DÜĞÜ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "düğü" olan, toplam 60 adet kelime bulunmaktadır. düğü ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu düğü ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde düğü olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

DÜĞÜMLEYEBİLMEK

14 harfli kelimeler

DÜĞÜMLEYEBİLME, DÜĞÜRCÜKLENMEK

13 harfli kelimeler

DÜĞÜCÜKLENMEK

11 harfli kelimeler

DÜĞÜNCÜBAŞI, DÜĞÜRLEŞMEK, DÜĞÜMLENMEK, DÜĞÜMÇÖZÜCÜ, DÜĞÜMÇÖZMEK

10 harfli kelimeler

DÜĞÜNYURDU, DÜĞÜNLÜKÇÜ, DÜĞÜNCÜLÜK, DÜĞÜNCÜLER, DÜĞÜNCELİK, DÜĞÜMLENME, DÜĞÜMLEMEK, DÜĞÜRLEMEK

9 harfli kelimeler

DÜĞÜMLEME, DÜĞÜNYAZI, DÜĞÜNTEPE, DÜĞÜLEMEK, DÜĞÜNCÜLÜ

8 harfli kelimeler

DÜĞÜRMEK, DÜĞÜNSÜZ, DÜĞÜŞMEN, DÜĞÜNLÜK, DÜĞÜNEVİ, DÜĞÜRCEK, DÜĞÜNCÜK, DÜĞÜMCÜK, DÜĞÜRCİK, DÜĞÜLCEK, DÜĞÜMSÜZ, DÜĞÜMLÜK, DÜĞÜRCÜK, DÜĞÜLCÜK, DÜĞÜLMEK

7 harfli kelimeler

DÜĞÜRŞÜ, DÜĞÜŞÇÜ, DÜĞÜRCÜ, DÜĞÜRÇÜ, DÜĞÜCEK, DÜĞÜNÇÜ, DÜĞÜCÜK, DÜĞÜLCE, DÜĞÜLEK, DÜĞÜLŞÜ, DÜĞÜMCÜ, DÜĞÜMLÜ, DÜĞÜNCÜ

6 harfli kelimeler

DÜĞÜRK, DÜĞÜŞE, DÜĞÜŞÜ

5 harfli kelimeler

DÜĞÜM, DÜĞÜN, DÜĞÜL, DÜĞÜŞ, DÜĞÜR, DÜĞÜZ

4 harfli kelimeler

DÜĞÜ

Bazı kelimelerin anlamları

DÜĞÜ

Elendikten sonra geriye kalan en ince bulgur. Pirinç.

DÜĞÜMLENMEK

Düğümle bağlanmak. Sıkışmak. Bütün sorunlar bir yerde toplanıp birleşmek.

DÜĞÜMLENME

Düğümlenmek durumu. (Söz sanatı terimi) Her hangi bir sebepten dolayı deyim bozukluğu, yadcıl deyim kullanma, şivesizlik gibi hallerden doğan anlaşılmazlık; bu halde bulunan ifadeye DÜĞÜMLÜ (Muakkat) denir. Anlatımdaki bir bozukluk yüzünden sözün kolayca anlaşılmaması.

DÜĞÜNCÜLER

Balıkesir ilinde, Düvertepe bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bursa şehrinde, Büyükorhan belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Siirt ili, Pervari ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

DÜĞÜRCÜKLENMEK

Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.

DÜĞÜNCELİK

Düğün yapanlara komşuları tarafından yapılan erzak yardımı.

DÜĞÜMLEYEBİLME

Düğümleyebilmek işi.

DÜĞÜNLÜKÇÜ

Evlenmelerde erkek tarafından kız tarafına gönderilen erkek elçi.

DÜĞÜNYURDU

Hatay ili, İskenderun belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Şırnak ilinde, Fındık nahiyesine bağlı bir yer.

DÜĞÜRLEŞMEK

Evlenecek kız ve oğlan yakınları tanışmak, birbirlerine gidip gelmek.

DÜĞÜMÇÖZÜCÜ

Düğümlenmiş verileri çözmeye yarayan aygıt ya da yordam.

DÜĞÜNCÜBAŞI

Düğünü yöneten kimse.

DÜĞÜCÜKLENMEK

Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.

DÜĞÜNCÜLÜK

Düğüncü olma durumu.

DÜĞÜMÇÖZMEK

Veriye önceden uygulanmış bir düğümün etkisini kaldırmak üzere, veriyi ters yönde çevirmek.

DÜĞÜMLEYEBİLMEK

Düğümleme imkânı veya olasılığı bulunmak.

  -   -   -  

Anlamında DÜĞÜ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde DÜĞÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

CIMBIZ

Kıl vb. ince şeyleri tutmak veya çekmek için kullanılan küçük maşa. Özellikle dokumacılıkta kumaş yüzlerindeki düğüm, çöp vb. maddeleri temizlemekte kullanılan el aracı.

AVİSTO

Ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve "görüldüğünde" anlamına gelen bir terim.

ADLİYE

Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.

BAĞ

Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.

AVARA

Üzerinde döndüğü ve kendisini taşıyan milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. Bir geminin başka bir gemiden veya kıyıdan açılması. Kıyıya dayanılarak sandalın açılması için kürekçilere verilen komut.

CEPHE

Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü. Üzerinde savaşın sürdüğü bölge. Yan, yön, taraf. Farklı ısıdaki iki su kütlesi arasındaki sınır. Belli bir düşünce, istek çevresinde sağlanan beraberlik. Yerde veya daha yükseklerde sıklık, sıcaklık bakımından iki ayrı hava yığınının karşılaştıkları yer.

ASKI

Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.

ASKAT

Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.

AŞEVİ

Lokanta. Düğün, nişan vb. toplantılarda, verilecek yemekleri hazırlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanılan yer. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Tekkelerde yemek pişirilen yer.

CIMBIZLAMAK

Cımbızla yolmak. Dokumacılıkta kumaş yüzlerindeki düğüm, çöp vb. maddeleri cımbızla temizlemek. Kendi çıkarına uygun düşen noktaları asıl konu içinden özellikle ayırıp ön plana çıkarmak.

BAĞDAMAK

Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak. İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek.

BİAT

Bir kimsenin egemenliğini tanıma. Osmanlı Devleti'nde padişah öldüğünde tahta geçecek oğlunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul edilip onaylanması.

CEMİYET

Dernek. Yüksek sosyete. Toplum. Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. Düğün. Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk.

AKASMA

Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki, yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba).

AVARYA

Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar. Çeşitli sebeplerle dayanıklılığını ve esnekliğini kaybetmiş yapağı ve yün.

BAĞLAMAK

Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

CEZA

Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım. Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım.

AĞIZ

Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.

BÜRO

Çalışma odası, yazıhane. Danışma ve yazı işlerinin yürütüldüğü iş yeri. Bölüm, şube. Yazı masası.