TUTUK ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "tutuk" olan, toplam 20 adet kelime bulunmaktadır. tutuk ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu tutuk ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tutuk olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

TUTUKLAYABİLMEK, TUTUKLATABİLMEK

14 harfli kelimeler

TUTUKLAYABİLME, TUTUKLATABİLME

11 harfli kelimeler

TUTUKSUZLUK, TUTUKLANMAK, TUTUKLAŞMAK, TUTUKLATMAK

10 harfli kelimeler

TUTUKLATMA, TUTUKSAMAK, TUTUKLULUK, TUTUKLANMA, TUTUKLANIŞ, TUTUKLAMAK

9 harfli kelimeler

TUTUKLAMA

8 harfli kelimeler

TUTUKLUK, TUTUKSUZ, TUTUKEVİ

7 harfli kelimeler

TUTUKLU

5 harfli kelimeler

TUTUK

Bazı kelimelerin anlamları

TUTUK

Akıcı, rahat konuşamayan. Durgun, çekingen, sıkılgan. Kapalı, tıkalı. Kısılmış, kesik. Tutuklu. Sıkıntılı. Bir organ hareket edemez olmuş. Olması gereken gibi olmayan. Eski işlevini göremez duruma gelmiş.

TUTUKLATMA

Tutuklatmak işi.

TUTUKSUZLUK

Tutuksuz olma durumu.

TUTUKLAMA

Tutuklamak işi, tevkif.

TUTUKSAMAK

Duraksamak. Kuşkulanmak.

TUTUKLAYABİLME

Tutuklayabilmek işi.

TUTUKLAŞMAK

Tutuşmak.

TUTUKLANMA

Tutuklanmak işi.

TUTUKLANMAK

Tutuklama işine konu olmak.

TUTUKLATABİLMEK

Tutuklatma imkânı veya olasılığı bulunmak.

TUTUKLANIŞ

Tutuklanma işi.

TUTUKLATMAK

Tutuklama işini yaptırmak.

TUTUKLAYABİLMEK

Tutuklama imkânı veya olasılığı bulunmak.

TUTUKLATABİLME

Tutuklatabilmek işi.

TUTUKLULUK

Tutuklu olma durumu, mevkufluk, mevkufiyet.

TUTUKLAMAK

Kanun yoluyla hürriyeti kısıtlayarak bir yere kapatmak, tevkif etmek.

  -   -   -  

Anlamında TUTUK bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde TUTUK geçen kelimeler listesi verilmiştir.

LÜKNET

Dilde pelteklik, tutukluk.

DAM

Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine yapılmış olan çoğu kiremit kaplı bölüm. Dansta kavalyenin eşi. Tutukevi. Ahır. İskambil kâğıtlarında kız. Üzeri toprak kaplı ev, küçük ev, köy evi.

FİRAR

Kaçma, kurtulma. Bir sanık, tutuklu veya hükümlünün gözcülerin elinden kurtulması.

PELTEK

Dilini dişlerinin arasına alır gibi konuşan ve bu yüzden s, z gibi sesleri kusurlu söyleyen (kimse). Tutuk, titrek (konuşma). Tutuk, titrek bir biçimde.

KELEPÇE

Tutukluların kaçmasını önlemek için bileklerine takılan, bir zincirle tutturulmuş demir halka. Kablo, boru vb. şeyleri bir yere bağlı tutmak için kullanılan halka veya kelebek.

AÇILMAK

Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.

MEVKUFEN

Tutuklu olarak.

ÖZGÜR

Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür. Başkasının kölesi olmayan, hür. Tutuklu olmayan, hür. Siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen. Yönetim bakımından yabancı bir gücün etkisi altında bulunmayan, başka bir yönetime bağlı olmayan, bağımsız, hür (ulus, ülke). Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan, muhtar.

GARDİYAN

Cezaevlerinde düzeni, tutukluların kurallara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kimse.

ÇEKİNGEN

Her şeyden çekinen, ürkek, tutuk (kimse), muhteriz.

HÜCRE

İnce bir zar içindeki protoplazma ve çekirdekten oluşmuş, bir organizmanın yapı ve görev bakımlarından en küçük birimi, göze. Tutukluların veya hükümlülerin yalnız olarak kapatıldıkları küçük oda. Küçük oda. Siyasi bir inançla gizli olarak çalışan bir örgütün genellikle aynı yerde çalışanlarının oluşturduğu topluluk.

TAHLİYE

Boşaltma. Tutukluyu serbest bırakma.

SİDİKLİK

Canlılarda sidiğin atıldığı organ. Tutukevlerinde ağır suç işleyen kimselerin cezalandırılmak üzere kapatıldıkları hücre. Pisuvar.

ANARTRİ

Dil tutukluğu.

SALMAK

Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak, bırakmak, koyuvermek. Saldırmak. Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek. Sürmek. Uğratmak. Gemi demir üzerinde dört yana dönmek. Üzerine yürütmek. Koymak, katmak. Sarkıtmak. Yollamak, göndermek. Vergi yüklemek.

SERBEST

Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin. Hareketi herhangi bir biçimde engellenmeyen. Sıkılmadan, şaşırmadan konuşan ve davranan. Zamanını istediği gibi kullanabilen, yapacak bir işi olmayan. Tutuklu veya bağımlı olmayan, özgür, hür. Bazı kurallara bağlı olmayan. Rahat, özgür, bağımsız bir biçimde. Ağırbaşlı olmayan, hoppa (kadın).

KOĞUŞ

Kışla, okul, tutukevi, hastane vb. kalabalık yerlerde, içinde birçok kimsenin yattığı veya barındığı büyük oda. Osmanlı Devleti'nde devşirilen çocuklara acemi ocağında eğitim ve öğretimin verildiği, birbirini izleyen yedi oda.

PISIRIK

Tutuk, sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz, ezik, girgin karşıtı.

MEVKUFİYET

Tutukluluk. Alıkonulma.

MEVKUF

Vakfedilmiş. Tutuklu.