖBEKLEME

Çeşitli nitelikteki parçacıkları benzerliklerine göre ayırma. Cebirsel deyimlerde, gerekirse ayraç kullanarak, terimleri düzenleme ve çarpanları elde etme.

ÖBELEK

Kelebek. Mısır koçanı. Yığın. Küçük yığın, öbek.

ÖBEZE

Tandırın içinde bulunan ve ateşin yanmasını kolaylaştıran piramit biçimindeki toprak sütun.

ÖBELEN

Kazları şişmanlatmak için yutturulan, fındık, iç badem, mısır unu ve sulu kepekten yapılan hamur topacı.

ÖBEKLENME

Öbeklenmek durumu veya biçimi.

ÖBELENMEK

Toplanmak, yığılmak.

ÖBEKLENMEK

Öbek durumuna gelmek, öbek öbek olmak.

ÖBERTMEK

Bir şeyi olduğundan çok göstermek, abartmak. Abartmak.

  -   -   -  

Anlamında ÖBE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ÖBE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BÖRÜLCE

Fasulyeye benzer bir bitki (Vigna sinensis). Bu bitkinin sebze olarak yararlanılan yeşil ürünü ve göbeği koyu benekli tohumu.

BOĞMACA

Genellikle çocuklarda öksürük nöbetleriyle kendisini gösteren bulaşıcı bir hastalık.

DÖŞGÖMÜ

Hayvanın ön iki bacağı ile göbek arasındaki etten yapılmış olan pastırma.

BEYZİ

Yumurta biçiminde, söbe, oval.

GEHGEH

"Nöbetli bir hastalığa yakalanmak" anlamında kullanılan gehgeh tutmak deyiminde geçen bir söz.

HAVALE

Bir işi bir başkasının sorumluluğuna bırakma, ısmarlama, devretme. Genellikle çocuklarda görülen, ateşli veya ateşsiz olan çırpınma nöbetleri. Bir arsayı çevirmek, kapamak için çekilen perde veya duvar. Banka, postane vb. aracılığıyla gönderilen para. Postane, banka vb. aracılığıyla para gönderildiğinde gönderenle alacak olanın adları ve para miktarı yazılı kâğıt, havale kâğıdı, havalename. Yüksek ve büyük bir görünüşü olma.

ÇEŞİT

Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nev. Türlü. Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik.

DÖNENCELİ

Nöbetleşe.

DEYİM

Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir.

DİDEBAN

Gümrük kolcusu. Gözcü, bekçi, nöbetçi.

ÇEKTİRME

Çektirmek işi. Arabaların göbek bilyelerini çıkarmak için kullanılan araç. Yaklaşık 30-50 grostonluk yelkenli veya yük taşıyan motorlu büyük kayık. Arabaların değişik bölümlerinde hareketi ve dönüşü sağlamaya yarayan rulmanların yuvalarından çıkarılması işinde kullanılan alet. Çektiri. Sökülebilir elbise, yemek ve salon dolaplarının tablalarını birbirine tutturmak için metal veya plastikten yapılmış bağlantı parçası.

BİLYE

Çocukların oynamak için kullandığı taş, maden, toprak, cam vb.nden yapılmış küçük yuvarlak nesne, misket, cıncık, zıpzıp. Motorlu taşıtlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak, aşınmayı ve enerji yitimini önlemek için göbeklerdeki yataklara yerleştirilen, çoğunlukla çelikten, küçük yuvarlak.

AKSE

Hastalık nöbeti, kriz.

BALKON

Bir yapının genellikle dışarıya doğru çıkmış, çevresi duvar ya da parmaklıkla çevrili bölümü. Vücudun göğüs veya göbek bölümü. Tiyatro, sinema vb. büyük salonlarda asma kat.

GÖMLEK

Vücudun üst kısmına giyilen kollu veya yarım kollu, yakalı giysi. Göbek, batın. Kitap kapağına geçirilen kap, kılıf. Basamak, kat, derece. Kadınların giydikleri ince kumaştan yapılmış kolsuz, yakasız iç çamaşırı, kombinezon. Dosya kartonu. Vücudun üst kısmına giyilen iç çamaşırı. Memeli hayvanlarda bağırsakları dıştan saran yağlı zar. Beyaz ışık sağlamak için lambanın üzerine geçirilen amyanttan kılıf.

HUMMA

Ateşli hastalık. Sıtma nöbeti.

ATAK

Düşüncesizce her işe atılan, cüretkâr. Saldırı, saldırış, hücum, hamle, akın. Gol atmak veya sayı kazanmak amacıyla yapılmış olan akın, ofans. Çevik, hareketli. Atılım. Geveze. Aniden başlayan hastalık nöbeti.

BABALI

Babası olan. Zaman zaman sinir nöbeti geçiren.

GÖBEK

İnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk. Kağnı tekerleğinin ortası, araba tekerleğinin dingil geçen yeri. Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı. Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada. Kilitleme sistemlerinde, anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva. Bahçe, halı, tavan, tepsi vb. süslü şeylerin ortalarındaki biçim. Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça. Değirmen taşının ortası. Dölütte, yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer. Kuşak, nesil, batın. Şehir, ülke vb.nin orta kısmı. Yağ bağlamış şişman karın.

ÇALKALAMAK

Sulu bir şeyi sarsarak veya çırparak karıştırmak. İçinde bir şey bulunan bir nesneyi sarsarak sallamak. Bir şeyi içinden su çarparak geçirmek yolu ile temizlemek. Vücudun göbek, kalça vb. yerini sürekli oynatmak. Sağlığının bozulmasına yol açmak. Tahılı sarsarak kalburdan geçirmek, elemek. Kuluçka yumurtalarını çevirmek.