Kelimeler arşivinde; içinde "köt" olan, toplam 84 tane kelime bulunuyor. İçerisinde köt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu köt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında köt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KÖTÜMSERLEŞMEK, KÖTÜLEYEBİLMEK
KÖTÜRÜMLEŞMEK, KÖTÜMSERLEŞME, KÖTÜLEŞTİRMEK, KÖTÜLEYEBİLME
KÖTÜLEŞTİRME, KÖTÜRÜMLEŞME, KÖTÜLÜKÇÜLÜK, KÖTÜLEŞTİRİŞ, KÖTÜRÜMLEMEK
KÖTEZLENMEK, KÖTÜMSERLİK, KÖTEYHLEMEK
KÖTÜCÜLLÜK, KÖTEKLEMEK, KÖTÜRÜMLÜK, KÖSKÖTÜRÜM, KÖTÜMSEMEK, KÖTEZLEMEK, KÖTEZİTMEK, KÖTÜPARMAK, KÖTERLEMEK, FİZİKÖTESİ, KÖTÜLEŞMEK, KÖTÜLENMEK
KÖTÜLEMEK, KÖTÜLENİŞ, KÖTÜLÜKÇÜ, KÖTÜLENME, KÖTÜLEYİŞ, KÖTELEMEK, KÖTÜLEŞME, KÖTÜBÖYCÜ, KÖTÜBÖĞCÜ
ÖKÜZKÖTÜ, KÖTÜLEME, KÖTELMEK, KÖTÜBÖCÜ, KÖTÜDERT, KÖTÜMSER
KÖTÜLIH, KÖTÜRGÜ, KÖTÜRCE, KÖTÜRGE, KÖTÜRĞE, KÖTEYLİ, KÖTEMEZ, KÖTEGEN, KÖTEKLİ, KÖTELEK, KÖTÜRÜM, KÖTEMEN, KÖTÜCÜL, KÖTÜLÜK
KÖTMEK, KÖTAYA, KÖTÜCE, KÖTÜRE, KÖTÜRÜ, KÖTENE, KÖTÜYH, KÖTEŞİ, KÖTEYH
KÖTEK, ÖKÖTÜ, KÖTAN, KÖTAV, KÖTAY, KÖTEV, KÖTEÇ, KÖTÜK, KÖTEH, KÖTEL, KÖTÖŞ, KÖTLÜ, KÖTEN, KÖTEZ, KÖTEŞ, KÖTEY
KÖTE, KÖTİ, KÖTÜ
KÖT
KÖT
Yufka ekmek pişirilen saçların altına konulan üç ayaklı demir, sacayak.
KÖTÜLEŞTİRME
Kötüleştirmek işi.
KÖTÜCÜLLÜK
Kötücül olma durumu.
KÖTÜMSERLEŞMEK
Kötümser duruma gelmek, karamsarlaşmak.
KÖTÜLEŞTİRMEK
Kötü duruma gelmesine yol açmak.
KÖTÜRÜMLEŞME
Kötürümleşmek işi.
KÖTÜLEŞTİRİŞ
Kötüleştirme işi.
KÖTÜLEYEBİLME
Kötüleyebilmek işi.
KÖTÜLEYEBİLMEK
Kötüleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
KÖTEZLENMEK
Bir yere takılıp düşmek.
KÖTEYHLEMEK
Dövmek; dayak atmak.
KÖTÜMSERLEŞME
Kötümserleşmek işi.
KÖTÜMSERLİK
Kötümser olma durumu, karamsarlık, bedbinlik. Her şeyi en kötü yanından ele alan, her durumu karanlık gören ve hep en kötüyü bekleyen dünya görüşü, pesimizm, pesimistlik.
KÖTÜLÜKÇÜLÜK
Kötülükçü olma durumu, şerirlik.
KÖTÜRÜMLEMEK
Buğdayın içindeki iri samanı kalburlamak.
KÖTÜRÜMLEŞMEK
Kötürüm duruma gelmek. Algılama özelliğini kaybetmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde KÖT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AYDINLIK
Bir yeri aydınlatan güç, ışık. Kolay anlaşılacak derecede açık olan, vazıh. Kötülükten uzak, temiz, saf. Bir yapının ortasına gelen oda ve öbür bölümlerin ışık alması için damın ortasından zemine kadar açılan boşluk. Işık alan.
AZARLANMAK
Paylanmak, kötü sözle karşılaşmak.
AŞAĞI
Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı. Bayağı, adi. Niteliği düşük, kötü. Daha küçük, daha az. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri. Değeri daha az. Aşağıya, yere doğru. Bir yere göre daha alçak yerde bulunan.
AFET
Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Çok kötü. Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk. Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın. Kıran.
ARANMAK
Arama işine konu olmak. Kendi kendine bir şeyler aramak. İsteklisi bulunmak. Olumsuz, kötü davranışlarda bulunarak zor duruma düşmek. Eksikliği duyulmak. Şart koşulmak. Kendisine eş ya da sevgili aramak.
ALÇAK
Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer).
ABDESTSİZ
Abdest almamış olan (kimse). Abdesti bozulmuş olan (kimse). Abdest almadan, abdest almaksızın. Kötü adam.
ADLANMAK
Kendisine ad verilmek, isimlenmek. Kötü ün kazanmak, isimlenmek.
AHLAKSIZ
Ahlak kurallarına uymayan. Dürüst davranmayan, kötü huylu, terbiyesiz.
ALDATMAK
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Oyalamak, avutmak. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. Yalan söylemek. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek. Birine verilen sözü tutmamak.
ATLATMAK
Atlama işini yaptırmak. Görüşmek, konuşmaktan kaçmak. Aldatmak. Kötü bir durumu geçiştirmek, savmak. Savsaklamak. Basında başka ilgililerden önce bir haberin yayımlanmasını sağlamak.
ABULLABUT
Kaba saba ve anlayışsız (kimse). Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).
ADİ
Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan. Bayağı. Aşağılık, alçak.
AHLAKLILIK
Bir insanın veya bir insan grubunun iyi ve kötü açısından davranış biçimi ve ahlaki düşünüşü. Ahlak kuralları ile uyum içinde olma.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
ACI
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
AYNASIZ
Aynası olmayan. Polis. Hoşa gitmeyen, kötü, yakışıksız, çirkin, ters, biçimsiz.
ACIMAK
Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Merhamet etmek. Acılı, ağrılı olmak.
AĞIRCA
Oldukça ağır. Kötüleşmiş (hasta). (ağı'rca) Oldukça ağır bir biçimde.
AZDIRMAK
Azmasına sebep olmak. Şımartmak. Azgın duruma getirmek. Kötü davranış veya alışkanlıklara sürüklemek, yoldan çıkarmak.