Kelimeler arşivinde; içinde "nasip" olan, toplam 16 tane kelime bulunuyor. İçerisinde nasip bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu nasip ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında nasip olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
NASİPLENEBİLMEK
NASİPLENDİRMEK, NASİPLENEBİLME
LİSANIMÜNASİP, NASİPLENDİRME
NASİPLENMEK, NASİPSİZLİK
NASİPLENME, NASİPLİLİK
MÜTENASİP, NAMÜNASİP
NASİPSİZ
MÜNASİP, NASİPLİ, MİNASİP
NASİP
NASİP
Birinin payına düşen şey. Bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği şey. Kısmet, talih, baht. Günlük kazanç. Pay, hisse. Allah'ın kısmet ettiği şey.
NASİPSİZLİK
Nasipsiz olma durumu.
NASİPLENDİRMEK
Nasiplenme işini yaptırmak.
NASİPLENME
Nasiplenmek işi.
LİSANIMÜNASİP
Karşısındakinin kolayca anlayabileceği dil ve üslup.
NASİPLİ
Nasibi olan, kısmetli. Her istediğine kolayca ulaşan.
NAMÜNASİP
Uygunsuz.
MÜTENASİP
Orantılı, oranlı, uygun.
NASİPLENDİRME
Nasiplendirmek işi.
MÜNASİP
Uygun, yerinde. Beğenilen, hoşa giden.
MİNASİP
Münasip, uygun. Münasip.
NASİPSİZ
Nasibi olmayan, kısmetsiz. İstediğine ulaşamayan.
NASİPLENEBİLMEK
Nasiplenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
NASİPLİLİK
Nasipli olma durumu.
NASİPLENMEK
Nasibini almak.
NASİPLENEBİLME
Nasiplenebilmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde NASİP geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BEHRE
Pay, nasip, hisse.
ORANTILI
Aralarında orantı bulunan, mütenasip. Bir orantıyla ilgili olan. Bir niceliğin iki, üç, . kez çoğalması veya azalması, başka bir niceliğin o nispette çoğalmasını veya azalmasını gerekli kılarsa "bu iki nicelik birbiriyle orantılıdır" denir.
NESİB
Nasip.
KISMET
Tanrı'nın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu, nasip. Talih, kader, şans. "Şimdiden belli değil, ya olur ya olmaz" anlamlarında bir seslenme sözü. Olayların kötü sonuçlarını tevekkülle karşılama durumu. Evlenme talihi.
MÜNASİB
Münasip.
SEZAİ
Uygun, yaraşır, münasip.
NESİP
Nasip, talih. (Divan edebiyatı terimi) Bir kasidede övgüye başlamadan önce aşk üzerine yapılan önsöz. Soylu, soyu temiz.
CÜST
Denk, uygun, mütenasip, yakışır.
İNŞALLAH
"Tanrı dilerse, Tanrı nasip ettiyse" anlamlarında dilek anlatan bir söz.
EĞE
Göğüs kafesini oluşturan, arkadan omurgaya, önden de göğüs kemiğine eklenen uzun, yassı ve eğri kemiklerden her biri, kaburga. Maden, tahta vb.nin pürüzlerini düzeltmek için kullanılan, üzeri pürtüklü, sert, ensiz, çelik araç. Şaşma bildirir ünlem. Büyük kardeş, ağabey. Hey, ulan anlamında seslenme ünlemi: Ege, beni dinle. Kadınların yalnız başlarını yıkamaları. Çakı, bıçak ve benzerleri eşyaların ağızlarını keskinletmek için kullanılan bir araç. Kuka ipliğinden boncuk ve pul ile örülen oya. Motor ve kayık içinde bulunan bölme tahtaları. Kısmet, nasip, pay. Sahip, koruyucu. Kayığın kaburgasını teşkil eden ağaçlardan her biri. Kağnıda kanatları bağlayan tahtalar. (Yenikent Aksaray Niğde). Kayığın iç iskeletini oluşturan ağaçlar. (Gençali Senirkent Isparta). (Eş anlamlısı: kaburga), Çift ve kıvrık bir seri kemik ya da kısmen kıkırdaklı çubuklar olup sırt taraftan omurgaya, karın taraftan bir kısmı göğüs kemiğine hareket edebilecek biçimde eklemli bulunur. Kazanda pişirilmiş kaburga yemeği.
KEY
İri saman. Ufak dağlar, kayalar. Kenar, yan. Çok, pek, gayet, pek çok. İyi, iyice, hakkıyle. Uygun, muvafık, münasip, lâyık, doğru, yerinde. Büyük, muhteşem. İran'da efsanevi Keyyaniler Hanedanı'nın padişahlarına verilen unvan.
ORANLI
Kendinde oran bulunan, nispetli, mütenasip, mütevazin.
İNŞAALLAH
"Allah dilerse, Allah nasip ettiyse" anlamlarında dilek anlatan bir söz. Allahın izniyle.
YARAŞDURUBİLMEK
Münasip düşürmek.
UYGUN
Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.
YAKIŞMAK
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek. Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak.
UYGUNSUZ
Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan.
UYMAK
Ölçüleri birbirini tutmak. Uygun düşmek, münasip olmak. Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek. Bağlı kalmak, tabi olmak. Zevke, anlayışa uygun düşmek. Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma veya egemen bir güce uygun davranışta bulunmak, riayet etmek.
MİNASİB
Münasip.