Kelimeler arşivinde; içinde "ilişi" olan, toplam 15 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ilişi bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ilişi ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ilişi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BİLİŞİMCİLİK, İLİŞİKSİZLİK
İLİŞİVERMEK
İLİŞİVERME
BİLİŞİMCİ, İLİŞİKSİZ, İLİŞİLMEK
İLİŞİKLİ, İLİŞİLME
BİLİŞİM
İLİŞİK, İLİŞİL, İLİŞİM, İLİŞİR
İLİŞİ
İLİŞİ
Keçe. (Bor Niğde).
İLİŞİKSİZ
İlişiği olmayan.
İLİŞİLMEK
İlişme işi yapılmak.
İLİŞİLME
İlişilmek işi.
BİLİŞİMCİLİK
Bilişimcinin yaptığı iş.
İLİŞİKSİZLİK
İlişiksiz olma durumu.
İLİŞİVERME
İlişivermek işi.
İLİŞİKLİ
İlişiği olan, ilişkin.
BİLİŞİM
İnsanoğlunun teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akla uygun bir biçimde işlenmesi bilimi, enformatik.
İLİŞİK
İliştirilmiş, eklenmiş, bağlanmış, merbut. Ek. İlgi, bağlılık, ilişki, münasebet. Bir şeyle ilgili, ilişkin, ait.
İLİŞİL
Evvelki yıl.
İLİŞİVERMEK
Çabucak ilişmek.
BİLİŞİMCİ
Bilişim alanında uzman kişi.
İLİŞİM
İletişimi sağlayan dizgenin, teknik ağın birliği, link.
İLİŞİR
Evvelki yıl. İlişik, alâka.
Bu bölümde tanımı içerisinde İLİŞİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
EMME
Emmek işi. Petrol ile ilgili işlemlerde bir akışkanın çekilişi. Bir deponun böyle bir çekilme ile doldurulması işlemi. Soğurma. Boruda akan sıvının oluşturduğu çekiş.
MERBUT
Bağlı, bağlanmış. İlişik, ilişkin.
DÖNEM
Belli özellikleri olan zaman parçası, periyot. Bir çağ içinde belli özellikleri olan sınırlı süre. Yarıyıl. Yasama meclisinin iki seçilişi arasındaki süre, devre.
DOKUNULMAZ
İlişilmez, el sürülmez, taarruzdan korunmuş. Hiçbir biçimde eleştirilemez.
MÜNASEBETLİ
İlişiği olan, ilişkili. Uygun, yakışık alan.
HAMLAMA
Hamlamak durumu. Bu pişirmenin yapıldığı fırın bölümü. Çini toprağından yapılmış nesnelerin ilk pişirilişi.
TUTUŞMAK
Birbirini tutmak, birbirine ilişip dokunmak. Bir işe başlamak, girişmek. Yanmaya başlamak, ateş almak. Kızarmak, kızıllaşmak. Telaşlanmak.
YAPIMCI
Bir şeyin yapılmasında, ortaya konulmasında, gerçekleştirilmesinde emeği geçen kimse veya kuruluş. Bir filmin çevrilişiyle ilgili bütün yönetim işlerini üzerine alan, sermayesini veren kimse, prodüktör. Radyo, sinema programları düzenlemekle görevli kimse, programcı.
PASKALYA
Hz. İsa'nın dirilişini anmak için Hristiyanlarca kutlanan bayram.
AİT
İlgilendiren, ilişkin, ilişik, ilgili.
DOKUNULMAZLIK
Dokunulmaz, ilişilmez, karışılmaz olma durumu, masuniyet. Anayasa veya uluslararası gelenekler gereğince, kişilere tanınan ilişilmez olma durumu.
YAPI
Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina. Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme. Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür. Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün. Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür. Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon. Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür. Bir hücrede, bir dokuda, karmaşık oluşumlu bir organizmada elemanların düzeni.
İLİŞKİN
İlgisi, ilişiği olan, bağlı, ilgili, ait, merbut, müteallik.
KAPANMAK
Kapalı duruma gelmek. Yara iyileşmek. Son verilmek, kesilmek. Hava bulutlanmak. Çalışamaz, etkinliğini sürdüremez duruma getirilmek. Göz kör olmak. Tatile girmek. Dışarı ile ilişiğini kesmek. Yüzü, gövdesi bir yere gelecek biçimde eğilmek.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
MÜNASEBET
İlişik, ilişki, ilinti. İki şey arasındaki uygunluk. Sebep, vesile, gerekçe, neden.
GÜDÜM
Yönetme işi, idare. Bilişimde, bir olaylar dizisini, bir süreci veya bir aracı yöneltme ve düzenlemeyle ilgili işlevlerin bütünü.
ENFORMATİK
Bilişim.
KİPE
Hızla bükülen kalçanın sert ve birden gerilişiyle, vücudun yatıştan ayaküstü duruşa veya asılmadan dayanmaya geçmesi.
LİNK
Atın eşkin yürüyüşü. İlişim.