Kelimeler arşivinde; içinde "kede" olan, toplam 33 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kede bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kede ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kede olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KEDERLENDİRMEK
HAKKEDEBİLMEK, KEDERLENDİRME
HAKKEDEBİLME
KEDERLENMEK, KEDERSİZLİK
KEDERLENİŞ, TEKEDERESİ, KUSLUKEDEH, KEYFEKEDER, KEDERLENME, KEDERLEMEK
TEKKEDERE
KEDERSİZ, İLAKEDER
KEDERLİ, KEDELEÇ, TEKEDEK, KEDENCE, KEDEVLE, KEDERET, KEDERİÇ
KEDELE, AKEDEŞ, KEDERİ, KEDERE, KEDENE, KEDEME, KEDELİ
KEDE
Şiş karınlı, sarı yüzlü, hasta çocuk.
KEDERLEMEK
Engel olmak, engellemek.
HAKKEDEBİLME
Hakkedebilmek işi.
KUSLUKEDEH
Gökkuşağı.
KEDERLENDİRMEK
Keder, üzüntü duymasına yol açmak, acı vermek.
KEDERLENİŞ
Kederlenme işi.
HAKKEDEBİLMEK
Hakketme imkânı veya olasılığı bulunmak.
KEYFEKEDER
Pek üzerinde durulmayan, önem verilmeyen.
KEDERLENME
Kederlenmek işi.
KEDERSİZLİK
Kedersiz olma durumu.
İLAKEDER
Alakadar.
KEDERSİZ
Acısız, üzüntüsüz.
TEKKEDERE
Bolu ili, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. İzmir şehri, Zeytindağ bucağına bağlı bir bölge.
TEKEDERESİ
Erzurum şehri, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Malatya ili, Tepehan nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
KEDERLENMEK
Kederli olmak, üzülmek, tasalanmak, mükedder olmak.
KEDERLENDİRME
Kederlendirmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde KEDE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GAİLE
Sıkıntı, dert, keder, üzüntü. İstenmeyen durum, baş belası. Uğraştırıcı iş, çekilmesi zor yük.
GÜMRÜK
Bir ülkeye giren veya bir ülkeden çıkan mal ve eşya üzerinden alınan vergi. Bu verginin alınması işlemiyle uğraşan devlet kuruluşu. Sınır kapılarında denetim ve gözetim işlerinin yapıldığı yer.
ACISIZ
Tadı acı olmayan. Üzüntüsü, sıkıntısı olmayan, kedersiz. Ağrı, sızı duyulmayan.
ACILIK
Acı olma durumu. Dokunaklılık, kederlilik, yaslılık.
BAKICI
Bakma işiyle görevlendirilen kimse. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse. Falcı. Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse.
BULUTLANMAK
Bulutlarla kaplanmak. Kederlenmek, hüzünlenmek.
BULUT
Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığın. Keder, endişe. Herhangi bir şeyden oluşan yoğun yığın.
DARBE
Vuruş, çarpış. Birini kötü duruma düşüren, sarsan olay. Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.
BELİYE
Felaket, keder, tasa.
CEBİRE
Kırık ve çıkık kemikleri yerinde tutmak için kullanılan tahta, mukavva veya tenekeden yapılmış, üzeri sargıyla kaplanan levha, süyek, koaptör. Rayları iki ucundan birbirine bağlamak için kullanılan delikli metal çubuk.
ACIKLI
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı, üzücü, koygun. Acı görmüş, yaslı, kederli.
DİPLOMASİ
Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü. Bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği. Bu görevlilerin oluşturduğu topluluk. Güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalık ve beceriklilik. Yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı.
AZINLIK
Bir toplulukta kendine özgü nitelikler bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, azlık, ekalliyet, çoğunluk karşıtı. Bir ülkede ayrı soydan veya inançtan olan ve sayıca az bulunan topluluk, ekalliyet. Bir oylama sırasında sayıca az olma durumu.
ELEMSİZ
Elemi, üzüntüsü, kederi olmayan.
CUNTA
Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul.
GÖÇ
Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret. Taşınma sırasında götürülen ev eşyaları. Evden eve taşınma, nakil. Kuşların, geyiklerin, yarasaların, bazı balık ve böceklerin mevsim, iklim, besin miktarı vb.ne göre çevre değiştirmeleri.
ACI
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
ELEMLİ
Üzüntülü, kederli.
ACILI
Acı katılmış olan. Acısı olan, kederli.
ELEM
Acı, üzüntü, dert, keder.