Kelimeler arşivinde; içinde "sözlü" olan, toplam 13 tane kelime bulunuyor. İçerisinde sözlü bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu sözlü ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında sözlü olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
SÖZLÜKÇÜLÜK, EŞYÖNSÖZLÜK, SÖZLÜKBİLİM
UZSÖZLÜLÜK
DANSÖZLÜK
SÖZLÜKÇE, SÖZLÜKÇÜ, DAMSÖZLÜ, SAĞSÖZLÜ
ÖZSÖZLÜ, UZSÖZLÜ
SÖZLÜK
SÖZLÜ
SÖZLÜ
Sözle, konuşma biçiminde yapılan, şifahi, yazılı karşıtı. Evlenmek için birbirine söz vermiş olan kimse, yavuklu.
SÖZLÜKÇÜLÜK
Bir dilin veya karşılıklı olarak daha fazla dilin söz varlığını sözlük biçiminde ortaya koymak üzere yöntemleri araştırma; sözlük hazırlama, yazma ilkelerini, kurallarını geliştirme ve uygulama alanına çıkarma işi, sözlük bilgisi, lügatçilik, leksikografi.
SÖZLÜKÇÜ
Sözlük yazan ve hazırlayan kimse, lügatçi, leksikograf.
SÖZLÜKBİLİM
Kelime ve sözlük bilgisi.
UZSÖZLÜ
Anlatımı, yapıtları derin, güzel ve etkili olan (yapıt, sanatçı), bk. uzsöz / Her beliğ fasih olur; lakin her fasih beliğ olamaz. (Sait Paşa, Mizan-ül-edeb).
SÖZLÜKÇE
Herhangi bir bilim dalının söz varlığını içeren sözlük.
SAĞSÖZLÜ
Bilgece, bk. sağsöz.
UZSÖZLÜLÜK
Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiç bir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak ve düzgün anlatma sanatı, bk. sözbilim.
ÖZSÖZLÜ
Sözünden dönmeyen, sözünü tutan kimse.
EŞYÖNSÖZLÜK
Eşyönsüz olma durumu.
DANSÖZLÜK
Dansözün işi veya mesleği.
SÖZLÜK
Bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanılmış kelime ve deyimlerini alfabe sırasına göre alarak tanımlarını yapan, açıklayan, başka dillerdeki karşılıklarını veren eser, lügat.
DAMSÖZLÜ
Patavatsız, kırıcı şekilde konuşan kişi.
Bu bölümde tanımı içerisinde SÖZLÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İNANMAK
Bir şeyi doğru olarak benimsemek. Sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek. Birini doğru sözlü olarak bilmek, güvenmek. Kanarak aldanmak. İman etmek. Bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek.
BAĞLANTI
İki veya daha çok şeyin birbiriyle bağlı bulunması, ilişki, irtibat, bağlanak. İki şey arasında ilişki sağlayan bağ. Yapılacak işle ilgili sözlü veya yazılı anlaşma, angajman.
HARBİ
Ateşli silahların içini temizlemekte kullanılan çubuk, harbe. Doğru sözlü, mert. Temiz, hilesiz.
KOLOKYUM
Konuşu. Doçentlik sözlü sınavı.
EDEBİYAT
Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın, gökçe yazın. Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi, literatür. İçten olmayan, gereksiz, yapmacık, boş sözler.
KONUŞMAK
Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak. Flört etmek. Becermek, uzman gibi yapabilmek. Şık ve zarif görünmek. Belli bir konudan söz etmek. Dargın bulunmamak. Söylev vermek, konuşma yapmak. Konuşma dili olarak kullanmak. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. Geçerli olmak, etkin olmak. Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak. İlişki kurmak ya da ilişkiyi sürdürmek. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek.
LÜGAT
Kelime, söz, sözcük. Sözlük.
AĞIZDAN
Sözlü olarak. Ağız yoluyla.
LEKSİKOGRAF
Sözlükçü.
KAMUS
Sözlük. Büyük sözlük.
LÜGATÇE
Küçük sözlük. Herhangi bir eserin sonunda yer alan ek sözlük.
DÜELLO
İki kişi arasında, tanıklar önünde yapılmış olan silahlı vuruşma. İki siyasi, ekonomik güç arasındaki çatışma. İki kişi arasında tanıklar önünde yapılmış olan sözlü atışma.
LEKSİKOGRAFİ
Sözlükçülük.
DOBRA
İyi, güzel. Anlaşılır. Açık sözlü.
İFADE
Anlatım. Dışa vurum. Tanık ve sanıkların olay hakkında yargı organlarına yaptıkları sözlü açıklama. Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin, mimiklerin bütünü. Deyiş, söyleyiş.
BAHİS
Üzerinde konuşulan şey, konu. Bir kitabın bölümlerinden her biri. Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma.
İÇERİK
Bir şeyin içinde bulunanların bütünü, muhteva, mazruf. Herhangi bir ruhsal süreç ya da düşünsel işlevi oluşturan ögelerin bütünü. Bir kelimenin veya kavramın anlamı. Sözlü veya yazılı anlatımda verilmek istenen öz, düşünce, duygu ve imgelerin bütünü. Bir cümle veya yargıda açıkça söylenmemekle birlikte var olduğu anlaşılabilen, zımni.
DUYURU
Herhangi bir olguyu, bir işi, bir durumu duyurmak için yayımlanan yazılı veya sözlü haber, ilan.
KOMPOZİSYON
Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi. Öğrencilere duygu ve düşüncelerini etkili ve düzgün bir biçimde anlatmaları için yaptırılan yazılı veya sözlü çalışma, tahrir, kitabet.
GÖNDERME
Göndermek işi, irsal. Sözlükçülükte bir madde başını işlerken, ilgisi dolayısıyla başka bir madde başına yollama.