Kelimeler arşivinde; içinde "nazar" olan, toplam 17 tane kelime bulunuyor. İçerisinde nazar bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu nazar ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında nazar olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
NAZARİYECİLİK
NAZARIDİKKAT, NAZARIİTİBAR
NAZARİYATÇI, NOKTAİNAZAR
SARFINAZAR, NAZARİYECİ
NAZARİYYE, NAZARINDA, NAZARİYAT
NAZARİYE, NAZARLIK, MÜNAZARA
NAZARAT, NAZARAN
NAZARİ
NAZAR
NAZAR
Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz. Bakış, bakma, göz atma.
SARFINAZAR
Saymama, dikkate almama. Vazgeçme.
NAZARİYE
Kuram.
NAZARINDA
Birinin düşüncesine göre, birinin gözünde.
NAZARİYECİLİK
Kuralcılık.
NAZARİYYE
kuram.
NAZARİYATÇI
Kuramcı.
NAZARIİTİBAR
İlgi, dikkat.
NAZARIDİKKAT
Bir kimsenin herhangi bir konuya duyduğu yoğun ilgi.
NAZARAN
Göre, oranla, kıyasla.
NAZARAT
Hapishane.
NAZARİYAT
Kuramlar.
NAZARLIK
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler.
NAZARİYECİ
Kuramcı.
MÜNAZARA
Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılmış olan tartışma. Divan edebiyatında zıt varlıklar ve kavramlar arasındaki karşıtlığı anlatan yazı türü.
NOKTAİNAZAR
Görüş, görüş açısı.
Bu bölümde tanımı içerisinde NAZAR geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DAĞDAĞAN
Çitlembik ağacı ve meyvesi. Kömürü çok kuvvetli olan bir ağaç. Çitlembik, ağacı, iğde ve diğer ağaçların dallarından yapılan nazarlık.
BESNOİTİOZİS
Sığır, at, koyun, keçi ve diğer otçullarda Besnoitia cinsi protozoonların neden olduğu, sokucu sinekler tarafından mekanik olarak taşınan veya enfekte kedi dışkısında bulunan, ookistlerin ağız yoluyla alınmasıyla bulaşan, etkenlerin birçok dokuda kalın duvarlı kist oluşmasıyla ve klinik olarak ateş, anazarka, anasarka, iştahsızlık, fotofobi, sklerodermatitis ve değişen derecelerde kıl dökülmesi gibi belirtilere neden olan hastalık, fil derisi hastalığı. Hastalık geçmişte globidiyozis olarak adlandırılmaktaydı.
GÖRE
Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince. Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran.
ÇOM
Küme, topluluk. Ot veya çalı kümesi. Demet, deste, çiçek demeti. Bir tutam. Ağaç gövdesindeki yumru, budak. Ağaç gövdesinde, kesilmiş dalların kalan izi. Hastalık sebebiyle ağacın kesilen kısmından sonra geriye kalanı. Ağaçtan meyve düşürmek için yapılmış çubuk. Çam. Cansız hale gelme. Nazarlık. Ceviz büyüklüğünde taş.
KURAM
Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, nazariye, teori. Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü.
KURAMCI
Kuram ortaya koyan kimse, kurama bağlı olan, nazariyeci, teorisyen.
KURAMSAL
Kuramla ilgili, kuram durumunda bulunan, kuram niteliğinde olan, nazari, teorik, uygulamalı karşıtı.
ÜZERLİK
Sedef otugillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları acı olan, halk hekimliğinde tedavi amaçlı, tütsü olarak kullanılan bir bitki (Peganum harmala). Bu bitkinin tohumlarından yapılmış olan nazarlık veya süs olarak kullanılan eşya.
CİVREMEK
Cin çarpmasından veya nazar değmesinden vücutta kırmızı kabarcıklar meydana gelmek.
CILGA
İnce, dar, taşlı yol, patika. İnce dal. Odun lifleri, kıymık. Küçük pulluk. Engel. Samanın uçmasını önleyen kazıkların her biri. Deste olarak dizilmiş ekin. Hayvanlar için ağaçtan yapılmış nazarlık. Fundalık. İnce dar yol, patika. Biçilmiş, bağlam yapılmamış ekin. Dar yol, patika, az akan su. İnce uzun, incecik. Yamaçlardaki tarlaları sürmek için kullanılan eğik saban. (Tıtgir, Ilıca Erzurum). Altı çift öküzle çekilen iki tekerlekli saban. (Çıldır Kars). Tek döner kulaklı pulluk. (Ispir Erzurum). İşleme (Darıveren Acıpayam Denizli). Biçilmiş ekin yığını. (Kamanlar, Ilıca Güdül Ankara; Yenikent Aksaray Niğde) (cıvga) : (Adalıkuzu Güdül Ankara) (cuğul) : (Minoz Kavak Samsun).
ÇINGIL
Ufak ve seyrek taneli üzüm salkımı. Küçük üzüm salkımı, üzüm salkımındaki küçük salkımcıklar. İnci, boncuk, gümüş ve altından yapılmış süs eşyası. Su veya süt taşınan kap, kova, bakraç. Kıvılcım. Kumlu, çakıllı toprak. Dağ ve ağaç doruğu, ucu. Gelinlerin başörtülerine takılan pul dizisi. Boncuk, nazarlık. Cam bilezik. Kalemin ucunu korumak için yapılan metal başlık. Püskül, kuyruk. Kayalık: çıngıl gurmak. Ankara kenti, Şereflikoçhisar ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
ARMUDİYE
Nazarlık olarak takılan armut biçimindeki altın.
DİLBUNU
Dil ile yapılan nazar: Dilbununa rast gelesice.
ÇENÇİ
Küçük mavi boncuklardan örülmüş üç parmak şeklinde nazarlık: Çençisiz çocuk mu olur?.
CINGIR
Eski bez, paçavra. Su veya süt taşınan kap, kova, bakraç. Eski, yırtık (elbise hakkında). İki üç aylık horoz. Açık, bulutsuz hava. Çok parlak. Boncuk, nazarlık. Cam bilezik. Su kabı. Kova. (Bölükbaşı Selim, İncesu Susuz, Eşmeyazı Kars).
ALACAMA
Loğusalara musallat olan alkarısının çocuklarda beliren şekli (bu hastalık nazardan olur).
CİLTİN
Küçük üzüm salkımı, üzüm salkımındaki küçük salkımcıklar. Kıvılcım. Kıvılcım rengi. Nazarlık, boncuk.
KURAMCILIK
Kuramcı olma durumu, nazariyatçılık, nazariyecilik, teorisyenlik.
GÖZ
Görme organı, basar. Bakış, görüş. Çekmece. Delik, boşluk. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak. Bölüm, hane. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Oda. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı. Terazi kefesi. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Nazar. Bazı yaraların uç bölümü.
KURALCILIK
Kuralcı olma durumu, kaidecilik, nazariyecilik.