Kelimeler arşivi içinde; sonunda "bastırı" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu bastırı ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında bastırı olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde bastırı olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
BASTIRI
BASTIRI
Bir ışımın bir birleşenini eleme.
Bu bölümde tanımı içerisinde BASTIRI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BASTIRIVERME
Bastırıvermek işi.
PARA
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kuruşun kırkta biri. Kazanç.
BASTIRILMA
Bastırılmak işi.
SIKI
Dar. Güçlü ve çabuk, hızlı. Disiplin. İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan. Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan. Zorlu, güçlü ve etkili. Cimri. Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü. Zorlayıcı durum. Yoğun. İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı. Sıkıca, iyice.
BASIRILMAK
Bastırılmak, kapatılmak.
BASTIRILIŞ
Bastırılma işi.
TIRTIL
Yumurtadan çıkan kelebek kurtçuklarının ilk durumu. Maraş işi veya diğer elbise nakışlarında kullanılan altın, gümüş gereç. Palet. Pulların veya metal paraların kenarındaki kertikleri oluşturan çıkıntılardan her biri. Bir şeyin kenarına çizilen zincir gibi çiçeklerden yapılmış olan süs. Çevresinde kertikler bulunan ve işlenecek parça üzerine bastırılarak bu kertiklerin izini parçaya basmaya yarayan çelik disk.
BASTIRIKTA
Gizlenen, saklanan şey veya laf: Benim de bu hususta bildiklerim var, fakat şimdilik bastırıkta duruyor.
ANASARKA
Genel bir ödemin yansıması olarak üzerine parmakla bastırıldığında iz bırakan özellikte, soğuk, yaygın deri altı ödemi, yaygın hidrops. Genellikle kalp, karaciğer ve böbrek yetmezliklerinde ve kaşekside görülür. Gebelik döneminde görüldüğünde yavru, hipopotam benzeri bir görünüşte olur.
EZMEK
Üstüne basarak veya bir şey arasına sıkıştırarak yassılaştırmak, biçimini değiştirmek. Üzmek, sıkıntıya sokmak. Harcamak. Ağır bir şey, başka bir şeyin üzerinden geçmek, çiğnemek. Yenmek, sindirmek. Sıvı içinde bastırıp karıştırarak eritmek. Dayanıklılığını aşacak derecede çalıştırarak yormak.
DIKIZ
Çok sıkıştırılmış, bastırılmış, dolu, sıkı. Sıkışık, dar. Havasız basık yer. Suyu az gelerek iyi pişmemiş yemek, susuz ve katı olduğundan boğazda kalan yiyecek. Çok nemli toprak, sulu olmayan çamur, çamurlu tarla. Gelişigüzel, rasgele yapılmış iş: Ne kadar dıkız bir iş. Çelik çomak oyununda dokuzdan sonra söylenen ve on rakamının yerini tutan sözcük. Atın koşarken tıkanıp kalması. Kuru, boğazda kalan yiyecek. Tıknaz, yoğun.
DIKKIZ
Çok sıkıştırılmış, bastırılmış, dolu, sıkı. Çok nemli toprak, sulu olmayan çamur, çamurlu tarla.
MUHAT
Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş. Kitabın sırt kâğıdı ile mukavvasının arasında isteka ile bastırılarak oluşturulmuş hafif çukurluk.
PİYANGO
Düzenleyenlerce bastırılmış numaralı kâğıtları satın alanlar içinden, kazananların kura ile belirlendiği talih oyunu. Beklenmedik olay ya da durum.
SÜRGÜ
Kapının kapanması için arkasına yatay olarak yerleştirilen demir veya ağaç kol, tırkaz, sürme. Sürülmüş tarlayı bastırmak ve düzeltmek için kullanılan, taştan veya ağaç kütüğünden tarım aracı, tapan. Sıvayı bastırıp düzeltmek için kullanılan büyük mala. Çoğu kez bölümlere ayrılmış bir çubuk üzerinde veya bir cetvelin, bir kumpasın ortasına açılmış bir oluk içinde kayabilen sivri uç veya küçük lama. Hastanın büyük ve küçük abdestini yapabilmesi için altına sürülen kap.
LİMONLUK
Sera. Limon ağaçlarının bulunduğu yer, limon bahçesi. Üzerine kesilmiş limon bastırılıp sıkılan, ortası tümsek ve oluklu küçük araç. Merdiven, balkon vb. yerlerin kıyılarına çekilen, 20-30 santimetre yüksekliğindeki set, tavhane.
DIKIS
Çok sıkıştırılmış, bastırılmış, dolu, sıkı: Bu çuvalı ne kadar dıkıs basmışlar. Sıkışık, dar: Yerimiz çok dıkıs. Havasız basık yer. İyi pişmemiş, kabarmamış ekmek. Suyu az gelerek iyi pişmemiş yemek, susuz ve katı olduğundan boğazda kalan yiyecek: Pilav aşı ne kadar dıkız olmuş. Sarı, yapışkan bir toprak. Çok nemli toprak, sulu olmayan çamur, çamurlu tarla.
BASALAMAK
Çamaşırı suya basmak: Çamaşırı basaladım yukarı çıktım. Bir kaba konulan eşyayı üstünden bastırıp sıkıştırmak.
KOMPRESÖR
Bir akışkanı veya gazı, gereken basınca göre sıkıştırmaya yarayan alet, sıkmaç. Yol yapımında, dökülen çakılları, kumları bastırıp sıkıştırmak için kullanılan ağır silindirli araç. Sert cisimleri kırmak ve delmek için kullanılan makine.
KİTAPÇI
Kitap satan kimse. Kitap bastırıp satan kimse.