Kelimeler arşivi içinde; başında "cila" olan, toplam 28 adet kelime bulunmaktadır. cila ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu cila ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde cila olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
CİLALAYABİLMEK
CİLALAYABİLME
CİLALATILMAK
CİLALATILMA
CİLASIZLIK, CİLALATMAK, CİLALANMAK
CİLALANMA, CİLALATMA, CİLALAMAK, CİLACILIK
CİLALAMA, CİLAMUMU, CİLANKAZ
CİLASIZ, CİLAMAK, CİLASIN, CİLASUN, CİLADAN, CİLACIK, CİLAVRA
CİLACI, CİLALI, CİLAGO
CİLAV, CİLAY, CİLAZ
CİLA
CİLA
Bir şeyi parlatmak için kullanılan kimyasal bileşik. Sert içkiden sonra içilen hafif içki. Parlaklık. Bir şeydeki aldatıcı, göz boyayıcı durum. Gereksiz süs, gösteriş.
CİLALAYABİLME
Cilalayabilmek işi.
CİLALATMA
Cilalatmak işi.
CİLALATILMA
Cilalatılmak işi.
CİLAMUMU
Ayakkabı altını parlatmakta kullanılan madde. (Aksaray Niğde).
CİLALAMA
Cilalamak işi. Cila sürerek parlatmak, cila vurmak.
CİLALANMA
Cilalanmak işi.
CİLALATMAK
Cilalama işini yaptırmak.
CİLASIZ
Cila sürülmemiş veya cilası kalmamış olan.
CİLALAMAK
Cila sürerek parlatmak, cila vurmak. Övmek. Tat katmak. İspirto-gomlak karışımı sıvı ile, belli yöntemlerde çalışarak, ağaç yüzünde parlak, koruyucu katman oluşturmak.
CİLALATILMAK
Cilalama işi yaptırılmak.
CİLANKAZ
İnce, uzun ve çelimsiz insan.
CİLALAYABİLMEK
Cilalama imkânı veya olasılığı bulunmak.
CİLALANMAK
Cilalama işine konu olmak.
CİLACILIK
Cilacının yaptığı iş.
CİLASIZLIK
Cilasız olma durumu.
Bu bölümde tanımı içerisinde CİLA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
MÜHRELİ
Mühre ile cilalanmış.
MUMLAMAK
Bal mumu sürmek, bal mumuna batırmak. Mühürlemek, mühür mumu sürmek. Mum cilası yapmak.
APRELİ
Apresi yapılmış, perdahlanmış veya cilalanmış.
KAYIŞ
Bağlamak, tutmak veya sıkmak amacıyla kullanılan, dar ve uzun kösele dilimi. Kol saatinin bileğe bağlanmasını sağlayan, deriden yapılmış gereç. Ustura bilenen cilalı kösele. Kayma işi.
FIRÇA
Bir şeyin tozunu, kirini gidermekte veya bir şeye boya, cila sürmekte kullanılan, bir araya getirilerek bağlanmış kıl vb.nden yapılmış olan araç. Çökmeyi engelleyen bağların oynamasını veya kaymasını önlemek için aralara yerleştirilen direk parçası. Resim yapma sanatı ve biçimi. Paylama.
APRESİZ
Apresi yapılmamış, perdahlanmamış veya cilalanmamış.
MÜHRELEMEK
Kâğıdı mühre ile cilalamak, parlatmak, düzeltmek.
GOMALAK
Mobilya cilası ve zamk yapımında kullanılan, alkolde eriyen bir tür hayvansal reçine.
APRELEMEK
Kumaş veya deriyi cilalamak, perdahlamak.
APRE
Kumaş ya da derinin cilalanması, perdahlanması. Dokumacılıkta, boyacılıkta cila olarak kullanılan madde.
MERMERCİLİK
Cilalı yüzeyler elde etmek için sert taşları işleme sanayisi. Mermer işleme sanatı.
KOPAL
Tropik bölgelerde yetişen, bazı erguvangillerden çıkarılan ve cila yapmakta kullanılan bir tür reçine.
CELİ
Açık, aşikâr. Parlak, cilalı.
LAKE
Lak ile cilalanmış.
MAUN
Tespih ağacıgillerden, Hindistan ve Honduras'ta yetişen büyük bir orman ağacı, akaju (Swietenia mahagoni). Bu ağacın parlak kırmızımtırak renkte, sert ve iyi cilalanan kerestesi. Bu keresteden yapılan.
MERMER
Bileşiminde % 75'ten çok kalsiyum karbonat bulunan, genellikle beyaz, renkli ve damarlısı da olan, cilalanabilen, billurlaşmış kireç taşı. Beyaz ve ince bir tür bez. Bu taştan yapılmış.
AHAR
Hattatların kâğıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılmış olan özel bir karışım.
EMAY
Bazı maddeleri korumak, belirli bir parlaklık kazandırmak veya boyamak için kullanılan, saydam veya donuk cama benzeyen cila.
GLASE
Yumuşak deri. Üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan (eşya).
AYNA
Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. Atların diz kapağı. İyi bir durumda, yolunda. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. Küreğin yassı uç bölümü. Karagöz oyununda perde. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı.