Kelimeler arşivinde; içinde "ödün" olan, toplam 21 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ödün bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ödün ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ödün olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
ÖDÜNÇLEŞMEK, ÖDÜNÇLERİNE, ÖDÜNÇLENMEK
ÖDÜNÇLEŞME, ÖDÜNSÜZLÜK, ÖDÜNÇLENME, ÖDÜNÇLEMEK
ÖDÜNÇLEME, ÖDÜNSÜZCE, ÖDÜNLÜLÜK, ÖDÜNCÜLÜK, ÖDÜNLEMEK
ÖDÜNLEME
ÖDÜNCCE, ÖDÜNÇÇÜ, ÖDÜNSÜZ
ÖDÜNCÜ, ÖDÜNLÜ
KÖDÜN, ÖDÜNÇ
ÖDÜN
ÖDÜN
Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme, ödünleme, ivaz, taviz. Bir ülkenin yaptığı anlaşma ile, başka ülke ya da ülkelerin mallarına uygulanacak bildirmelik yönünden tanıdığı ayrıcalık.
ÖDÜNLEME
Ödün. Engellenen ve doyurulmayan dilek, istek ve davranışların yarattığı tedirginliği, onların yerine geçebilecek başka dilek, istek ve davranışlarla giderme.
ÖDÜNCÜLÜK
Ödüncü olma durumu, tavizcilik, tavizkârlık.
ÖDÜNÇLENME
Ödünçlenmek işi.
ÖDÜNCCE
Ödünç olarak.
ÖDÜNLEMEK
Ödünle karşılamak, taviz vermek.
ÖDÜNSÜZLÜK
Ödünsüz olma durumu, ivazsızlık.
ÖDÜNÇLEŞMEK
Karşılıklı ödünç alıp vermek.
ÖDÜNÇLERİNE
Yazıya, koşuğa ayet ya da hadis katmakla anlatımı bezeme: / Zalimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ / Tallahi lekad aserek-allâhu aleyna. (Ziya Paşa).
ÖDÜNÇLEME
Ödünçlemek işi, ariyet.
ÖDÜNÇÇÜ
Borç para veren kişi.
ÖDÜNLÜLÜK
Ödünlü olma durumu, ivazlılık.
ÖDÜNÇLENMEK
Ödünç alıp vermek.
ÖDÜNÇLEŞME
Ödünçleşmek işi.
ÖDÜNÇLEMEK
Ödünç olarak alınmak. Başka bir dilden söz almak, bütünüyle özümsemek.
ÖDÜNSÜZCE
Ödünsüz bir biçimde, ivazsızca.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖDÜN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÖDÜNLÜ
Ödün niteliğinde olan, ödün vererek yapılan, ivazlı. Ödün veren (kimse).
TEFECİ
El altından yüksek faizle ödünç para veren kimse, faizci, murabahacı.
İARE
Eğreti, ödünç. Eğreti verme, ödünç verme.
TAVİZCİ
Ödüncü.
ARİYETEN
Eğreti olarak, ödünç olarak.
MUKRİZ
Ödünç para veren, borç veren.
TAHVİL
Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet. Değiştirme, çevirme, döndürme, dönüştürme.
İVAZLI
Ödünlü. Karşılığı olan.
İVAZ
Ödün. Karşılık. Edim.
İSTİARE
Ödünç, borç veya eğreti alma, ödünçleme. Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, eğretileme.
ÖDÜNSÜZ
Ödün niteliğinde olmayan, ödün vermeksizin yapılan, ivazsız, tavizsiz. Ödün vermeyen (kimse).
UZLAŞMACILIK
Çıkarlarından, düşüncelerinden ödünler vererek uzlaşma sağlama siyaseti.
İKTİBAS
Ödünç alma. Alıntı. Ödünç alınan şey.
İKRAZ
Borç veya ödünç verme.
İVAZSIZ
Ödünsüz. Karşılıksız.
TAVİZCİLİK
Ödüncülük.
FAİZ
İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri, ürem, nema. Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olarak paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli.
TAVİZ
Ödün.
KREDİ
Borç ödemede güvenilir olma durumu. Güven, saygınlık, itibar. Ödünç alınan veya verilen mal, para. Belli bir öğrenimin tamamlanması için öğrencilerden istenen her türlü kuramsal ve uygulamalı çalışmalar göz önünde tutularak bir yarıyıl veya bir öğretim yılı okutulan herhangi bir dersin, okul programı bütünlüğü içindeki değerini nicelik olarak gösteren birim.
ARİYET
Ödünçleme. Belli bir taşınır malın kullanımının geri verilmek şartıyla bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması.