Kelimeler arşivinde; içinde "habe" olan, toplam 49 tane kelime bulunuyor. İçerisinde habe bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu habe ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında habe olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
HABERLEŞEBİLMEK
HABERLEŞEBİLME, HABERLEŞTİRMEK
ŞAHABETTİNKÖY, HABERLEŞİLMEK, HABERLEŞTİRME
HABERLEŞİLME
HABERDARLIK, HABERLEŞMEK, HABERSİZLİK
HABERSİZCE, MUHABERECİ, HABERCİLİK, HABERLİLİK, HABESLEYİN, HABERLEŞME, ŞAHABETTİN
CHABERTİA, HABETMEYH, KARAHABER, HABENNEKA, SAHABETÇİ, MUHABERAT, MEHABETLİ, İLMÜHABER
HABERLİK, HABERSİZ, HABERDAR, HOŞHABER, MUSAHABE, HABENULA, HABERLER, MUHABERE
HABEŞLİ, HABERLİ, HABEZAN, MEHABET, MUHABET, HABERCİ, BİHABER, SAHABET
SAHABE, HABEŞİ, HABENE, HABENA, HABELA
HABEŞ, HABER
HABE
HABE
Boş. Mide. Heybe. Kırmızı renkli, iki gözlü, omuza atılarak kullanılan yün torba, heybe. (Argo) Karagöz ustalarının ekmek için kullandıkları sözcük. Karagöz ustalarının "ekmek" e verdikleri ad.
HABESLEYİN
Ansızın, haberi olmadan, birden.
HABERLEŞTİRME
Haberleştirmek işi.
HABERCİLİK
Habercinin yaptığı iş.
HABERSİZLİK
Habersiz olma durumu, bihaberlik.
HABERLEŞİLME
Haberleşilmek işi.
MUHABERECİ
Muhabere sınıfından olan asker.
HABERLİLİK
Haberli olma durumu.
HABERLEŞTİRMEK
Haberleşme işini yaptırmak.
ŞAHABETTİNKÖY
Erzurum ili, Hınıs ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
HABERLEŞEBİLMEK
Haberleşme imkânı veya olasılığı bulunmak.
HABERDARLIK
Haberdar olma durumu.
HABERLEŞMEK
Bir durumu karşılıklı olarak iletmek, karşılıklı olarak haber alıp vermek, iletişmek, muhabere etmek.
HABERLEŞİLMEK
Haberleşme işi yapılmak.
HABERSİZCE
Haber vermeden, haberi olmadan, habersiz, gizlice.
HABERLEŞEBİLME
Haberleşebilmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde HABE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BİLDİRİLMEK
Bildirme işine konu olmak, duyurulmak, haber verilmek.
BİHABER
Habersiz. Habersiz bir biçimde.
ASPARAGAS
Şişirme haber.
ATLAMAK
Bir engeli sıçrayarak veya fırlayarak aşmak. Yanılmak, aldanmak. Yüksek bir yerden alçak bir yere, ayaküstü gelecek bir biçimde kendini bırakmak. İnmek. Okuma, yazı yazma, sayı sayma vb. işlerde bazı bölümleri üstünkörü geçmek. Basında haberi zamanında verememek veya diğer gazetelerden öğrenmek. Bir işe sonucunu düşünmeden hemen girişmek. Binmek. Sınıfı okumadan geçmek.
ÇALKANMAK
Çalkama işine konu olmak. Haber, söylenti herkesin ağzında dolaşmak. Deniz, göl dalgalanmak. Coşkunluk, hareketlilik içinde bulunmak.
BAĞIRTMAK
Bağırmasına yol açmak. Bir haberi, bir isteği, birinin aracılığıyla duyurmak.
BİLGİLİ
Bilgi sahibi olan, malumatlı, malumattar, malumat sahibi, haberli. Bilgiye dayalı bir biçimde.
ATLATMAK
Atlama işini yaptırmak. Görüşmek, konuşmaktan kaçmak. Aldatmak. Kötü bir durumu geçiştirmek, savmak. Savsaklamak. Basında başka ilgililerden önce bir haberin yayımlanmasını sağlamak.
DALGIÇ
Deniz dibine inilebilecek özel donanımla su altında çalışmayı meslek edinen kimse, balık adam, kurbağa adam. Başkasına ait olan bir şeyi habersiz alma huyunda olan kimse.
BELLETEN
Bilim kurumlarının çalışmaları ile ilgili yazı ve haberlerin yayımlandığı dergi.
ÇAV
Ses, ün, haber. At, eşek vb. hayvanların erkeklik organı.
DUYMAK
Bilgi almak, öğrenmek, haber almak. Sezmek, fark etmek, hissetmek. İşitmek, ses almak. Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek. Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, hareket vb. fizik durumlarından bilgi edinmek, hissetmek.
AKSETTİRMEK
Sesi yankılamak. Işığı yansıtmak. Haberi, durumu ulaştırmak, yaymak, duyurmak.
BİLGİLENDİRMEK
Bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak, haberdar etmek.
ASHAP
Sahipler. Sahabe.
AJANS
Haber toplama, yayma ve üyelerine dağıtma işiyle uğraşan kuruluş. Bu iş kollarının çalıştığı büro. Radyoda haber bülteni.
ÇIĞIRTKAN
Çağırtkan. Bir olayı, bir haberi yüksek sesle çevreye duyuran kimse. Çıkarı olduğu için birini övüp koruyan kimse.
BOŞ
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı. Yapılacak işi olmayan, işsiz. Anlamsız. Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal. Bilgisiz. Habersiz, hazırlıksız bir biçimde. Bir işe yaramayan, yararsız. Kullanıldıktan sonra içinde bir şey bulunmayan, kirli (bardak, çanak vb.).
ASILSIZ
Doğru olmayan, temelsiz, köksüz, dayanaksız, yalan (haber). Uydurma.
BİLDİRMEK
Herhangi bir şeyi haber vermek. Anlatmak, ifade etmek. Herhangi bir konuda bilgi vermek.