Kelimeler arşivinde; içinde "gede" olan, toplam 40 tane kelime bulunuyor. İçerisinde gede bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu gede ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında gede olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
GEDEKLENMEK
GEDEKILIÇ, HAŞGEDEYH
GEDELOVA, GEDERMEK, DİNGEDEK
LENGEDE, GETGEDE, GERGEDE, GEDEVÜL, ŞERGEDE, DİNGEDE, GEDEVLE, GEDEVET, GEDEVEL, GEDEVEK, GEDEMEÇ, TEVGEDE, GEDELLİ, GEDEBOT, GEDEBOZ, GEDEĞLE, GEDELEÇ, GEDELEK
GEDELE, GEDEĞİ, GEDEYH, GEDELİ, GEDERİ, GEDERE, GEDENE
GEDE
Çelimsiz, zayıf, cüce kişi. Annesi babası olmayan kişi. Aç gözlü, obur kişi. Arsız kişi. Yaşına göre daha akıllı görünen kişi. Niteliği düşük, kötü, aşağı (adam). Cimri. Karnı şiş, hastalıklı kişi. Erkek çocuğu. Sahil. Boyunduruğun sabana takılan kısmı. Gelişmemiş. Kötü. Çocuk.
ŞERGEDE
Kötü tabiatlı, zararlı, yaramaz kimse.
GEDEVEL
Kuzeyden esen rüzgâr.
LENGEDE
Çabucak.
GEDEVLE
Saban oku ile saban tabanını birbirine bağlayan çivi.
GEDEKLENMEK
Kuvvetçe zayıf gördüğü kimseye haksız bir iş önermek.
GEDELOVA
Van şehrinde, Erçek bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
DİNGEDEK
Maskara, soytarı.
GEDEVÜL
Doğu ve batıdan esen rüzgâr.
GETGEDE
Gittikçe: Getgede zenginidi.
DİNGEDE
Ani olarak, ansızın.
HAŞGEDEYH
Suyunu dört ayrı istikamete akıtan yayla, dağ.
GEDERMEK
Kaybetmek.
GEDEVET
Rüzgâr. Kuzeybatıdan esen rüzgâr. Doğu ve batıdan esen rüzgâr. Yazın esen hafif rüzgâr. Soğuğun çok etkilediği yer. Bahçe ve ekinleri sulamak için açılan su arkları.
GEDEKILIÇ
Boyunduruğu sabana tutturmak için saban okunun ucundaki deliğe sokulan ağaç çivi.
GERGEDE
Büyük kazan.
Bu bölümde tanımı içerisinde GEDE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇIKIŞ
Çıkma işi. Bir yerden çıkmak için kullanılan nokta. Güreşte cazgırın alana çıkardığı pehlivanların izleyicilere doğru yürüyerek çalım yapmaya başlaması. Yokuş. Verilen bir işaretle yarışa başlama, depar. Uçağın bir havaalanından başka bir havaalanına gitme süreci, sorti. Çıktı. Mezuniyet, okul bitirme. Beklenilmeyen bir sırada yapılmış olan sert konuşma. Kuşatılmış bir bölgedeki birliklerin yaptığı saldırı. Çıkış belgesi.
JEOPOLİTİK
Coğrafya, ekonomi, nüfus vb.nin bir devletin politikası üzerindeki etkisi. Bir devlette bir bölgede uygulanan politikayla o yerin coğrafyası arasındaki ilişki. Bir devletin saldırgan nitelikteki genişlemesini, ekonomik ve siyasi coğrafya açısından haklı kılmaya yönelik siyasi öğreti.
BAROK
MS 1600-1750 yılları arasındaki klasik sanatı izleyen resim ve mimarlık üslubu. Batı edebiyatlarında dengeden çok harekete, düşünceden çok duyuma, biçimlerin serbestçe yaratılmasından duyulan coşkuya önem veren, abartmalı, etkileyici, çelişkiden çekinmeyen edebiyat akımı.
KORUCU
Orman ya da kır bekçisi. Kırsal bölgede güvenlik güçlerine yardımcı olan sivil görevli.
GEÇİŞME
Geçişmek işi. Yarı geçirgen bir çeperin iki yanına yerleştirilmiş, derişikliği farklı iki sıvıdan oluşan yer değiştirme olayı, hulul, ozmoz. Moleküllerin kinetik enerjileri sebebiyle çok yoğun bir bölgeden az yoğun bir bölgeye hareketleri, difüzyon.
DİREY
Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü, fauna. Bu hayvanların tanımını yapan eser.
KADRO
Bir kamu kuruluşunun, bir işletmenin, denetim veya yönlendirme işlerini gerçekleştirenler ve bunların taşıdığı ödev, yetki ve sorumlulukların hepsi. Bu çizelgedeki yer. Bir işte görev alan kişi veya kişiler, ekip. Bu kişi ve sorumlulukları sayı, nitelik ve aşamalarıyla gösteren çizelge. Bisiklet ve motosiklette iskeleti oluşturan metal bölüm.
HALK
Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk. Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu. Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali. Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu. Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri. Yaratma.
ENDEMİK
Sadece bir bölgede yetişen veya yaşayan (bitki, hayvan). Belli bir bölgede salgın olmaksızın sık görülen (hastalık).
OTURMAK
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek. Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek. Yer almak, geçmek. Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak. Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak. Biriyle beraber yaşamak. Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak. Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak.
KALKOJEN
Periyodik dizgede, altıncı gruptaki oksijen, kükürt, selenyum, tellür, polonyum elementlerinin genel adı.
HALİTA
Alaşım. Birden çok ögeden oluşmuş karmaşık bir bütün.
NÜFUS
Kişi. Ortak bir özellik gösteren kimselerin bütünü. Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı, popülasyon.
ANESTEZİ
Canlı vücudunun tümünde veya bir bölgesinde ağrı, ısı, ışık ve dokunma gibi tüm duyuların ortadan kaldırılması, duyu yitimi. Belirli bir sinirin hasarına bağlı olarak vücutta ilgili bölgede ortaya çıkan duyu olmaması.
AKTARICI
Dam kiremitlerini aktarıp kırıkları yenileyen kimse. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyuran ve yayan kimse. Görüntüyü bir bölgeden başka bir bölgeye ileten araç.
DENDEN
Bir çizelgede alt alta gelen aynı söz veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önleyerek kolaylık sağlamak amacıyla kullanılan noktalama işaretinin adı ("), denden işareti.
ELEMEK
Elek yardımıyla ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak, elekten geçirmek. Gözden geçirmek, ayıklamak, iyisini kötüsünden ayırmak. İpliği elemgeden geçirip yumak yapmak. Sınav veya yarışma yoluyla en iyileri seçmek. Bir yarışmacıyı yarışma dışı bırakmak, elimine etmek.
KOLONYAL
Sömürgeyle ilgili. Sömürgede yaşayan.
GÖLGECİL
Gölgede yetişen veya gölgeyi seven.
KUZ
Gölgede kalan (yan).