Kelimeler arşivi içinde; başında "kelle" olan, toplam 17 adet kelime bulunmaktadır. kelle ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kelle ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kelle olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KELLEDAYAĞI, KELLEMANGAY
KELLECİLİK
KELLEKÜPE, KELLELİOT, KELLEŞMEK, KELLENMEK
KELLECUŞ, KELLEMEK, KELLEŞME
KELLECİ, KELLELİ, KELLEME
KELLEZ, KELLER, KELLEM
KELLE
KELLE
Koyun, kuzu ve keçinin pişirilmiş başı. Ekinlerde başak. Baş, kafa. Külçe biçimindeki şeker.
KELLEŞME
Kelleşmek işi.
KELLENMEK
Gerilemek, durgunlaşmak, kötüleşmek.
KELLEŞMEK
Kel durumuna gelmek.
KELLECUŞ
Eskiden yapılan bir çeşit yemek.
KELLELİOT
Bir çeşit arpa, Hordeum Graminae.
KELLELİ
Başı büyük olan.
KELLEKÜPE
Paça yemeği.
KELLEZ
Yaşça küçük ya da gelişmemiş boğa.
KELLEME
Verimsiz toprak. Küçük toprak yığını, tümsek.
KELLEDAYAĞI
Ütüleme sırasında kelleyi düzgün tutmağa yarayan sivri uçlu demir. (Senirkent Isparta).
KELLER
Kulpsuz, yayvan sepet, sele. Malatya ili, Akçadağ ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Sivas şehri, Celâlli nahiyesine bağlı bir yer. Zonguldak ili, Beycuma nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
KELLEMANGAY
Bir çeşit at hastalığı.
KELLECİ
Kelleyi pişiren veya satan kimse. Denizli ilinde, Babadağ ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
KELLECİLİK
Kellecinin yaptığı iş.
KELLEMEK
Ağaçların dallarını, sürgünlerini kesmek, budamak. Ağaç yeşillenmek, sürgün, filiz vermek. Ağaç kurumak. Tos vurmak. Aşı yapmak için ağacı kesmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde KELLE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GEÇGOTİK
Gotik mimarlığında orta ve yansahınların aynı yükseklikte olduğu, alev biçimli, eni dar pencelerin yapı yan yüzlerinin yüksekliğince büyüdüğü, heykellerin abartmalı biçimler ve acılı bir yüz anlatımı gösterdiği, bütün yapının dantela gibi delik deşik bir görünüş taşıdığı son dönem.
ATASOY
İlkel toplumlarda, boyları oluşturan bireylerin kendisinden türediklerine inandıkları insan, hayvan, bitki, nesne ya da doğa olayı kimliğinde olan ortak ata. (Kimi ilkellerde, boylarda saptanan bu tür atanın dışında kişisel, ailesel, cinsel ya da yerel ata akrabalar da görülmüştür.) bk. atasoyculuk. karşılığı tapıncak, büyü, cancılık. Ataları gibi soylu olan kimse.
EŞKİLİ
Turşu. İşkil, kuşku. Ekşi hamurdan yapılan ekmek, bazlama. Mercimek, nohut, yarma, taze kabak ve fasulye ile yapılan ve içine bolca ekşi konan bir çeşit çorba. Kaynatılmış kayısı kurusu, et ve yağ ile yapılan bir çeşit yemek. Kelle ve sirke ile yapılan yemek. Ekşili.
GIĞIŞDAK
Başağın dolgun olduğunu anlatır: Bu sene buğday kelleleri gıgışdak dane.
NİKELSİZ
Birleşiminde nikel bulunmayan. Nikelle kaplanmamış.
OYLUMLAMA
Oylumlamak işi. Kil, bal mumu gibi kolayca biçimlendirilebilen maddeleri, yapılacak heykellere model hazırlamak üzere hacimli olarak biçimlendirme, taslak yapma, modelaj.
TEKELLEŞTİRME
Tekelleştirmek işi.
FURUNKULOZ
Balıklarda Aeromonas salmonicida'nın neden olduğu, septisemi, vücudun çeşitli yerlerinde furunkeller, kanamalar, apse ve lezyonların oluşmasıyla karakterize olan bulaşıcı bakteriyel bir hastalık.
AKYAZLIK
Kellesi dört sıra olarak olgunlaşan sarı buğday.
TUNÇLAŞTIRMAK
Bir sembolü tunçtan yapılmış bir heykelle canlandırmak. Tunç rengi kazandırmak.
YÜKÜMLÜ
Bir şeyi yapma zorunluluğu olan, memur, mükellef.
NİKELLEME
Nikellemek işi.
AKROLİT
(Heykel) Eski Yunan'da vücut kısmı yıldızlanmış tahtadan; baş, el ve ayakları mermerden yapılmış heykellere verilen ad.
DAZKIRLAŞMAK
Doğal olaylar veya insanların etkisiyle yeryüzü bölgesi çıplaklaşmak ve kelleşmek.
TEKELLEŞME
Tekelleşmek işi.
ALAFLANMAK
Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Kızışmak: Gübre alaflanmış. Koyun kelleleri için ütülenmek. (Kümbet, inönü Eskişehir).
MANGANİN
Manganezin bakır ve nikelle yaptığı alaşım.
YÜKÜMLÜLÜK
Yapılması zorunlu olan iş veya bir işi yapma zorunluluğu, yükümlülük, yüküm, mükellefiyet, mecburluk, mecburiyet.
NİKELLİ
Birleşiminde nikel bulunan. Nikelle kaplanmış.
GAMGAK
Yara üstündeki kabuk. Yonga. Haşhaşın kellesi koparıldıktan sonra kalan sakı.