Kelimeler arşivi içinde; sonunda "çıkmaz" olan, toplam 2 adet kelime bulunmaktadır. Sonu çıkmaz ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında çıkmaz olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde çıkmaz olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
ÇIKMAZ
Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak. Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan.
ABDİÇIKMAZ
Ağrı ilinde, Hamur ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÇIKMAZ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DUTULMAK
Hazırlanmak: Denklerin dutulmuş. Dili tutulmak. Mahkum olmak, zan altına düşmek. Durdurulmak, zaptedilmek. Donuklaşmak, kararmak, sıkılmak. Sesi çıkmaz olmak. Kullanılmak. Bırakılmak, alıkonulmak, bulundurulmak. Kapanmak, kapatılmak, tıkanmak.
TİZBERİ
Kolay kolay : Tizberi elinden iş çıkmaz ki.
TETURBE
Çıkmaz sokak.
KÜSKÜÇ
Ağaç ya da demir sopa (havuç, çiğdem ve benzerleri çıkarmakta kullanılır): Her zaman çiğdem çıkmaz bazan da küsküç kırılır. Çelik, çomak. Bir çeşit çocuk oyunu. Bitki kökü çıkarmakta, toprağı kazmakta kullanılan ağaç ya da demir araç.
SIYRIKMAK
Sıkıntıdan, çıkmazdan kurtulmak.
SOHUNTU
Çıkmaz sokak.
CILGINMAK
Bir işten hayır çıkmaz olmak.
SOKUNTU
Dağ arasındaki girinti, çıkmaz sokak. Pazarlık yapanlardan başka birinin artırdığı para: Ahmet gelüp de beş lira sokuntuyu sokmasaydı altı yüz otuz liraya aldı idim.
KOKUTMAK
Hoş olmayan bir koku bırakmak. Bir işi uzatarak çıkmaza sokmak. Bozulup kokmasına neden olmak, kokuşturmak.
IRIM
Gözün görebildiği kadar uzaklık. Arazideki çıkıntı, burun. İşaret. Sır: Onların ırımına erilmez. Ustalık, beceriklilik, el uzluğu: Nalbantlığın ırımını aldı. Sokak. Dar sokak, dar yol, patika. Çıkmaz sokak.
GÖMÜKLEMEK
Çıkmaza sapmak.
İRİM
Gözün görebildiği kadar uzaklık. Sokak. Dar sokak, dar yol, patika. Çıkmaz sokak. Dolambaçlı yol. Sokak başı, köşe başı. Üç yol ağzı. Böğürtlen. Ot, çayır. Yalçın kayalık yerler. Ara, uzaklık. Sokak, dar sokak.
MAHLUH
Soy, aile : Bizim mahluhtan kötü adam çıkmaz.
FORNİKS
Kubbe kemeri, çıkmaz, kavis.
ARALIH
Sofa, hol, koridor, aralık. Zaman, an, vakit. Çıkmaz, dar sokak.
APIRÇIN
Çıkmaza girme (iş için).
TETİRBE
Çıkmaz sokak.
ÇİRK
Kilim yerine kullanılan keçe. Gübre: Yarın tarlaya çirk çekeceğim. Sıkıntı, cefa. Tütün zifiri. Bitkilerin leke yapıcı suyu: Ceviz çirki hiç çıkmaz. Üzüm posası. Cevizin dışındaki meyva olgunlaşınca düşen yeşil kabuğu. Küçük toz parçaları. Pis su. Saman karıştırılmış sulu çamur. Sigara izmariti. (Yukarıkaşıkara Yalvaç Isparta). Killi ve sabunlu çamaşır suyu. (İnönü Eskişehir).
KÜCE
Silindir biçiminde ağaç. Çıkmaz sokak: Acele etme küçeye varırsın.
TUTMAK
Elde bulundurmak, ele almak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Ulaşmak, varmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Bir şey düşünmek. Alacağa ya da vereceğe saymak. Hedef olarak almak. Kapatmak, sarmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Avlamak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bırakmamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Beklenen sonucu vermek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Başlamak. Sarmak, bürümek. Denetimi ve yetkisi altına almak. Hizmetine almak veya kiralamak. Yaklaştırmak. Bağlamak. İşgal etmek. Kaplamak. İzlemek. Bir kimsenin yerini almak. Benimsemek, beğenmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Sunmak. Kullanmak. Varsaymak, farz etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Sürmek, zaman almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. İş görebilmek. Uğramak.