Kelimeler arşivinde; içinde "amadan" olan, toplam 15 tane kelime bulunuyor. İçerisinde amadan bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu amadan ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında amadan olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BODOSLAMADAN, KARARLAMADAN, ANSIZLAMADAN, BARANLAMADAN
ARDALAMADAN, ODUNNAMADAN
DAMDAMADAN, KORLAMADAN
CAMADANLI, AMADANDAN
CAMADAN, AMADANE, HAMADAN, SAMADAN
AMADAN
AMADAN
Habersiz, ansızın, birdenbire: Kardeşim amadan geliverdi. Kenarlı bakır tepsi.
CAMADANLI
Camadan giymiş olan.
BARANLAMADAN
Ansızın: Baranlamadan geldim.
AMADANDAN
Habersiz, ansızın, birdenbire.
KORLAMADAN
Hesaplamadan, görmeksizin, bakmadan.
CAMADAN
Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek. Dört köşe yelkenleri boğarak yüzeylerini küçültme işi.
KARARLAMADAN
Kararlama yoluyla, görmeden.
HAMADAN
Hemen, şimdi. Bakır tepsi.
SAMADAN
Köpek pisliği.
AMADANE
Habersiz, ansızın, birdenbire.
DAMDAMADAN
Düşünüp, ölçüp biçmeden (söz için).
ODUNNAMADAN
Kırıcı ve kaba konuşma.
ANSIZLAMADAN
Habersiz, birdenbire, ansızın.
ARDALAMADAN
Arkadan arkaya, habersiz, sezdirmeden: Ardalamadan beni şahit yazmışlar.
BODOSLAMADAN
Ön taraftan, baş taraftan.
Bu bölümde tanımı içerisinde AMADAN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
KATALİZ
Bir maddenin kimyasal bir tepkimede hiçbir değişmeye uğramadan tepkimenin olmasını veya hızının değişmesini sağlayan etkisi.
HAZIRCI
Hazır giysi satılan (yer). Emek harcamadan her şeyi hazır olarak elde etmek isteyen (kimse). Hazır giysi satan kimse.
MAKAS
Bir eksen çevresinde dönebilecek biçimde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araç, sındı. Birbirine komşu iki demir yolu hattını hemen bunların uzantısındaki üçüncü hatta bağlamaya yarayan alet. Mobilyalarda yukarıdan aşağıya doğru açılan kapakları yatay konumda tutmak amacıyla yapılmış mafsallı, kollu kapak aracı. Su topunda iki ayağın teker teker yarım daire biçiminde çevrilmesiyle yapılmış olan bir hareket. Çatı ve köprülerde genellikle ağaç veya çelikten yapılan, ağırlığı karşılıklı iki ayağa veya duvara aktaran çatılmış kiriş sistemi. Üst uçları birbirine bağlı, alt uçları açık olan iki direkten kurulmuş, ağırlık kaldırma düzeni. Dirsek. Çalma, kırpma. Bazı araçlarda üst üste konulmuş birkaç yassı çelikten yay. Bazı eklem bacaklı hayvanların ön ayaklarında bulunan, savunma ve saldırmada kullanılan kıskaç. Birbirini kesen demir yolu kavşağı.
KAZASIZ
Kazaya uğramadan yapılan. Kazasız bir biçimde.
HASSAS
Duyum ve duyguları algılayan. Duyarlı. En küçük değerleri, incelikleri dahi algılayabilen. Çabuk etkilenen. Yapımı ve bakımı özen isteyen, aksamadan çok doğru çalışan, kesin ölçüler gerektiren işlerde kullanılan (alet).
ÇIRPIŞTIRMAK
Emek harcamadan özensiz ve üstünkörü yapmak.
BOZUK
Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.
FASIL
Bölüm, kısım, devre. Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü. Dönem, devre. Belli bir sürede yapılmış olan iş, karşılaşılan durum veya olay. Bütçede ayrı ayrı gösterilen bölümler. Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna. Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi vb. parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi.
HAFIZ
Kur'an'ı bütünüyle ezbere bilen kimse. Bir şeyi anlamadan ezberleyen kimse. Koruyan, saklayan.
GÜVENLİK
Toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu, emniyet.
ESNEKLİK
Esnek olma durumu, elastikiyet. Boya veya vernik filminin, pul pul kalkmadan ve çatlamadan boyanan yüzeyin hareketlerine uyum sağlaması.
HEBA
Hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme.
BULMAK
Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Cezaya uğramak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Bir şeyi elde etmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Hatırlamak. Sağlamak, temin etmek. Seçmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak.
HAFIZLIK
Hafız olma durumu. Ezbercilik, bir şeyi anlamadan öğrenme özelliği.
BALTABAŞ
Baş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış gemi.
GÖZLEM
Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi, müşahede. İnceleme sonucu elde edilen değer, müşahede. Bir gök cismini, bir gök olayını çıplak gözle veya bir araç yardımıyla izleyerek görülen değerleri tespit etme işlemi, rasat. Çeşitli araç ve gereçlerin yardımıyla olayların sebeplerini bilmek için uygulanan bilimsel yöntem. Bir yazı veya eseri yazmaya başlamadan önce konusuyla ilgili gerekli bilgi, deney, inceleme ve araştırma yapma işi.
AHFEŞ
"Söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak" anlamında Ahfeş'in keçisi gibi başını sallamak deyiminde geçen bir söz.
EZBERE
Ezberleyerek, bir yerden okumayarak, bir yere bakmayarak. Aslını, gerçeğini anlamadan, bilmeden, düşünmeden, incelemeden.
EZBERCİ
Dersini veya herhangi bir konuyu anlamadan kelime kelime belleğinde tutan kimse.
KOLAYLIKLA
Sıkıntı çekmeden, güçlüklere uğramadan, kolayca.