Kelimeler arşivi içinde; başında "parı" olan, toplam 12 adet kelime bulunmaktadır. parı ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu parı ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde parı olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
PARILDATMAK, PARILDAYICI
PARILDAMAK, PARILDATMA, PARILDAYIK, PARILDAYIŞ, PARILTISIZ
PARILAMAK, PARILDAMA, PARILTILI
PARILTI
PARI
PARI
Az, azıcık. Para.
PARILTISIZ
Parlaklığı olmayan.
PARILTI
Parıldama, göze çarpan parlaklık.
PARILDAMA
Parıldamak işi.
PARILTILI
Parlaklığı olan, parıldayan, ışıltılı, yalabık.
PARILDATMAK
Parıldamasını sağlamak.
PARILAMAK
Parlamak.
PARILDAYIŞ
Parıldama işi.
PARILDATMA
Parıldatmak işi.
PARILDAYICI
Parıldama özelliği veya niteliği bulunan madde.
PARILDAMAK
Işık saçmak, parlamak. Gelişmek, yükselmek.
PARILDAYIK
Yıldırım.
Bu bölümde tanımı içerisinde PARI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
FİŞ
Prizden elektrik akımı almaya yarayan araç. Alışverişlerde ödenen paranın miktarını, vergilerini, alışverişin yapıldığı tarihi gösteren belge. Bir eserin hazırlanmasında kolaylık sağlamak veya bir işe kılavuzluk etmek için yazılıp sınıflandırılan küçük kâğıt yapraklarından her biri. Kumarda, bazı alışveriş işlerinde para yerine kullanılan pul vb. şey. Okuma yazma öğretiminde kullanılan, üzerine hece, kelime, cümle yazılı karton parçası. Bir işi yaptırmak veya gereken sıranın alındığını belirtmek için bir koçandan koparılmış kâğıtlardan her biri, makbuz.
ÇİÇEKLİK
Koparılmış çiçekleri koymaya yarar kap. Eski evlerde süs eşyası konulan raflı duvar oyuğu. Çiçek saksılarını koymaya veya çiçek yetiştirmeye ayrılmış yer. Çiçeğin üzerinde çanak, taç ve öteki organlarının bulunduğu parça.
EĞİÇ
Yemiş koparırken dalları çekmeye veya kovandan bal almaya yarayan araç.
GÜMÜŞLENMEK
Gümüşle kaplanmak. Gümüş gibi parıldamak.
IŞIK
Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç. Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
EROZYON
Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmeleri ya da bir yerden başka bir yere taşınması olayı, aşınma, aşınım, itikâl. Değer veya saygınlık kaybetme.
KOÇAN
Marul, lahana vb. sebzelerde yaprakların çıktığı sert gövde. Mısırın tanelerini taşıyan, üzeri yaprakla sarılı, püsküllü meyvesi. Belge, izin belgesi. Defter biçimindeki makbuz ve biletlerin zımbalı bölümü koparıldıktan sonra cilde bağlı kalan parçası. Mısırın taneleri atıldıktan sonra kalan sert bölüm. Tapu senedi.
IŞILAK
Parıltı.
KAPTIRMAK
Bir şeyin ele geçirilmesine, kapılmasına yol açmak. Elinden kaçırmak. Yanlış bir davranış sonucu birine uygun imkânı sağlamak, fırsat vermek. Vücudun herhangi bir organı, bir kaza sonucunda makine tarafından ezilmek veya koparılmak.
FLAŞ
Fotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü parıltı. İletişimde üstünlüğü, önceliği olan, önemli (haber). Fotoğraf çekiminde güçlü parıltıya gereksinim duyulduğunda kullanılan lamba. Gösterişe, ilgiye düşkün. Televizyon yayınlarında görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü ışıltı. Ünlü, gözde.
KOPARILMA
Koparılmak işi.
GÜMÜŞSERVİ
Ayın suya yansımasıyla oluşan parıltılı görünüm.
IŞILTI
Hafif ışık, ışıntı, parıltı. Bir şeyin ışıldarken saçtığı ışık.
IŞILATMAK
Parıldatmak.
ÇAKMAK
Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası. Vurarak sokup yerleştirmek. Anlamak, bilmek. Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni. Sınavda başarısız olmak. Vurmak. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti. İçki içmek. Saplamak. Parıldamak, ışık vermek. Sezinlemek, anlamak, farkına varmak. Kazık çakıp hayvan bağlamak. Kuruduğunda kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı. Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak. Çivi ile tutturmak. Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak.
IŞILDAMAK
Titrek, parlak bir ışık saçmak, parıldamak.
BALKIR
Parıltı. Şimşek.
BALKIMAK
Parlamak, parıldamak. Şimşek çakmak. Organ, kesik kesik ağrımak, sancımak. Su halkalanmak, dalgalanmak.
FOYA
Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal yaprak.
ISIRILMAK
Dişleri arasında sıkılmak veya koparılmak.