Kelimeler arşivinde; içinde "kavra" olan, toplam 45 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kavra bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kavra ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kavra olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KAVRAMLAŞTIRMAK
KAVRAYIŞSIZLIK, KAVRAMLAŞTIRMA
KAVRAYIVERMEK, KAVRAYIŞSIZCA, KAVRATABİLMEK, KAVRAYIŞLILIK, KAVRAYABİLMEK
KAVRAYIVERME, KAVRATABİLME, KAVRAMLAŞMAK, KAVRAYABİLME
KAVRAKLAMAK, KAVRALANMAK, KAVRAYIŞSIZ, KAVRANILMAZ, KAVRANILMAK, KAVRAMLAŞMA, KAVRAMCILIK, KIZILKAVRAZ
KAVRANILMA, KAVRALAMAK, KAVRAYIŞLI, KÖZKAVRANI
KAVRAŞMAK, KAVRARLIK, ÖZKAVRAMI, KAVRANGOZ, KAVRATMAK, KAVRANMAK, KAVRAMSAL
KAVRAMCI, KAVRAYIŞ, KAVRATIM, KAVRATMA, KAVRAYIM, KAVRANMA, KAVRAMAK
KAVRAMA
KAVRAÇ, KAVRAK, KAVRAM, KAVRAH, KAVRAN
KAVRA
KAVRA
Büyük eğe.
KAVRAMLAŞTIRMAK
Kavram durumuna getirmek.
KAVRAYIŞSIZLIK
Kavrayışsız olma durumu.
KAVRAMLAŞMAK
Kavram durumuna gelmek.
KAVRAKLAMAK
İki elle tutmak : Ahmet sopayı kavrakladı.
KAVRATABİLMEK
Kavratma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KAVRAYIŞSIZ
Kavrayışı olmayan.
KAVRAMLAŞTIRMA
Kavramlaştırmak işi. Nesne ve olayların algılanan temel öğelerini, örgütleyerek kavram haline getirme.
KAVRATABİLME
Kavratabilmek işi.
KAVRAYIVERMEK
Çabucak kavramak.
KAVRALANMAK
Çabalamak, kaşınmak : Bitten kavralanıp duruyor.
KAVRAYABİLMEK
Kavrama imkânı veya olasılığı bulunmak.
KAVRAYIVERME
Kavrayıvermek işi.
KAVRAYABİLME
Kavrayabilmek işi.
KAVRAYIŞLILIK
Kavrayışlı olma durumu.
KAVRAYIŞSIZCA
Kavrayış olmaksızın.
Bu bölümde tanımı içerisinde KAVRA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ANLAYIŞSIZ
Anlayışı kıt olan, kafasız, kavrayışsız, vurdumduymaz, kalın kafalı, izansız, ferasetsiz, gabi. Hoşgörüsüz.
ALEGORİ
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
BİLGİ
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat. Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam. Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf. Bilim.
AYRIKLIK
Ayrıklı olma durumu, ayrı tutma, ayrı tutulma. Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakın cinsin kaplamına giren kavramlar arasındaki bağlantı. Elips, daire, parabol, hiperbol vb. bir konik üzerinde hareket eden cismi, odağa veya merkeze birleştiren doğrunun büyük eksen ile yaptığı açı. Önermelerin birbirine bağlanması işleminde ya . ya . ve ya da ile gösterilen ilişki. Kural dışılık. Genel kuraldan ayrılma, derogasyon.
AVUÇLAMAK
Avuçla kavramak, avuçla almak, apazlamak, hapazlamak.
BASİRET
Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, sağgörü, vizyon.
BELİRTKE
Soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya, amblem. Gösterge. Bir konu hakkındaki açıklayıcı bilgilerin tümü.
BELAGAT
İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı, retorik. Bir şeyde gizli olan derin anlam. Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı.
BELİRLEMEK
Belirli duruma getirmek, belirli kılmak, tayin etmek. Bir kavramı, ayırıcı bir öge ekleyerek sınırlamak, kapsam bakımından daraltmak, genellemek karşıtı. Yeni bir kavramı, özünü oluşturan ögeleri açıklayarak tanımlamak, sınırlamak.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
AKIL
Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us. Öğüt, salık verilen yol. Düşünce, kanı. Bellek.
BOHÇALAMAK
Bir şeyi bohça içine koyup sarmak. Ayakları havada bağdaş kurar gibi toplayarak denize veya havuza atlamak. Güreşte rakibin kol ve ayaklarını üst üste getirerek kımıldayamaz durumda alttan kavrayıp kucaklamak.
BEŞİK
Bebekleri yatırmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan, tahta veya demirden yapılmış sallanır bir tür küçük karyola. Yüzüstü yatışta, geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karın üzerinde baş ve ayak yönünde sallanma. Bir şeyin doğup geliştiği yer. Ambalajlanacak malın biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaların tümü.
ALTLAMAK
Özel diye alınan bir şeye, genel bir kavramın altında yer vermek.
ANLAMAZLIK
Bir şeyi anlamamış, kavrayamamış gibi davranma.
ANLAMAK
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Sorup öğrenmek. Yarar sağlamak. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Doğru ve yerinde bulmak.
ALGILAMAK
Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyu organlarıyla kavramak, idrak etmek.
BELİRLENİM
Belirli duruma gelme işi. Bir kavramın anlamının, içeriğinin, yapısının veya sınırlarının tam olarak belirlenmesi işi, gerektirim, determinasyon.
BARINMAK
Doğa etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sığınmak. Bir yerde yatarak geceyi geçirmek. Yerleşmek, yaşamak için uygun şartlar bularak oturmak. Çevresiyle uyumlu, dirlik içinde yaşamak. Soyut kavram bir yerde etkili olmak, gelişecek ortamı bulmak.
AÇIKLANAN
Açıklamalar sonunda ortaya çıkması beklenen kavram, açıklayan.