Kelimeler arşivi içinde; başında "tahsi" olan, toplam 13 adet kelime bulunmaktadır. tahsi ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu tahsi ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tahsi olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
TAHSİSATIMESTURE
TAHSİLDARLIK
TAHSİLDAR
TAHSİLAT, TAHSİSAT, TAHSİSLİ
TAHSİNE
TAHSİL, TAHSİM, TAHSİN, TAHSİS, TAHSİT
TAHSİ
TAHSİ
Taksi, otomobil.
TAHSİLDARLIK
Tahsildarın görevi, alımcılık, vergicilik.
TAHSİS
Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma.
TAHSİLAT
Alacakların toplanması veya süresi içinde ödenmeyenlerin yasal yollarla alınması.
TAHSİT
Taksit.
TAHSİL
Parayı alma, toplama. Öğrenim.
TAHSİLDAR
Bir kimse veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimse, alımcı. Vergi toplayan görevli, alımcı, vergici.
TAHSİSLİ
Bir şeye özgü kılınmış, bir şeye ayrılmış.
TAHSİN
Beğenme, alkışlama. Güzelleştirme.
TAHSİSAT
Bir kimseye, bir kuruluş veya topluluğa ayrılmış para, ödenek.
TAHSİM
Taksim, bk. taksim.
TAHSİSATIMESTURE
Örtülü ödenek.
TAHSİNE
Beğenme, alkışlama. Güzelleştirme.
Bu bölümde tanımı içerisinde TAHSİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
YETİŞTİRİCİ
Üretici, müstahsil.
MUHASSIL
Osmanlı Devleti'nde Tanzimattan önceki dönemde vergi tahsildarı.
KAMBİYO
İki ayrı ülke parasının birbiriyle değiştirilmesi. Bu işlemin yapıldığı yer. Herhangi bir yerdeki bir alacağın tahsili, bir borcun ödenmesi veya bir yerden toplanan para ve para yerine geçen taşınabilir değerlerin başka bir yere aktarılması için yapılmış olan işlemin bedeli.
AYIRMAK
Bölmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Seçmek. Bir yeri bir engelle bölmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek.
BAĞLANMAK
Bağlama işine konu olmak. Yalnızca belli bir işle uğraşmak. Bir şey bir kimseye ayrılmak, tahsis edilmek. Beklenen şey elde edilmez olmak. Sevmek, içten bağlı olmak. Sözle veya yazılı olarak bir şeye bağlanmak, angaje olmak.
ÖZGÜLEMEK
Bir şey veya bir yeri birine, bir şeye ayırmak, vermek, hasretmek, tahsis etmek.
ADAMAK
Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.
ARACI
Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.
ALIMCI
Tahsildar.
ÖĞRENİM
Herhangi bir meslek, sanat veya iş için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılmış olan çalışma, tahsil.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ÖDENEK
Bir iş için ayrılan belli para, tahsisat. Devlet harcamalarının yapılabilmesi için her yılın bütçesiyle yürütme organına verilen harcama izni. Parlamento üyelerine, görevleri sebebiyle verilen, yolluk dışında kalan para.
AHZÜKABZ
Kendine mal etme. Para tahsili yapmaya yetkili olma.
ÜRETİCİ
Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici, müstahsil, prodüktör, tüketici karşıtı. Üretim sağlayan.
ÖĞRENİMLİ
Öğrenim görmüş, okumuş, tahsilli.
VERGİCİ
Tahsildar.
KARŞILIK
Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel. Cevap, yanıt. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz.
ACYO
Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark. Bankaların senetli kredi işlemlerinde yaptıkları tahsilat. Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.
VERGİCİLİK
Tahsildarlık.
MUHASSAS
Birine ayrılmış, tahsis olunmuş.