Kelimeler arşivi içinde; başında "mel" olan, toplam 228 adet kelime bulunmaktadır. mel ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu mel ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde mel olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
MELENDEREAYVASI
MELANEFİDROZİS, MELEZLEŞTİRMEK
MELEZLEŞTİRME
MELANİNLEŞME, MELEKŞESOLAK, MELEMETLEMEK, MELEMİRLEMEK, MELENGESTROL
MELANOBLAST, MELANOGENEZ, MELARSEPROL, MELEKŞEORUÇ, MELEKTOPRAK, MELENEMEZİS, MELEŞTİRMEK, MELEZLENMEK, MELEZLEŞMEK, MELTEMLEMEK
MELANİNSİZ, MELANKOLİK, MELANOPATİ, MELEZLEMEK, MELEZLENME, MELEZLEŞME, MELİGAHMET, MELİODOZİS, MELLEMECİR, MELOKSİKAM, MELOPHAGUS
MELAKONİT, MELAMİLİK, MELANKOLİ, MELANOFAJ, MELANOFOR, MELANOSİT, MELANOTİK, MELANOZİS, MELANOZOM, MELANURYA, MELATONİN, MELCEŞMEK, MELEMİLLİ, MELENAĞZI, MELENCÜYH, MELENDİRE, MELEVİÇEN, MELEZLEME, MELİGBUVA, MELİKGAZİ, MELİKKÖYÜ, MELİKÖREN, MELİZGÖTÜ, MELLENGEÇ, MELLENGİÇ, MELODİSİZ, MELOŞİZİS, MELOZLAMA, MELPOMENE, MELTEMLİK
MELANGEÇ, MELANOMA, MELANÜRİ, MELAŞMEK, MELEKNAZ, MELEKNUR, MELEKPER, MELEKŞAH, MELEMSÜK, MELEMŞÜK, MELENBEÇ, MELENCÜK, MELENGEÇ, MELENGİÇ, MELENGİŞ, MELENKİŞ, MELENKÜŞ, MELERMEK, MELESTER, MELEŞMEK, MELETMEK, MELETMEZ, MELETÜRE, MELEVCEN, MELEZLİK, MELFALAN, MELFERON, MELFUFEN, MELHEDİR, MELHEGİR, Devamını Oku »»
MELAĞMA, MELAHAT, MELAİKE, MELAMAK, MELAMET, MELANET, MELANİA, MELANİN, MELANİT, MELANOM, MELANOZ, MELANUR, MELASMA, MELAYKE, MELBEKİ, MELCEME, MELCİME, MELÇEME, MELEDEN, MELEGİR, MELEĞEN, MELEĞER, MELEHOR, MELEHTİ, MELEKLİ, MELEKRU, MELEKSE, MELEKSİ, MELEKUT, MELEMEK, Devamını Oku »»
MELAKE, MELAMİ, MELANA, MELANK, MELBEK, MELÇİK, MELDİL, MELDİN, MELDİR, MELEFE, MELEKE, MELEME, MELENA, MELENK, MELEZİ, MELFUF, MELHEM, MELHOŞ, MELHUZ, MELIFE, MELİHA, MELİKE, MELİKİ, MELİSA, MELKEN, MELKİT, MELLEF, MELLEM, MELLES, MELODİ, Devamını Oku »»
MELAL, MELAN, MELAS, MELBE, MELCE, MELDA, MELEF, MELEK, MELEN, MELER, MELES, MELEŞ, MELET, MELEZ, MELHE, MELİF, MELİH, MELİK, MELİS, MELİZ, MELKİ, MELLE, MELON, MELUL, MELUN, MELÜK, MELÜL, MELZE
MELE, MELİ
MEL
MEL
Çapa.
MELENEMEZİS
Siyah kusmuk.
MELENGESTROL
Anabolizan bir madde.
MELANOBLAST
Embriyoda nöral plaktan köken alan melanositlerin öncü hücresi.
MELEZLEŞTİRME
Melezleştirmek işi.
MELEKŞESOLAK
Sakarya şehri, Geyve belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
MELEMİRLEMEK
Onarmak.
MELENDEREAYVASI
Bir okka ağırlığında bir çeşit ayva.
MELANOGENEZ
Melânin oluşması.
MELEKTOPRAK
Çamuru çok özlü, boz toprak.
MELEKŞEORUÇ
Sakarya şehri, Geyve ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
MELANİNLEŞME
Siyah melânin pigmentinin fazla oluşması.
MELEMETLEMEK
Onarmak. Üstünkörü geçmek.
MELARSEPROL
Üç değerli bir organik arsenik bileşiği.
MELEZLEŞTİRMEK
Melez duruma getirmek.
MELANEFİDROZİS
Siyah ter çıkarma.
Bu bölümde tanımı içerisinde MEL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AĞIRLIKLI
Ağırlığı olan. Değerlendirmelerde üzerinde fazlaca durulan. Çoğunluğu oluşturan.
AMELELİK
Amele olma durumu.
AGLÜTİNASYON
Kümeleşim.
ALPAKA
Çift parmaklılar takımının devegiller sınıfından, Güney Amerika'da yaşayan, uzun tüylü, memeli bir hayvan (Lama glama pacos). Bu yünden dokunan kumaş. Alman gümüşü. Bu hayvanın yumuşak, hafif, dayanıklı ve parlak olan yünü.
ALAKART
Seçmeli yemek, tabildot karşıtı.
AİLE
Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Eş, karı. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü. Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
ALTINOLUK
İşlemeli kadın şalvarı. Sarıkların üstüne sarılan sırma şerit. Altın sırma veya kılaptanla işlenmiş çizgili ipek kumaş. Bu cins kumaşların üstünde bulunan sırma işlemeli yollar.
ALTIK
Konusu ile yüklemi aynı olan, biri tümel olumlu, biri tikel olumlu; biri tümel olumsuz, biri tikel olumsuz iki önerme arasındaki bağlantı durumu: "Kimi insanlar fânidir" önermesi "Bütün insanlar fânidir" önermesinin altığı olur.
AHLAT
Gülgillerden, kendi kendine yetişen, üzerine armut aşılanan ağaç, yaban armudu, dağ armudu (Pirus piraster). Beden yapısının temelini oluşturan ögeler. Kaba adam, yol iz bilmez kimse. Bitlis iline bağlı ilçelerden biri. Bu ağacın, armuda benzeyen, iyice olgunlaştıktan sonra yenilebilen yemişi. Bir karışım içindeki parçalar, ögeler.
AKORDİYON
Üstündeki düğmelere veya tuşlara basarak metal dilcikleri titretme yolu ile çalınan körüklü, elde taşınabilir bir çalgı, akordeon, armonika. Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ALIŞKANLIK
Bir şeye alışmış olma durumu, alışkınlık, alışmışlık, alışkı, itiyat, huy, meleke, ünsiyet, yordam. İç ve dış etkilerle hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren şartlanmış davranış. Yakınlık, arkadaşlık, ünsiyet.
AĞDALI
Ağdalanmış. Karmaşık. Bilinmeyen kelimelerden, anlaşılması güç sözlerden oluşan (deyiş).
AÇIKLAYICI
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.
AĞRIMA
Ağrımak işi. Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaştırdığı ağrıma asalaklarından ileri gelen hastalık.
AKIŞMA
Akışmak işi. Bir sıraya gelen ses, hece veya kelimelerin birbirleriyle uyuşarak kulağa hoş ve dile kolay gelen bir bütün oluşturması.
ALIŞVERİŞ
Satın alma ve satma işi, alım satım, iş, muamele, ahzüita, aksata, pazar. İlişki, münasebet.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.