ÖZÜN ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "özün" olan, toplam 8 adet kelime bulunmaktadır. özün ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu özün ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde özün olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

9 harfli kelimeler

ÖZÜNCÜLÜK, ÖZÜNÜKSÜZ

7 harfli kelimeler

ÖZÜNNEN, ÖZÜNSÜZ

6 harfli kelimeler

ÖZÜNCÜ, ÖZÜNÇÜ, ÖZÜNLÜ

4 harfli kelimeler

ÖZÜN

Bazı kelimelerin anlamları

ÖZÜN

Düzen, oyun. Hakkıyla kazanılmış ün. Şan.

ÖZÜNCÜ

Düzenci : Seni oyuna almayacağız çok özüncüsün.

ÖZÜNNEN

Kendinden : O ağacı Ziya'nın özünnen mi aldın ?.

ÖZÜNSÜZ

Sensiz.

ÖZÜNÇÜ

Düzen, kandırmaca, al: Oyunda özünçü yapma.

ÖZÜNLÜ

Bir şeyin aslında veya gerçeğinde olan, ilinekle ilgili olmayıp özde bulunan, deruni, zatî, dışınlı karşıtı.

ÖZÜNÜKSÜZ

Dayanıksız.

ÖZÜNCÜLÜK

Oyunbozanlık.

  -   -   -  

Anlamında ÖZÜN bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ÖZÜN geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ALINMAK

Alma işi yapılmak. Uyarlanmak. Elde edilmek. Bir sözün, bir davranışın kendisine söylediğini veya yapıldığını sanarak incinmek, kırılmak.

CAYDIRICI

Kararından, sözünden döndürücü (kimse veya şey).

BOZMAK

Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. Dokunmak, zarar vermek. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. Geçersiz bir duruma getirmek. Bırakmak, dağıtmak. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. Altını paraya çevirmek, bozdurmak. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. Kızlığına zarar vermek. Kötü duruma getirmek. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek.

AKTİNYUMLU

Özünde aktinyum bulunduran.

CAİZE

Şairlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafından kendilerine verilen bahşiş. Yazıda bir sözün olduğu gibi tekrarlandığını göstermek için alt hizasına konulan tırnak biçimindeki noktalama işareti. Yol yiyeceği, azık.

ALÜMİN

Suda çözünmeyen, 2050 °C'de eriyen, beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3).

BARBARİZM

Bir sözün fonetik veya morfolojik yapısında yapılmış olan büyük yanlışlık.

BAL

Bal arılarının bitki ve çiçeklerden topladıkları bal özünden yapıp kovanlarındaki petek gözlerine doldurdukları, rengi beyazdan esmere kadar değişen tatlı, koyu, sıvı madde. Ağaçların kabuğundan sızarak pıhtılaşan besi suyu. Olgunlaşmış incirin, dışına sızan tatlısı.

ASTİGMATİZM

Gözün saydam tabakasında meridyenlerin eşitsizliği yüzünden net görememe durumu.

CANCAĞIZ

"Kendiliğinden isterse, içinden gelirse" anlamındaki cancağızı isterse sözünde geçer.

AYRAÇ

Cümle içinde geçen bir sözü, metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna getirilen yay veya köşeli biçimde işaret, parantez. Kalınan sayfayı belirlemek amacıyla kitapların arasına konulan ince, uzun karton parçası, bellik.

BELERTMEK

Gözünü, akı iyice belirecek bir biçimde açmak.

BİREYLİK

Bir kimseyi dış gözlemciler gözünde benzersiz, tek kılan özellikler veya bunların tek biçimi. Bireyi benzerlerinden ayıran niteliklerin bütünü.

ANMAK

Birini veya bir şeyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düşünmek, zikretmek, hatırlamak. Adlandırmak. Bir armağanla birinin gönlünü almak.

ALİMALLAH

Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak için "en iyisini Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz.

BOY

Bir şeyin tabanı ile en yüksek noktası arasındaki uzaklık. "Özlü, güzel sözler söyledi" anlamında kullanılan boy boyladı, soy soyladı özlü sözünde geçen bir söz. Ortak bir atadan türediklerine inanılan toplumsal ve ekonomik ilişkilerinde anaerkil, ataerkil anlayışı uygulayan geleneksel topluluk, kabile, klan. Bir yüzeyde, en sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, en, genişlik karşıtı. Kumaş için ölçü. Uzunluk.

BELİRLEMEK

Belirli duruma getirmek, belirli kılmak, tayin etmek. Bir kavramı, ayırıcı bir öge ekleyerek sınırlamak, kapsam bakımından daraltmak, genellemek karşıtı. Yeni bir kavramı, özünü oluşturan ögeleri açıklayarak tanımlamak, sınırlamak.

AÇIKLAMAK

Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.

ALLEM

"Bir işi istediği duruma getirmek için her türlü kurnazca çareye başvurmak" anlamıyla allem etmek, kallem etmek sözünde geçer.

ASILTI

Çözünemeyen madde parçacıklarının dibe çökmeden bir sıvı ortamda kalmış durumu, süspansiyon. Böyle bir sıvı karışımı, süspansiyon.