İçinde TAHSİ geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "tahsi" olan, toplam 14 tane kelime bulunuyor. İçerisinde tahsi bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu tahsi ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında tahsi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

16 harfli kelimeler

TAHSİSATIMESTURE

12 harfli kelimeler

TAHSİLDARLIK

9 harfli kelimeler

MÜSTAHSİL, TAHSİLDAR

8 harfli kelimeler

TAHSİLAT, TAHSİSAT, TAHSİSLİ

7 harfli kelimeler

TAHSİNE

6 harfli kelimeler

TAHSİL, TAHSİS, TAHSİM, TAHSİN, TAHSİT

5 harfli kelimeler

TAHSİ

Bazı kelimelerin anlamları

TAHSİ

Taksi, otomobil.

TAHSİN

Beğenme, alkışlama. Güzelleştirme.

TAHSİT

Taksit.

TAHSİSATIMESTURE

Örtülü ödenek.

TAHSİSLİ

Bir şeye özgü kılınmış, bir şeye ayrılmış.

TAHSİM

Taksim, bk. taksim.

TAHSİL

Parayı alma, toplama. Öğrenim.

TAHSİLDAR

Bir kimse veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimse, alımcı. Vergi toplayan görevli, alımcı, vergici.

TAHSİLDARLIK

Tahsildarın görevi, alımcılık, vergicilik.

TAHSİSAT

Bir kimseye, bir kuruluş veya topluluğa ayrılmış para, ödenek.

TAHSİLAT

Alacakların toplanması veya süresi içinde ödenmeyenlerin yasal yollarla alınması.

TAHSİS

Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma.

TAHSİNE

Beğenme, alkışlama. Güzelleştirme.

MÜSTAHSİL

Üretici.

  -   -   -  

Anlamında TAHSİ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde TAHSİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ÖĞRENİMLİ

Öğrenim görmüş, okumuş, tahsilli.

ÖDENEK

Bir iş için ayrılan belli para, tahsisat. Devlet harcamalarının yapılabilmesi için her yılın bütçesiyle yürütme organına verilen harcama izni. Parlamento üyelerine, görevleri sebebiyle verilen, yolluk dışında kalan para.

AHZÜKABZ

Kendine mal etme. Para tahsili yapmaya yetkili olma.

MUHASSIL

Osmanlı Devleti'nde Tanzimattan önceki dönemde vergi tahsildarı.

BAĞLANMAK

Bağlama işine konu olmak. Yalnızca belli bir işle uğraşmak. Bir şey bir kimseye ayrılmak, tahsis edilmek. Beklenen şey elde edilmez olmak. Sevmek, içten bağlı olmak. Sözle veya yazılı olarak bir şeye bağlanmak, angaje olmak.

VERGİCİ

Tahsildar.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ARACI

Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

VERGİCİLİK

Tahsildarlık.

ÖZGÜLEMEK

Bir şey veya bir yeri birine, bir şeye ayırmak, vermek, hasretmek, tahsis etmek.

ALIMCI

Tahsildar.

ÜRETİCİ

Üretimle uğraşan kimse, yetiştirici, müstahsil, prodüktör, tüketici karşıtı. Üretim sağlayan.

ADAMAK

Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.

KAMBİYO

İki ayrı ülke parasının birbiriyle değiştirilmesi. Bu işlemin yapıldığı yer. Herhangi bir yerdeki bir alacağın tahsili, bir borcun ödenmesi veya bir yerden toplanan para ve para yerine geçen taşınabilir değerlerin başka bir yere aktarılması için yapılmış olan işlemin bedeli.

ACYO

Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark. Bankaların senetli kredi işlemlerinde yaptıkları tahsilat. Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.

AYIRMAK

Bölmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Seçmek. Bir yeri bir engelle bölmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek.

KARŞILIK

Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele. Bir iş için ayrılmış para, ödenek, tahsisat. Bir şey alınırken karşı tarafa verilen başka şey, bedel. Cevap, yanıt. Bir dildeki bir sözü başka bir dilde aynı anlamda karşılayan söz.

YETİŞTİRİCİ

Üretici, müstahsil.

ÖĞRENİM

Herhangi bir meslek, sanat veya iş için gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılmış olan çalışma, tahsil.

MUHASSAS

Birine ayrılmış, tahsis olunmuş.