Kelimeler arşivi içinde; başında "mahal" olan, toplam 12 adet kelime bulunmaktadır. mahal ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu mahal ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde mahal olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
MAHALLİLEŞTİRMEK
MAHALLİLEŞMEK
MAHALLİLEŞME
MAHALLEVARİ, MAHALSİNMEK
MAHALLECE, MAHALLELİ
MAHALLER, MAHALLIK
MAHALLE, MAHALLİ
MAHAL
MAHAL
Yöre (I).
MAHALLİLEŞME
Yöreselleşme, yerelleşme.
MAHALLEVARİ
Mahalle yaşayışına uygun.
MAHALLE
Bir şehrin bir kasabanın, büyükçe bir köyün bölündüğü parçalardan her biri. Bu parçalarda oturan insanlarn tamamı.
MAHALLECE
Mahallede oturanlar tarafından. Mahallede oturanlar olarak hep birlikte.
MAHALLİ
Yöresel. yerel.
MAHALLİLEŞMEK
Yerelleşmek.
MAHALLİLEŞTİRMEK
yerelleştirmek.
MAHALSİNMEK
Değer vermek, önem vermek, önemli saymak. Gerçek sanmak.
MAHALLELİ
Aynı mahallede oturan kimselerin bütünü. Aynı mahalleden olan.
MAHALLER
Bursa şehrinde, Orhaneli ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
MAHALLIK
Dik kafalılık.
Bu bölümde tanımı içerisinde MAHAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GÖÇMEK
Yerleşmek amacıyla mahalle, köy, şehir veya ülke değiştirmek. Oturmak. Ölmek. Çökmek. Bazı hayvanlar, sıcak iklimli ülkelere gitmek.
BEVVAP
Kapıcı. Mahalle okullarında hademe.
İRAP
"Hiçbir değeri ve önemi yok" anlamındaki irapta mahalli yok ve iraptan mahalsiz deyimlerinde geçen bir söz.
MUHTAR
Köy ve mahallenin yasalarla belirtilmiş işlerini yürütmek için o köy veya mahallede oturanların seçtikleri kimse, köy muhtarı, mahalle muhtarı. Özerk. Her işe burnunu sokan.
MAHLEP
Gülgillerden, 6-10 metre yüksekliğinde bir ağaç, kokulu kiraz, İdris ağacı (Prunus mahaleb). Bu ağacın bahar olarak kullanılan, nohut büyüklüğündeki yemişi.
YÖRESEL
Belli bir yöre ile ilgili, yerel, mahallî, mevzii, lokal. Belli bir yöreye özgü.
SANDIK
İçine çeşitli şeyler konulan, tahtadan yapılmış, kapaklı ev eşyası. Kamu kesiminde çalışan personelin kendi durumunda düşük faiz ve taksitler hâlinde geri ödemek üzere borç para aldığı birim. Meyve, sebze koymaya yarayan, tahta veya plastikten yapılmış, dört köşe kap. Mahalle tulumbacılarının omuzda taşıdıkları sandık biçimi tulumba. Bir kurumda para alınıp verilen yer. Kamu kesiminde çalışan personelin sosyal güvenlik işlerini yürüten kuruluş. Yapılarda kum, çakıl vb. şeyleri ölçmek için kullanılan, üstü ve altı açık, dört köşeli tahtadan ölçü aleti. Seçimlerde oy pusulalarının atıldığı kutu.
YERELLEŞME
Yerelleşmek işi, yöreselleşme, mahallîleşme.
GETTO
Avrupa ülkelerinde Yahudilerin gönüllü olarak veya zorlanarak yerleştirildikleri ve her türlü gereksinimini başka yere gitmeden karşılayabildikleri mahalle, Yahudi mahallesi. Bir yerleşim bölgesinin, aynı şehirden gelen insanların yerleştiği bölümü.
HOŞGÖRÜLÜ
Hoşgörüsü olan, hoşgörüyle davranan, hoşgörü sahibi, müsamahalı, toleranslı.
VAROŞ
Kent veya kasabada kenar mahalle.
GENELEV
Genel kadınların erkek kabul ettikleri yer, aşağı mahalle, kırmızıfener, koltuk, kerhane, umumhane.
YÖRESELLİK
Yöresel olma durumu, mahallîlik.
MEVKİ
Yer, mahal. Durum. Bazı ulaşım araçlarında yolculara veya tiyatro, sinema vb. yerlerde seyircilere sağlanan konfora ve bilet ücretlerine göre düzenlenmiş yer. Makam.
AKSAKAL
Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. Ermiş, evliya. Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse, duayen.
YERELLEŞMEK
Yerel bir özellik kazanmak, yöreselleşmek, mahallîleşmek.
MEVZİ
Yer, mahal. Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge.
TULUMBACI
Mahallelerde bulundurulan yangın tulumbalarını, yangın olan yerlere götüren ve orada yangının söndürülmesine yardım eden kimse. Külhanbeyi. Tulumba yapan, satan veya onaran kimse.
YÖRE
Bir bölgenin belli bir yer ve çevresini kapsayan sınırlı bölümü, havali, mahal, civar. Değirmenlerde, taşla kasnak arasında kalan ve hayvan yemi olarak kullanılan un.
YER
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Durum, konum. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.