ARDIK ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "ardık" olan, toplam 2 adet kelime bulunmaktadır. ardık ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu ardık ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ardık olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

ARDIK

Aralıklı. Ters. Dağda yetişen, kılıç şeklindeki yaprakları hayvanlara yem olarak verilen bir çeşit bitki. Artık, ziyade.

ARDIKLAMAK

Düşman olmak: Hasan bana ardıklamış galiba; ne söylüyor, ne de yüzüme bakıyor.

  -   -   -  

Anlamında ARDIK bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ARDIK geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BAŞBAĞI

Sığırların boynuzuna bağlanan kısa ip. Büyük baş hayvanların başlarına bağlanan ardıçtan eğilmiş ağaç. Çalıdan yapılan çitlerin üstünü sağlamlaştırmaya yarayan uzunca değnekler. Düğünlerde gelinlere elbise giydirilirken ve başları bağlanırken yenge hanımın çalgıcılara verdiği bahşiş. Düğünlerde gelinin yakınlarının 'başına örtü bağlanmıyor' diyerek oğlan tarafından aldıkları bahşiş. Düğünlerde oğlan tarafının verdiği ziyafet. Havlu, peşkir. İhtiyar kadınların başlarına sardıkları kalın çember. Koca, zevç.

DİLAVI

Avcıların avı kendilerine çekmek için çıkardıkları taklidi sesler. 10-15 litre su alabilen küçük küp.

DARDIKIZ

Darı darına, kıtı kıtına: Kumaş dardıkız yetişti.

ÇAĞIŞTI

Ot veya çalı arasında gezerken çıkan ses, hışırtı. Boncuk, düğme gibi şeylerin madeni bir kap içinde sallandıkları vakit çıkardıkları ses, çıkır çıkır sesi.

LAV

Yanardağların püskürme sırasında yeryüzüne çıkardıkları, dünyanın derinliklerinden gelen kızgın, erimiş maddeler, püskürtü.

BAŞDIH

Kışın erkeklerin başlarına sardıkları yün başlık. Çeyizini düzmek için güvey tarafından geline verilen para, ağırlık.

ARINTI

Temizlenmiş bir şeyin işe yaramıyan parçası. Tabakların, koyun ve kuzu derilerinden ikinci kez kazıyarak çıkardıkları yün, kıl artıkları. Yakacak ve kabtan başka, yemek pişirmek için gerekli bütün şeyler: Arıntı olduktan sonra yemek yapmakta bir şey mi?. Yıkanan, temizlenen çamaşır: Kızım, güneş varken şu arıntıları ser de kurusun. Deriden çıkan kıllar. (Yalvaç Isparta). Keçe yapmakta kullanılan kıl. (Bor Niğde). Yıkama sirasmda ayrılan pis yün ya da kıl parçaları. (İnhisar Söğüt Bilecik; Bor Niğde).

ÇALPANA

Yoğurt karıştırmağa yarayan araç. Zil. Eskiden kadınların bele sardıkları yün dokuma, ince, uzun kuşak.

AGU

Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses.

CIVILTI

Kuşların ötüşürken çıkardıkları sesin adı. Canlılık, ateşlilik.

CIYYAK

Kuş ve tavukların tehlike anında çıkardıkları ses.

DASTAR

Başörtüsü. Kışın erkeklerin baş ve kulaklarını sardıkları örtü. Kalın bez, yelken bezi. Peştemal. Battaniye. Yünden dokunmuş, ince, küçük kilim. Yünden dokunmuş ekmek kabı. Sofra bezi. Ekmeği, ekmeklik hamuru korumak için örtülen örtü. Dokuma başörtüsü. Kendir ipinden dokunmuş kilim, cicim. Kadın başörtüsü. (Ece Tefenni Burdur; Yukarıdinek, Çarıksaray, Beyköyü Şarkikaraağaç Isparta). Kilimi andıran ipten dokunmuş yaygı. (Derekuşculu Görele Giresun; Miri Fatsa Ordu). Kenarı boncuk ve püskülle bezeli çul. (Zefre Espiye Giresun).

BAŞDANAK

Kışın erkeklerin başlarına sardıkları yün başlık.

KARABALLIK

Birtakım böceklerin çıkardıkları şekerli sıvıya yapışarak yaprak, filiz ve meyvelerin kurum karası bir renkte kaplanmasına yol açan ilkel mantar. Bu mantarın sebep olduğu hastalık.

DOLAH

Başörtüsü, tülbent, yazma. Boyun atkısı. Çobanların çarık giymeden önce bacaklarına sardıkları bez ya da yün sargı, tozluk. Eski türkçe dola-k: Dolanarak saran eşya, kuşak (Erzincan Merkez). Atkı.

DERDÜK

Ederdik, yapardık.

BARDIK

Gittik: Dünkü toplantıya bardık.

EŞEKLEME

Duvar örmek ve sıva yapmak gibi işlerde kullanılan dört ayaklı sehpa. Sucuların eşeğin iki yanına sardıkları ve su tenekesi koydukları kasa.

AĞINHU

Yeni doğan çocukların konuşma öğrenirken çıkardıkları ses.

ALAGUŞLUK

Öğleden evvelki zaman: Alaguşluk çıktık, öğleye vardık. Sabahla öğle arası.