Kelimeler arşivi içinde; başında "sele" olan, toplam 63 adet kelime bulunmaktadır. sele ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu sele ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde sele olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
SELENOSİSTİN
SELEKTİNLER
SELECİKÖSE, SELEKSİYON, SELEGLEMEK, SELENSİMEK, SELEKLEMEK
SELEMELİK, SELEKUTLU, SELENİMEK, SELENOFEN, SELENOZİS, SELEJİLİN, SELEHİYET, SELERİFER, SELESEPİR
SELENYUM, SELEPCEK, SELENOİT, SELERMEK, SELENİNO, SELESKER, SELEŞMEK, SELETMEĞ, SELENDEŞ, SELENDER, SELEBENT, SELEFİYE, SELEKLİK, SELEKMAN, SELEKMEK, SELEKTİF, SELEKTÖR, SELEKTİN, SELEFİNE
SELESER, SELEPÇE, SELESEN, SELEMET, SELECEK, SELETİR, SELEVGÜ, SELEVİR, SELEVÜN, SELEVÜR, SELENDİ, SELEMEN, SELEMEK, SELENLİ, SELENTİ
SELENO, SELEFE, SELENK, SELECE, SELEKS, SELEVİ, SELENA
SELER, SELEF, SELEK, SELEM, SELEN
SELE
SELE
Yayvan, genişçe sepet. Sere. Bisikletin oturulacak yeri.
SELENOSİSTİN
Baklagil tanelerinde bulunan zehirli, protein tabiatında olmayan amino asit.
SELERİFER
1791 yılında Fransa'da ortaya çıkan, sağ ve sol ayakların birbiri ardınca yeri itmesiyle yürütülen, iki tekerlekli tahta araç.
SELENOZİS
Selenyum zehirlenmesi.
SELEKUTLU
Muş ilinde, Malazgirt ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
SELEHİYET
Salahiyet.
SELEKLEMEK
Sendelemek, düşeyazmak.
SELEKSİYON
Seçme. Ayıklanma.
SELENOFEN
k.n. 110 °C olan, suda çözünmeyen, tiyofene benzeyen ve havada mavi alevle yanarak selenyum oluşturan renksiz bir sıvı. Selenofuran.
SELECİKÖSE
Aksaray ili, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
SELENSİMEK
Oyalanmak.
SELEJİLİN
L-amfetamin türevi olan ve beyinde dopaminin yıkımlanmasından sorumlu bulunan monoamino oksidaz enziminin baskılayıcısı olan ilaç, deprenil.
SELEGLEMEK
Dört yanına bakmak.
SELEMELİK
Hayvanlarda görülen bir çeşit bulaşıcı hastalık.
SELEKTİNLER
Lenfosit ve endotelyum hücreleri üzerinde bulunan, transmembran yapısındaki glikoproteinler; P-selektin trombosit ve endotelyum hücrelerinde, E-selektinler endotelyum hücrelerinde ve L-selektinler lökosit hücre zarlarında bulunan adezyon molekülleri.
SELENİMEK
Dinmek, azalmak : Dişimin sızısı hâlâ selenimedi.
Bu bölümde tanımı içerisinde SELE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BALOZ
Gemici, işçi vb. kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili, danslı yer.
BALAST
Demir yollarında traverslerin altına, şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıkları. Safra.
AMFİ
Amfiteatr. Sıraları arkaya doğru basamaklı olarak yükselen büyük derslik.
APSELEŞME
Apseleşmek durumu.
BAKIMEVİ
Bakıma gereksinimi olan kimselerin bakıldıkları, barındıkları kuruluş. Belirli noktalarda özellikle kar mücadelesinde kullanılan araç ve gereçlerin barındırıldığı bina. Kurum ve kuruluşlarda motorlu araçların onarıldığı ve korunduğu yer veya birim. Kademe.
ALAYLI
Erlikten yetişmiş, askerî okullarda okumadan başarı gösterip rütbe alan ve yükselen subay. Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan (kimse), mektepli karşıtı. Gösterişli, görkemli, debdebeli. Alay edici, küçümseyici, müstehzi.
AYIKLANMA
Ayıklanmak işi. Yaşayan varlıklarda ortamın şartlarına en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalması, uyamayanların yok olması, ıstıfa, seleksiyon.
ANLAŞIK
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri.
ALÇAKÇA
Oldukça alçak. (alça'kça) Alçak, aşağılık kimselere yaraşırcasına, sefihane.
AYAKKABI
Genellikle sokakta giyilen ve altı kösele, lastik vb. dayanıklı maddelerden yapılmış olan giyecek, başmak, pabuç.
ASKI
Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.
AMFİTEATR
Dinleyicilerin oturduğu, sıraları arkaya doğru basamaklı olarak yükselen salon, amfi. Yunan ve Roma'da açık hava tiyatrosu. Basamak basamak yükselen yer biçimi.
BASIN
Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat. Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü.
BABA
Çocuğu olan erkek, peder. Kazılarda çıkarılan toprağın miktarını hesaplayabilmek için yer yer bırakılan toprak dikme. Çok kaliteli, üstün nitelikli. Tarikatların bazısında tekke büyüğü. Çocuğun dünyaya gelmesinde etken olan erkek. Koruyucu, babalık duyguları ile dolu kimse. Çatı merteği. Bir ülkeye veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse. Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir, ağaç veya beton dikme. Anlayışlı, iyi huylu erkek. Silah kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu madde ticareti vb. kirli ve gizli işler yapan çetenin başı. Ata. Bir merdivende, tırabzanın sahanlıkla birleştiği yerde bulunan dikey öge. Bu gibi kimselere verilen unvan.
AYAKKABILIK
Ayakkabı konulan yer, ayakkabı dolabı. Ayakkabı yapmaya elverişli olan (deri, kösele vb.).
AŞAMA
Önem veya değer bakımından gitgide yükselen bir sıra basamakların her biri, rütbe, mertebe, paye. Varılması istenen bir amaca doğru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri, evre, basamak, adım, merhale. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap.
AĞA
Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse. Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen unvan. Osmanlı Devleti'nde bazı kuruluşların başında bulunanlara verilen resmî san. Ağabey. Cömert, eli açık. Okuryazar olmayan yaşlı kimselerin adlarıyla birlikte kullanılan san. Koca.
ARKADAŞ
Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, bacanak, eş, yâren, yoldaş. Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik.
AİLE
Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Eş, karı. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü. Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
AKRABA
Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseler. Oluşma yönünden aynı kaynağa dayanan şeyler. Biri, diğerinin doğurduğu sonuç veya olgular.