KUCAK ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kucak" olan, toplam 19 adet kelime bulunmaktadır. kucak ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kucak ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kucak olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

KUCAKLAYIVERMEK, KUCAKLAYABİLMEK, KUCAKLAŞABİLMEK

14 harfli kelimeler

KUCAKLAYIVERME, KUCAKLAŞABİLME, KUCAKLAYABİLME, KUCAKLAŞTIRMAK

13 harfli kelimeler

KUCAKLAŞTIRMA

11 harfli kelimeler

KUCAKLAKLIK, KUCAKLANMAK, KUCAKLAŞMAK

10 harfli kelimeler

KUCAKLAŞMA, KUCAKLAYIŞ, KUCAKLANMA, KUCAKLANIŞ, KUCAKLAMAK

9 harfli kelimeler

KUCAKLAMA

7 harfli kelimeler

KUCAKTA

5 harfli kelimeler

KUCAK

Bazı kelimelerin anlamları

KUCAK

Açık kollarla göğüs arasındaki bölüm, aguş. Açık kollarla göğüs arasına sığabilen miktarda olan. Herhangi bir durumun veya şeyin sınırlarının arası, iç. Ortam, ocak.

KUCAKLAŞMA

Kucaklaşmak işi.

KUCAKLANMA

Kucaklanmak işi.

KUCAKLAŞMAK

Birbirini kucaklamak.

KUCAKLAYABİLME

Kucaklayabilmek işi.

KUCAKLANIŞ

Kucaklanma işi.

KUCAKLAYIVERME

Kucaklayıvermek işi.

KUCAKLAŞTIRMA

Kucaklaştırmak işi.

KUCAKLAYIŞ

Kucaklama işi.

KUCAKLAKLIK

Kucaklayarak.

KUCAKLAYABİLMEK

Kucaklama imkânı veya olasılığı bulunmak.

KUCAKLAŞTIRMAK

Kucaklaşma işini yaptırmak.

KUCAKLAŞABİLME

Kucaklaşabilmek işi.

KUCAKLAŞABİLMEK

Kucaklaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

KUCAKLAYIVERMEK

Ansızın veya çabucak kucaklamak.

KUCAKLANMAK

Kucaklama işi yapılmak.

  -   -   -  

Anlamında KUCAK bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KUCAK geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AYAK

Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.

CE

Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı, okunuşu. Kucak çocuklarını, bebekleri eğlendirmek için çıkarılan ses. Seryum elementinin simgesi. Sarı: Şehirden ce yemeni aldım.

GUCAK

Kısa boylu, bodur kişi. Kucak.

PORTBEBE

Bebekleri kucakta veya elde taşımak için kullanılan çanta.

YATIŞMAK

Hızı, etkisi azalmak, aşırılığı geçmek. Yan yana, kucak kucağa yatmak. Coşku, sinir, korku vb.nin etkisi azalmak, geçmek, sakinleşmek. Ayaklanma, kargaşa sakinleşmek, durulmak.

GUCAH

Kucak - gucahlallar: kucaklarlar.

KOYUN

Geviş getirenlerden, eti, sütü, yapağısı ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan (Ovis aries). Verilen buyruklara uyan, kendi kişiliğini gösteremeyen kimse. Kollar arası, kucak. Koruyucu, şefkatli çevre. Göğüsle giysi arası.

GOÇMAK

Kucaklamak, sevmek (çocuk dilinde). Göçmek, bk. goç etmek. Heyelan etmek.

ABEŞİVERMEK

Sarmaşmak, kucaklaşmak: Haydi kardeşim abeşiver.

BAŞALTI

Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğuşları. Kayığın baş tarafının altındaki odacık: Şeker sandıklarını başaltına koyun deniz ıslamasın. Emin yer, en güvenilecek yer: Gişinin malı başaltında gerek. Yağlı güreşte ve karakucakta baş'tan önceki boy.

SARILMAK

Sarma işi yapılmak. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Kollarını dolamak, kucaklamak. Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. Bütün gücü ile ele almak.

BAŞ

İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız ve benzerleri organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. Bir topluluğu yöneten kimse. Başlangıç. Temel, esas. Arazide en yüksek nokta. Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. Bir şeyin uçlarından biri. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet. Para değiştirirken verilen veya alınan üstelik, sarrafiye. 1. Bir şeyin yakını veya çevresi. "Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz. Güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği. Çıban. Reis. Tane. Dilim: Bi baş pendir ver. İyi, güzel: Benim toklularım hep baştır. Pazartesi. Ölçüde, tartıda tahminin üstünde çıkan kısım. Çıban, yara. Derilere tatbik edilen bir işlem (tabaklıkta). Köselecilikte bir derinin baş tarafı. Bulgur, buğday ve benzerleri kalburlandığı zaman kalburun üstünde kalan in kısım. Baş, başlangıç. Baş, reis. Baş. Üzeri, kendi. Tepe, zirve. Uç. sınır. Nezt, baş ucu. Ön taraf, ön yol. Bağış, hediye. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan en ön bölgesi. Herhangi bir hayvanın bu bölgeye karşılık olan yapısı. Sefal, kafa. 3.Bakteriyofajlarda ikozahedral şekilli, DNA içeren kısmı. 4.Miyozinin bir parçası. Fosfolipitlerin yağ asitleri içermeyen kısmı. Spermlerde haploit çekirdeğin bulunduğu kısmı. Beyni ve duyu organlarını taşıyan vücut parçası. Yağlı güreşte ve karakucakta en büyük boy. reis (bk. başkan.). Dövme ya da darçıkım işleminde, dövme ya da itme işini gören kolun ucu. İlkel topluluklarda görülen, çok az kurumlaşmış olan ve gücü kimi kez aşırı bir başına -buyruk- yönetimin gücü biçimini alan önder tipi. İnsan vücudunun üst, hayvan vücudunun ön ucu, sefalika. Deyiş'in konu ve uyağının ne olduğunu belirten, "doğuş" un halk edebiyatındaki adı. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan üst bölgesi; herhangi bir hayvanın bu kesime karşıt oları bölgesi. Başkan, topluluğu yöneten, komutan. (İnsan ve hayvan sayımında) Tane. Başak. Yara.

SARMAK

Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Kucaklamak. Yumak yapmak. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Sarılıp tırmanmak. Sözle saldırmak, tedirgin etmek. Saldırmak, hücum etmek. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Örtmek. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Dolayında yer almak. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak.

BOYUNLAMA

Yağlı güreşte ve karakucakta, bir ayağı aktaki güreşçinin önüne atmak yoluyla boyundan geriye doğru çekme.

PIŞPIŞLAMAK

Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak. Teselli etmek, avutmak.

AGUŞ

Kucak.

SARMAŞMAK

Birbirine sarılmak, kucaklaşmak.

KUCAKLAMA

Kucaklamak işi.

BOHÇALAMAK

Bir şeyi bohça içine koyup sarmak. Ayakları havada bağdaş kurar gibi toplayarak denize veya havuza atlamak. Güreşte rakibin kol ve ayaklarını üst üste getirerek kımıldayamaz durumda alttan kavrayıp kucaklamak.

BEBEK

Meme ya da kucak çocuğu. Sevgi bildiren bir seslenme sözü. Göz bebeği. Plastik, tahta, bez vb.nden yapılmış olan insan biçiminde oyuncak.