Kelimeler arşivi içinde; başında "kede" olan, toplam 24 adet kelime bulunmaktadır. kede ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kede ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kede olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KEDERLENDİRMEK
KEDERLENDİRME
KEDERSİZLİK, KEDERLENMEK
KEDERLENME, KEDERLENİŞ, KEDERLEMEK
KEDERSİZ
KEDEVLE, KEDELEÇ, KEDERLİ, KEDENCE, KEDERET, KEDERİÇ
KEDERİ, KEDERE, KEDENE, KEDEME, KEDELİ, KEDELE
KEDER, KEDEL, KEDEK
KEDE
KEDE
Şiş karınlı, sarı yüzlü, hasta çocuk.
KEDERLEMEK
Engel olmak, engellemek.
KEDERLENİŞ
Kederlenme işi.
KEDENCE
Kedi.
KEDERSİZ
Acısız, üzüntüsüz.
KEDERLENME
Kederlenmek işi.
KEDERET
Engel.
KEDELEÇ
Toprak kap, küçük çömlek.
KEDERSİZLİK
Kedersiz olma durumu.
KEDERİÇ
Yağ konulan kap.
KEDERLENDİRME
Kederlendirmek işi.
KEDERLENMEK
Kederli olmak, üzülmek, tasalanmak, mükedder olmak.
KEDERLİ
Acılı, üzüntülü, mükedder.
KEDERİ
Kadar : Senin kederi yalancı görmedim.
KEDEVLE
Sabanın önündeki eğri ağaç parça.
KEDERLENDİRMEK
Keder, üzüntü duymasına yol açmak, acı vermek.
Bu bölümde tanımı içerisinde KEDE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ACILI
Acı katılmış olan. Acısı olan, kederli.
ACISIZ
Tadı acı olmayan. Üzüntüsü, sıkıntısı olmayan, kedersiz. Ağrı, sızı duyulmayan.
BULUT
Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığın. Keder, endişe. Herhangi bir şeyden oluşan yoğun yığın.
ACILIK
Acı olma durumu. Dokunaklılık, kederlilik, yaslılık.
DARBE
Vuruş, çarpış. Birini kötü duruma düşüren, sarsan olay. Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.
GÖÇ
Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret. Taşınma sırasında götürülen ev eşyaları. Evden eve taşınma, nakil. Kuşların, geyiklerin, yarasaların, bazı balık ve böceklerin mevsim, iklim, besin miktarı vb.ne göre çevre değiştirmeleri.
ELEMLİ
Üzüntülü, kederli.
BULUTLANMAK
Bulutlarla kaplanmak. Kederlenmek, hüzünlenmek.
ELEMSİZ
Elemi, üzüntüsü, kederi olmayan.
GAİLE
Sıkıntı, dert, keder, üzüntü. İstenmeyen durum, baş belası. Uğraştırıcı iş, çekilmesi zor yük.
ACI
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
CEBİRE
Kırık ve çıkık kemikleri yerinde tutmak için kullanılan tahta, mukavva veya tenekeden yapılmış, üzeri sargıyla kaplanan levha, süyek, koaptör. Rayları iki ucundan birbirine bağlamak için kullanılan delikli metal çubuk.
AZINLIK
Bir toplulukta kendine özgü nitelikler bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, azlık, ekalliyet, çoğunluk karşıtı. Bir ülkede ayrı soydan veya inançtan olan ve sayıca az bulunan topluluk, ekalliyet. Bir oylama sırasında sayıca az olma durumu.
ELEM
Acı, üzüntü, dert, keder.
DİPLOMASİ
Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü. Bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği. Bu görevlilerin oluşturduğu topluluk. Güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalık ve beceriklilik. Yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı.
GÜMRÜK
Bir ülkeye giren veya bir ülkeden çıkan mal ve eşya üzerinden alınan vergi. Bu verginin alınması işlemiyle uğraşan devlet kuruluşu. Sınır kapılarında denetim ve gözetim işlerinin yapıldığı yer.
BELİYE
Felaket, keder, tasa.
CUNTA
Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul.
BAKICI
Bakma işiyle görevlendirilen kimse. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse. Falcı. Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse.
ACIKLI
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı, üzücü, koygun. Acı görmüş, yaslı, kederli.