Kelimeler arşivi içinde; sonunda "kucak" olan, toplam 6 adet kelime bulunmaktadır. Sonu kucak ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında kucak olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde kucak olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
AŞAĞIKUCAK, KEPİRKUCAK
KARAKUCAK
KARKUCAK, KORKUCAK
KUCAK
KUCAK
Açık kollarla göğüs arasındaki bölüm, aguş. Açık kollarla göğüs arasına sığabilen miktarda olan. Herhangi bir durumun veya şeyin sınırlarının arası, iç. Ortam, ocak.
KORKUCAK
Bostan korkuluğu.
KARAKUCAK
Kökeni Orta Asya'ya uzanan, serbest stilde, yağ sürülmeden yapılmış olan en eski, geleneksel Türk güreşi.
KARKUCAK
Samsun kenti, Terme ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Samsun ili, Vezirköprü ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
KEPİRKUCAK
Şanlıurfa şehri, Gölcük bucağına bağlı bir bölge.
AŞAĞIKUCAK
Şanlıurfa ili, Hilvan ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.
Bu bölümde tanımı içerisinde KUCAK geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ABEŞİVERMEK
Sarmaşmak, kucaklaşmak: Haydi kardeşim abeşiver.
SARILMAK
Sarma işi yapılmak. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Kollarını dolamak, kucaklamak. Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. Bütün gücü ile ele almak.
SARMAK
Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Kucaklamak. Yumak yapmak. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Sarılıp tırmanmak. Sözle saldırmak, tedirgin etmek. Saldırmak, hücum etmek. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Örtmek. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Dolayında yer almak. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak.
YATIŞMAK
Hızı, etkisi azalmak, aşırılığı geçmek. Yan yana, kucak kucağa yatmak. Coşku, sinir, korku vb.nin etkisi azalmak, geçmek, sakinleşmek. Ayaklanma, kargaşa sakinleşmek, durulmak.
KUCAKLAŞMAK
Birbirini kucaklamak.
BAŞ
İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız ve benzerleri organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. Bir topluluğu yöneten kimse. Başlangıç. Temel, esas. Arazide en yüksek nokta. Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. Bir şeyin uçlarından biri. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet. Para değiştirirken verilen veya alınan üstelik, sarrafiye. 1. Bir şeyin yakını veya çevresi. "Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz. Güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği. Çıban. Reis. Tane. Dilim: Bi baş pendir ver. İyi, güzel: Benim toklularım hep baştır. Pazartesi. Ölçüde, tartıda tahminin üstünde çıkan kısım. Çıban, yara. Derilere tatbik edilen bir işlem (tabaklıkta). Köselecilikte bir derinin baş tarafı. Bulgur, buğday ve benzerleri kalburlandığı zaman kalburun üstünde kalan in kısım. Baş, başlangıç. Baş, reis. Baş. Üzeri, kendi. Tepe, zirve. Uç. sınır. Nezt, baş ucu. Ön taraf, ön yol. Bağış, hediye. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan en ön bölgesi. Herhangi bir hayvanın bu bölgeye karşılık olan yapısı. Sefal, kafa. 3.Bakteriyofajlarda ikozahedral şekilli, DNA içeren kısmı. 4.Miyozinin bir parçası. Fosfolipitlerin yağ asitleri içermeyen kısmı. Spermlerde haploit çekirdeğin bulunduğu kısmı. Beyni ve duyu organlarını taşıyan vücut parçası. Yağlı güreşte ve karakucakta en büyük boy. reis (bk. başkan.). Dövme ya da darçıkım işleminde, dövme ya da itme işini gören kolun ucu. İlkel topluluklarda görülen, çok az kurumlaşmış olan ve gücü kimi kez aşırı bir başına -buyruk- yönetimin gücü biçimini alan önder tipi. İnsan vücudunun üst, hayvan vücudunun ön ucu, sefalika. Deyiş'in konu ve uyağının ne olduğunu belirten, "doğuş" un halk edebiyatındaki adı. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan üst bölgesi; herhangi bir hayvanın bu kesime karşıt oları bölgesi. Başkan, topluluğu yöneten, komutan. (İnsan ve hayvan sayımında) Tane. Başak. Yara.
PIŞPIŞLAMAK
Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak. Teselli etmek, avutmak.
AGUŞ
Kucak.
BOHÇALAMAK
Bir şeyi bohça içine koyup sarmak. Ayakları havada bağdaş kurar gibi toplayarak denize veya havuza atlamak. Güreşte rakibin kol ve ayaklarını üst üste getirerek kımıldayamaz durumda alttan kavrayıp kucaklamak.
AYAK
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.
KUCAKLANMAK
Kucaklama işi yapılmak.
PORTBEBE
Bebekleri kucakta veya elde taşımak için kullanılan çanta.
BEBEK
Meme ya da kucak çocuğu. Sevgi bildiren bir seslenme sözü. Göz bebeği. Plastik, tahta, bez vb.nden yapılmış olan insan biçiminde oyuncak.
KOYUN
Geviş getirenlerden, eti, sütü, yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan (Ovis aries). Verilen buyruklara uyan, kendi kişiliğini gösteremeyen kimse. Kollar arası, kucak. Koruyucu, şefkatli çevre. Göğüsle giysi arası.
KUCAKLANIŞ
Kucaklanma işi.
SARMAŞMAK
Birbirine sarılmak, kucaklaşmak.
KUCAKLANMA
Kucaklanmak işi.
KUCAKLAŞMA
Kucaklaşmak işi.
KUCAKLAYIŞ
Kucaklama işi.
KUCAKLAMA
Kucaklamak işi.