İçinde DÜĞÜ geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "düğü" olan, toplam 87 tane kelime bulunuyor. İçerisinde düğü bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu düğü ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında düğü olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

DÜĞÜMLEYEBİLMEK

14 harfli kelimeler

DÜĞÜRCÜKLENMEK, DÜĞÜMLEYEBİLME

13 harfli kelimeler

GELDÜĞÜNLEYİN, DÜĞÜCÜKLENMEK, SEVDÜĞÜNLEYİN

12 harfli kelimeler

GÖRÜLDÜĞÜNDE, ŞEYTANDÜĞÜNÜ

11 harfli kelimeler

DÜĞÜRLEŞMEK, DÜĞÜMÇÖZMEK, DÜĞÜMÇÖZÜCÜ, KÜRDÜĞÜŞMEK, ÇAKALDÜĞÜNÜ, DÜĞÜNCÜBAŞI, TİLKİDÜĞÜNÜ, DÜĞÜMLENMEK, ÇOBANDÜDÜĞÜ

10 harfli kelimeler

DÜĞÜMLENME, DÜĞÜNCELİK, DÜĞÜNYURDU, DÜĞÜNCÜLER, DÜĞÜNCÜLÜK, DÜĞÜRLEMEK, DÜĞÜNLÜKÇÜ, VELİÖLDÜĞÜ, GEREKDÜĞÜN, GİTDÜĞÜNCE, KUTLUDÜĞÜN, DÜĞÜMLEMEK, NİTEYDÜĞÜN

9 harfli kelimeler

DÜĞÜLEMEK, DÜĞÜNTEPE, DÜĞÜNYAZI, DÜĞÜMLEME, DÜĞÜNCÜLÜ, ŞIRTDÜĞÜM, ŞIRKDÜĞÜM, KARADÜĞÜL

8 harfli kelimeler

DÜĞÜRCEK, SUDÜĞÜNÜ, KÜTDÜĞÜM, DÜĞÜRCİK, DÜĞÜŞMEN, TOYDÜĞÜN, DÜĞÜNLÜK, DÜĞÜRMEK, KÖRDÜĞÜM, DÜĞÜLCEK, DÜĞÜLCÜK, DOYDÜĞÜN, DÜĞÜNEVİ, DÜĞÜLMEK, DÜĞÜRCÜK, DÜĞÜNSÜZ, DÜĞÜMSÜZ, DÜĞÜMCÜK, DÜĞÜMLÜK, DÜĞÜNCÜK

7 harfli kelimeler

DÜĞÜNCÜ, ÖNDÜĞÜN, GEDÜĞÜŞ, NEYDÜĞÜ, KÜRDÜĞÜ, DÜĞÜMLÜ, DÜĞDÜĞÜ, DÜĞÜCEK, DÜĞÜCÜK, DÜĞÜLCE, DÜĞÜNÇÜ, FISDÜĞÜ, DÜĞÜŞÇÜ, DÜĞÜRŞÜ, DÜĞÜLEK, DÜĞÜLŞÜ, DÜĞÜRÇÜ, DÜĞÜMCÜ, DÜĞÜRCÜ

6 harfli kelimeler

DÜĞÜŞÜ, DÜĞÜŞE, DÜĞÜRK

5 harfli kelimeler

DÜĞÜL, DÜĞÜM, DÜĞÜR, DÜĞÜN, DÜĞÜŞ, DÜĞÜZ

4 harfli kelimeler

DÜĞÜ

Bazı kelimelerin anlamları

DÜĞÜ

Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur. Pirinç.

DÜĞÜMLEYEBİLMEK

Düğümleme imkânı veya olasılığı bulunmak.

DÜĞÜRLEŞMEK

Evlenecek kız ve oğlan yakınları tanışmak, birbirlerine gidip gelmek.

TİLKİDÜĞÜNÜ

Güneşli havada yağan yağmur.

DÜĞÜMÇÖZÜCÜ

Düğümlenmiş verileri çözmeye yarayan aygıt ya da yordam.

GÖRÜLDÜĞÜNDE

İlgilisine gösterilerek ödenmesi istenilen tecim belgitlerinde kullanılan bir deyim.

DÜĞÜNCÜBAŞI

Düğünü yöneten kimse.

GELDÜĞÜNLEYİN

Geldiği gibi.

DÜĞÜMLEYEBİLME

Düğümleyebilmek işi.

ÇAKALDÜĞÜNÜ

Güneşli havada yağan yağmur.

KÜRDÜĞÜŞMEK

El şakası yapmak.

DÜĞÜMÇÖZMEK

Veriye önceden uygulanmış bir düğümün etkisini kaldırmak üzere, veriyi ters yönde çevirmek.

DÜĞÜCÜKLENMEK

Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.

DÜĞÜRCÜKLENMEK

Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.

SEVDÜĞÜNLEYİN

Sevdiği gibi, seveceği nispette.

ŞEYTANDÜĞÜNÜ

Kasırga, bora.

  -   -   -  

Anlamında DÜĞÜ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde DÜĞÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ASKI

Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.

AĞIZ

Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.

BÜRO

Çalışma odası, yazıhane. Danışma ve yazı işlerinin yürütüldüğü iş yeri. Bölüm, şube. Yazı masası.

AVİSTO

Ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve "görüldüğünde" anlamına gelen bir terim.

BAĞDAMAK

Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak. İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

CIMBIZ

Kıl vb. ince şeyleri tutmak veya çekmek için kullanılan küçük maşa. Özellikle dokumacılıkta kumaş yüzlerindeki düğüm, çöp vb. maddeleri temizlemekte kullanılan el aracı.

BİAT

Bir kimsenin egemenliğini tanıma. Osmanlı Devleti'nde padişah öldüğünde tahta geçecek oğlunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul edilip onaylanması.

CIMBIZLAMAK

Cımbızla yolmak. Dokumacılıkta kumaş yüzlerindeki düğüm, çöp vb. maddeleri cımbızla temizlemek. Kendi çıkarına uygun düşen noktaları asıl konu içinden özellikle ayırıp ön plana çıkarmak.

ASKAT

Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.

AVARA

Üzerinde döndüğü ve kendisini taşıyan milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. Bir geminin başka bir gemiden veya kıyıdan açılması. Kıyıya dayanılarak sandalın açılması için kürekçilere verilen komut.

CEPHE

Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü. Üzerinde savaşın sürdüğü bölge. Yan, yön, taraf. Farklı ısıdaki iki su kütlesi arasındaki sınır. Belli bir düşünce, istek çevresinde sağlanan beraberlik. Yerde veya daha yükseklerde sıklık, sıcaklık bakımından iki ayrı hava yığınının karşılaştıkları yer.

ADLİYE

Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.

CEMİYET

Dernek. Yüksek sosyete. Toplum. Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. Düğün. Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk.

AKASMA

Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki, yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba).

AVARYA

Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar. Çeşitli sebeplerle dayanıklılığını ve esnekliğini kaybetmiş yapağı ve yün.

BAĞ

Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.

BAĞLAMAK

Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.

AŞEVİ

Lokanta. Düğün, nişan vb. toplantılarda, verilecek yemekleri hazırlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanılan yer. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Tekkelerde yemek pişirilen yer.

CEZA

Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım.