Kelimeler arşivinde; içinde "akıt" olan, toplam 46 tane kelime bulunuyor. İçerisinde akıt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu akıt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında akıt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
AKARYAKITÇILIK
AKARYAKITLAR
AKARYAKITÇI, AKITIVERMEK, CENİNİSAKIT, AKITABİLMEK
KANAKITMAK, ÇAKITLAMAK, AKITIVERME, AKITABİLME
AKITMACIK, AKITMATOR, AKARYAKIT, YAKITTEPE
BAKITMAK, YAĞYAKIT, YAKITKÖY, TAKITMAK, ŞAKITMAK, KAKITMAK, GAZYAKIT, YAKITLIK, YAKITMAK, ALAKITAY, AKITMALI, YAKITYAĞ
BAKITCI, BAYAKIT, AKITMAÇ, AKITMAK, YAKITLI, BIRAKIT, VAKITLI, YAKITÇI
AKITMA, NAAKIT, AKITIŞ, AKITAÇ
ZAKIT, VAKIT, KAKIT, ÇAKIT, BAKIT, YAKIT, SAKIT
AKIT
AKIT
Sidik. Çoğu kaynatmak suretiyle akideleşmiş şeker, pekmez, koyu pekmez. Salça. Taş kemer, kubbemsi taş tavan: Tavanları akıt evler soğuk olur.
AKARYAKITÇILIK
Akaryakıtçının yaptığı iş.
AKITIVERME
Akıtıvermek işi.
AKITABİLMEK
Akmasını sağlama imkânı veya olasılığı bulunmak.
CENİNİSAKIT
Düşük.
AKARYAKITLAR
İşlenmemiş yeryağı ürünlerinden mazot, benzin, gazyağı ve benzerleri sıvı durumunda kullanılan yanıcı özdekler.
AKITABİLME
Akıtabilmek işi.
AKITIVERMEK
Çabucak akmasını sağlamak.
ÇAKITLAMAK
Gevşemek, birbirinden ayrılmak, eskimek.
AKITMATOR
El işlerinde kullanılan bir motif. (Yenikent Aksaray Niğde).
AKARYAKIT
Benzin, gaz yağı, mazot vb. sıvı yakıt.
AKARYAKITÇI
Akaryakıt satan kimse.
AKITMACIK
Kilim, yün çorap ve heybelerde kullanılan bir çeşit motif.
BAKITMAK
Büyü bozdurmak. Baktırmak.
KANAKITMAK
İşemek.
YAKITTEPE
Siirt ili, Yanarsu bucağına bağlı bir bölge.
Bu bölümde tanımı içerisinde AKIT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DOLDURMAK
Dolmasını sağlamak, dolu duruma getirmek. Ses, koku yayılıp kaplamak. Belirli bir süreyi kaplamak, almak. Bildirge, çizelge, fiş vb. basılı kâğıtların boş yerlerini tamamlamak. Araç deposunu akaryakıtla tamamen dolu duruma getirmek. Yaşını, yılını bitirmek. Ateşli silahların içine mermi sürmek. Birini, başkası için kötü düşünecek bir duruma getirmek. Canlılık kazandırmak.
BÜTAN
Metal bidonlar içinde az bir basınç altında sıvılaşan, yakıt olarak yararlanılan HC formülündeki hidrokarbür gazı.
DÖKMEK
Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak. Bir şeyi yok etmek için atmak. Kullanmak, harcamak, sarf etmek. Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak. Saçmak, serpmek. Çok söylemek. Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak. Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek. Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak. Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak. Belli bir yere boşaltmak. Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak. Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek. Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak. Yakmak, tutuşturmak. Salmak, bırakmak. Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek. Akıtmak, düşürmek.
ÇÖRTEN
Dam çevresindeki yağmur sularını oluklardan alıp duvar temelinden uzağa akıtan, saçak kenarlarından dışarı doğru uzanmış ağaç oluk.
AKITMALI
Alnında akıtması olan (hayvan).
DAMLATMAK
Damla damla akıtmak. Damıtmak.
DAMLALIK
Bir sıvıyı damla damla akıtmak için bir ucuna kauçuktan yapılmış başlık geçirilmiş, öbür ucu sivri, cam veya plastikten araç. Bir yapıda çörtenleri ve dam oluklarını taşıyan yan duvar. Bulaşık teknesinin yanına konulan ve yıkanmış kap kacağın sularını tekneye akıtan oluklu bölüm.
BİTÜM
Keskin bir koku, alev ve koyu duman çıkararak yanan, karbon ve hidrojen bakımından çok zengin doğal yakıt maddelerinin genel adı, yer sakızı. Yol kaplamasında, kâğıt ve çatıların su geçirmez duruma getirilmesinde, kömür tozundan briket yapımında vb. kullanılan, doğal ısıda katı, yoğunluğu bire yakın, koyu kestane renginde madde.
BOĞMAK
Boğum yeri. Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak. Tamamıyla kaplamak, sarmak. Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak. Silik bir duruma getirmek, bastırmak. Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek. Gelişmesine engel olmak. Bunaltmak. Renkler uygun düşmemek. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak. Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek.
DİZEL
Sıkıştırılmış hava içine püskürtülen yakıtla çalışan motor.
ARK
İçinden su akıtmak için toprak kazılarak yapılmış olan açık oluk, arık, dren, karık.
DAMLAMAK
Damla durumunda tane tane düşmek. İçindekini damla damla akıtmak. Bir yere çağrılmadan, çekinmeden gitmek, çıkagelmek.
AKITMA
Akıtmak işi, isale. Enli bilezik. Un, süt, yağ, yumurta, şeker veya pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılmış olan bir tatlı türü. Hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.
AKAÇLAMAK
Bir yerde birikmiş suları akıtmak. Bataklıkları akaç yoluyla kurutmak.
BUJİ
Patlamalı motorlarda yakıtı tutuşturmaya yarayan araç.
BENZİNCİ
Akaryakıt satılan yer. Akaryakıt satan kimse.
ÇALPARA
Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı araç. Açıklarda, kumluk alanlarda yaşayan ve ağları keserek balıkçılara zarar veren bir tür çağanoz (Portunus puber). Gemi bordasında, pis suları dışarı akıtıp deniz suyunu, içeri almayan, tulumba içindeki özel kapak.
BENZOL
Benzin ve tolüen karışımı bir akaryakıt.
AKAÇ
Bir yerde birikip kalan sıvıları, bir işlem sonunda geriye kalan artıkları, gereksiz nesneleri dışarıya akıtmak için kullanılan boru vb. araç. Yer altı su oluğu. Kanal, ark, su yolu.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.