Kelimeler arşivi içinde; başında "kıf" olan, toplam 17 adet kelime bulunmaktadır. kıf ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kıf ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kıf olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KIFILLANMAK
KIFILANMAK, KIFILDAMAK
KIFIDANAK, KIFIRAMAK
KIFLAMAK, KIFITMAK, KIFIRCAN
KIFIDAK, KIFILTI
KIFLI, KIFIR, KIFIL, KIFIK, KIFFA
KIFI
KIF
KIF
Kadayıf dökmek için kullanılan süzgeçli tas. Kir, pislik : Çamaşır kıfı. Çaba. Ekin biçilmeden koparılmış tahıl başağı. İnsanın her şeyi hoş görür olduğu, elverişli durumu: Sen bunu alamazdın ya, bir kıfıma geldi. Kadeh, bardak.
KIFITMAK
Kalçasını oynatarak, salına salına yürümek : Gelin hanım kıfıtarak gitti.
KIFIRAMAK
Ağaçları parçalamak, kesmek, budamak.
KIFLAMAK
Arpa, buğday ve benzerleri tahılın başını koparmak.
KIFIR
Böceklerden korumak için asma kütüklerine ve filiz yerlerine sürülen macun. Üzüm salkımlarına gelen ve tanelerin dökülmesine neden olan bir çeşit hastalık. Tırtıl böceği.
KIFILANMAK
Komiklik yaparak çevresindekileri güldürmek.
KIFLI
Oynak, şımarık : Senin Haççe büyüyünce pek kıflı olacak.
KIFFA
Kova.
KIFIRCAN
Salgın hastalık.
KIFIDANAK
Yavaşça : Kıfıdanak yattım.
KIFILLANMAK
Çeki düzen vermek, süslenmek.
KIFILDAMAK
Kadın, bir erkeğin dikkatini çekmek, ona hoş görünmek için uğraşmak, çeşitli davranışlar yapmak. Çabaya düşmek.
KIFILTI
Rahatsız edici davranış, patırtı, kıpırtı. Evecenlik, telâş : Onun canı tez de kıfıltısı eksik olmaz. İstek.
KIFIDAK
Birdenbire.
KIFIL
Kilit, anahtar : Kıfılı getir, kapıyı aç. Çam ağacının dökülen kuru yaprakları. Böceklerden korumak için asma kütüklerine ve filiz yerlerine sürülen macun. Kurutulmuş labada çiçeği. Asma kilit. (Küllük Iğdır Kars).
KIFIK
Asil olmayan.
Bu bölümde tanımı içerisinde KIF geçen kelimeler listesi verilmiştir.
YETİH
Bilen, aşina. Vakıf, agâh, haberdar; yetih olmak.
EVKAF
Vakıflar. Vakıf mallarını yöneten kuruluş.
MEVKUFATÇI
Mevkufat adı altında toplanan kaçkın resmi, boşalmış timar ve vakıf gelirleri ile geleneksel vergilerden savaş için ayrılan para işleriyle uğraşan görevli.
VAHIF
Arapça kökenli vakf: vakıFar.
BİLİK
Kaz ve ördek yavrusu. Bilen, tanıyan, vâkıf. Bölük, parça, kısım. Meşe ağacı meyvesi, palamut. Bilim. Tavşan. Anaç tavuk. Kırık leblebi. Tandırda, simit biçiminde yapılmış çörek, ekmek. Silâh. Tanık. Bilirkişi: Ne bilik var ne tanık. Kadının cinsiyet organı. Vesika, vekâletname, senet, kart, kimlik cüzdanı, tezkere. Piliç. Küçük erkek çocukların cinsiyet organı. Erkeklik organı. Civciv. Tandırda pişirilen ortası delik küçük ekmek. Akıl, us, anlayış, kavrayış, bilgi. Güçlü bir seziş ve görgüden doğan ruh uyanıklığı ve zevk olgunluğu. Akıl, us, hikmet, bilgi.
TURGU
vakıf, te'sis (bk. bekit). -betisi (dayancı): vakfiyye, te'sis senedi.
MÜLK
Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal. Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bütünü, ülke. Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı.
TURGUCU
vâkıf (bk. bekitçi).
ÇARKIFELEK
Yakıldığında dönerek kıvılcım saçan donanma fişeği. Çarkıfelekgillerden, güzel, büyük, parlak kırmızı çiçekleri olan, duvar kenarlarına ve kameriyeler çevresine ekilen tırmanıcı bir süs bitkisi, fırıldak çiçeği, saat çiçeği (Passiflora caerulea). Talih, kader. Bir tür talih oyunu.
TEVLİYET
Vakıf mallarına bakma görevi.
VAKFİYE
Bir vakfın şartlarını bildiren belge, vakıfname.
SAYIL
Deniz kıyısı. Ermiş, bilen, vâkıf. Dilenci. Yöney ve gereyler gibi, birkaç bileşkenli ya da öğeli olmayıp tek bir sayı ile belirlenen nicelik. Yalnızca büyüklüğü ile belirlenen, doğrultu özelliği olmayan (nicelik). Bir oyutun (çoğunlukla da R ya da C oyutunun) öğelerinden biri. Bir ölçek aracılığıyla ölçüye vurulan nesne ya da özelliklerin bir sayı dizgesinin birimlerine göre aldığı değer. "Saygı gör, sözün dinlensin değerin artsın anlamında kullanılan bir isim".
BELET
Kılavuz, yol gösteren kimse. Bilen, tanıyan, vâkıf: İstanbul'a belet değilim. Bilinen, belli, öğrenilen, bellenmiş: Mesele balet oldu. Yüksek, yüce. Kılavuz. Bilet. Fransızca kökenli bilet: bilet; Milli Piyango bileti.
ÇARKIFELEKGİLLER
Ayrı çanak yapraklı iki çeneklilerden, örneği çarkıfelek olan bir bitki familyası.