Kelimeler arşivi içinde; başında "engi" olan, toplam 33 adet kelime bulunmaktadır. engi ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu engi ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde engi olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ENGİNLEŞMEK
ENGİZİSYON, ENGİNTALAY, ENGİNLEŞME
ENGİŞDENE, ENGİLEKİN, ENGİLEMEK, ENGİNALAN, ENGİNKENT
ENGİBENK, ENGİNSOY, ENGİNLİK, ENGİNKÖY, ENGİNALP, ENGİBİRİ
ENGİNAY, ENGİNEL, ENGİNER, ENGİNİZ, ENGİNAR, ENGİNSU, ENGİRDE
ENGİME, ENGİLİ, ENGİRE
ENGİL, ENGİZ, ENGİŞ, ENGİR, ENGİÇ, ENGİM, ENGİN
ENGİ
Nezle. Bademcik iltihabı. Sancı, ağrı. Felç. O (kişi adılı). İşte, yanındaki, çevresindeki. Çene. Çocuk. Ateşli hastalıkta gelen bunalma, nöbet. Halk dilinde Su sakağısı.
ENGİNKENT
Birçok ana kenti ve kenti, aralarında yerleşim boşlukları olmaksızın, çok büyük bir kentsel yığın biçiminde bir araya toplayan anakentler topluluğu. bk. bitişik kümekent.
ENGİNALAN
Iğdır ili, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
ENGİNSOY
İyi, güzel, temiz, sağlam bir soydan gelen kimse.
ENGİNLEŞME
Enginleşmek işi veya durumu.
ENGİNLEŞMEK
Engin bir durum almak.
ENGİNTALAY
Büyük deniz, okyanus.
ENGİBENK
Hayret, şaşma.
ENGİBİRİ
İşte, yanındaki, çevresindeki.
ENGİZİSYON
Orta Çağda, Katoliklerde katı din inançlarına karşı gelenleri cezalandırmak için kurulan kilise mahkemelerinin adı.
ENGİŞDENE
Yüksük.
ENGİLEKİN
Sinop ili, Boyabat ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
ENGİNLİK
Engin olma durumu. Alabildiğine genişlik.
ENGİNKÖY
Mardin kenti, Mazıdağı ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
ENGİLEMEK
Alçalmak.
ENGİNALP
İyi, güzel, değerli, yiğit.
Bu bölümde tanımı içerisinde ENGİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ALACA
Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez. Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. İki ya da daha çok renkli. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.
AĞARIK
Beyazlaşmış. Rengi solmuş.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
AL
Kanın rengi, kızıl, kırmızı. Dorunun açığı, kızıla çalan at donu. Aldatma, düzen, tuzak, hile. Yüze sürülen pembe düzgün, allık. Bu renkte olan (at). Alüminyum elementinin simgesi. Bu renkte olan.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ABADİ
Açık saman renginde, ipekten yapılan, yarı mat, kalınca bir yazı kâğıdı türü.
AKAĞAÇ
Gürgengillerin, kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü (Zelkova carpinifolia).
ABANİ
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş. Bu kumaştan yapılmış.
AKAMBER
Özellikle amber balığının bağırsaklarından çıkarılan, kül renginde, yapışkan, bükülgen ve misk gibi kokusu olan bir taş. Sıcak ülkelerde yetişen bir ağaçtan elde edilen katı, güzel kokulu reçine.
AĞARMAK
Beyazlaşmak. Rengi solmak. Aydınlanmak.
AKÇIL
Rengi atmış, ağarmış. İçinde ak renk bulunan.
AK
Kar, süt vb.nin rengi, beyaz, kara ve siyah karşıtı. Bu renkte olan. Sıkıntısız, rahat. Dürüst. Beyaz leke. Temiz.
AÇIKLAŞTIRMAK
Açık duruma getirmek. Rengini açtırmak.
AKÇILLANMAK
Akçıl duruma gelmek, rengi atmak veya atmış gibi olmak.
ALA
Karışık renkli, çok renkli, alaca. Alabalık. Kekliğin boynundaki siyah halka. Açık kestane renginde olan, ela (göz).
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AKAJU
Maun. Maun renginde olan. Maundan yapılmış.
AKSEDİR
Kaplaması mobilyacılıkta kullanılan, açık kahverengi öz odunlu olan bir ağaç (Thuya occidentalist).
AÇIKLAŞMAK
Açık duruma gelmek. Rengi açılmak.