Kelimeler arşivi içinde; başında "parak" olan, toplam 12 adet kelime bulunmaktadır. parak ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu parak ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde parak olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
PARAKERATOZİS, PARAKIRMIZISI
PARAKORTEKS
PARAKANTOM, PARAKETACI
PARAKENDE
PARAKAMI, PARAKETA, PARAKETE, PARAKRİN
PARAKON
PARAK
PARAK
Karışık, taranmamış (saç, tüy, yün): Koyunun tüyü parak olmuş. Hayvanların yazın konulduğu yer, ağıl.
PARAKORTEKS
Lenf yumrusunda timüs kökenli lenfositlerin bulunduğu bölüm.
PARAKAMI
Evlerde ateş yakılan yer, ocak. Evlerde ateş yakılarak çevresinde oturulan yer.
PARAKERATOZİS
Hiperkeratozis.
PARAKETE
Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç.
PARAKIRMIZISI
p-nitroanilinden elde edilen anilin kırmızısı bir boya.
PARAKANTOM
Epidermisin dikensi tabakasından gelişen tümör.
PARAKETACI
Paraketa ile balık avlayan kişi.
PARAKENDE
Antalya şehrinde, Taşağıl bucağına bağlı bir yer.
PARAKRİN
Hücrelerden salgılandığında komşu hücreleri etkileyen maddelerin faaliyeti.
PARAKETA
Geminin saatteki hızını anlamak için kullanılan araç. Üzerinde yüzlerce iğneli köstek bulunan uzun balık oltası. Birden fazla balığın avcılığında durgun sularda kullanılan, su yüzeyi ile su zemin arasında uygun pozisyonlarda yerleştirilerek avcılık yapan, başı ve sonu şamandıralı, üçlü veya beşli yemli olta takımlarının bir araya gelmesinden oluşan pek çok üniteyi içeren, çok iğneli oltalar, barigat, paragat.
PARAKON
Sebatik veya suksinik asit ve etilen veya propilen glikol içeren yağ ve ısıya karşı dirençli sentetik kauçuğun ticari adı.
Bu bölümde tanımı içerisinde PARAK geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DÜĞÜMLEMEK
Düğüm yapmak. Düğüm yaparak bağlamak.
FAULLÜ
Faulü olan, faul yapmış olan. Faul yaparak.
AKTARMALI
Aktarma gerektiren. Aktarma yaparak.
ÇAĞILDAMAK
Sular akarken taşlara, kayalara çarparak "çağıl çağıl" ses çıkarmak.
EĞİTMEK
Birinin akla uygun, fiziksel ve moral gelişmesi üzerine etki yaparak çeşitli davranış yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden tespit edilmiş amaçlara göre onun belirli bir yönde gelişmesini sağlamak, terbiye etmek. Belli bir konuda yetiştirme. Hayvanı istenilen davranışları yapabilecek biçimde yetiştirmek.
ÇAĞILTI
Suyun, akarken taşlara, kayalara çarparak çıkardığı sesin adı.
DARBECİ
Vuran, çarpan kimse. Darbe yaparak yönetime el koyan kimse.
EBRULAMAK
Ebru yaparak boyamak.
DESENLEMEK
Desen yaparak çizmek.
BÜĞEMEK
Önüne bent yaparak suyu toplamak.
GİDİMLİ
Bir tasarımdan ötekine geçerek, çıkarımlar yaparak, bir önermeden ötekine mantıksal bir yolla ilerleyip parçalardan bütünlüğü olan bir düşünce kuran (düşünce yolu).
ÇANGIRDAMAK
Düşerek veya birbirine çarparak gürültü çıkarmak.
ÇALKALAMAK
Sulu bir şeyi sarsarak veya çırparak karıştırmak. İçinde bir şey bulunan bir nesneyi sarsarak sallamak. Bir şeyi içinden su çarparak geçirmek yolu ile temizlemek. Vücudun göbek, kalça vb. yerini sürekli oynatmak. Sağlığının bozulmasına yol açmak. Tahılı sarsarak kalburdan geçirmek, elemek. Kuluçka yumurtalarını çevirmek.
ANAFORLAMAK
Yolsuzluk yaparak kazanç elde etmek.
FİİLEN
Gerçekten. Gerçekten yaparak, çalışarak.
ANAFORDAN
Yolsuzluk yaparak.
DERLEMEK
Seçme yaparak toplamak, bir araya getirmek, tedvin etmek. Düzgün bir biçimde toplamak.
CADI
Geceleri dolaşarak insanlara kötülük ettiğine inanılan hortlak. Çok güzel göz. Kötülük yaparak başkalarına zarar veren kadın.
BASMAK
Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. Sıkıştırarak yerleştirmek. Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. Bir kimse bir yaşa girmek. Örtmek, bürümek, kaplamak. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. Uygunsuz vaziyette yakalamak. Baskın yapmak. Bası işi yapmak, tabetmek. Küçük çocuklar ayakta durabilmek. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak.
BÜZMEK
Buruşturarak, sıkıştırarak veya kıvrım yaparak bir şeyin alanını ve hacmini küçültmek. Kısmak.