Kelimeler arşivi içinde; başında "yeter" olan, toplam 9 adet kelime bulunmaktadır. yeter ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu yeter ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde yeter olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
YETERSİZLİK
YETERLİLİK
YETERİNCE
YETERKIZ, YETERLİK, YETERSİZ
YETERGE, YETERLİ
YETER
YETER
İhtiyacı karşılayacak kadar olan, kâfi. ünl. “Kâfi, yetişir, yeterli” anlamlarında bir söz.
YETERKIZ
Arka arkaya doğan kız çocuklarından sonra erkek çocuk olması dileğiyle verilen bir isim.
YETERLİK
Yeterlilik.
YETERSİZ
Gerekli bilgi ve yeteneği olmayan, yeterliği olmayan, kifayetsiz, ehliyetsiz. Verimli olmayan. Eksiği olan, yetecek kadar olmayan. Gereken, istenen niteliği olmayan. İşlevini tam olarak yapamayan (organ, alet vb.).
YETERLİLİK
Yeterli olma durumu, yeterlik. Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgi, ehliyet, yeterlik. Görevini yerine getirme gücü, kifayet, yeterlik.
YETERLİ
Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli. Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan. Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan.
YETERİNCE
Gerektiği kadar, gereğince, istenildiği kadar, yeter sayıda, kararında.
YETERSİZLİK
Yetersiz olma durumu, kifayetsizlik.
YETERGE
Yetecek kadar: Bu yıl yetergesi kadar yağmur yağmadı.
Bu bölümde tanımı içerisinde YETER geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DOZ
Bir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı, dozaj. Genellikle bir davranış, bir konuşma vb.nde yeterli görülen ölçü, dozaj. Bir maddenin bir birleşiğe, bir karışıma giren veya girmesi gereken belli miktarı, düze, dozaj.
EHLİYETSİZ
Yetersiz. Ehliyeti olmayan.
DAYANMAK
Bir yere yaslanmak, kendini dayamak. Varmak, ulaşmak. Tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek. Uzun süre kullanılmaya uygun olmak. Güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek. Birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek, istinat etmek. Yetişmek, yeter olmak. Bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak. Zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek. Bir iş sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak. Bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak.
DEMİRSİZLİK
Kanda beliren demir yetersizliği.
DAR
İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı. İdam mahkûmlarını asmak için dikilen direk. Yetersiz. Yurt. Güçlükle, ucu ucuna, ancak. Genişliği az veya yetersiz olan, ensiz, mikro. Sıkıntılı. Az, elverişsiz, sınırlı. Ev.
BİLMEK
Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak. Saymak. İşine gelmek, uygun bulmak. Sanmak, varsaymak, farz etmek. -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek. İnanmak. Sorumlu tutmak. Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak. Tanımak, hatırlamak.
DOYASIYA
Doyuncaya kadar yiyerek. Yeterince.
DOYMAK
İsteği kalmayıncaya kadar yemek, açlığı kalmamak. Yeter bulmak, kanmak, tatmin olmak. Bir gereksinimini yeteri kadar karşılamak.
BÜCÜR
Ufak tefek ve kısa boylu (kimse). Yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan.
EHLİYETLİ
Yeterli. Ehliyeti olan.
EHLİYETNAME
Ehliyet, yeterlik belgesi. Sürücü belgesi.
ÇIKIŞMAK
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak. Yeter olmak, yetmek.
BESİNSİZ
Besini olmayan, kendisinde besin bulunmayan. Yeterince besin alamayan, gıdasız.
CAHİL
Öğrenim görmemiş, okumamış. Deneysiz, genç, toy (delikanlı veya kız). Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan.
BİÇİMCİLİK
Biçimci olma durumu, formalizm. Özü, içeriği yeterince önemsemeden yalnız biçim üzerinde duran, biçime ağırlık veren görüş, formalizm.
BRÖVE
Belli bir eğitimden sonra uçak kullanabilecek veya paraşütle atlayabilecek duruma gelmiş kimselere verilen yeterlik belgesi.
DOYUNMAK
Yeteri kadar yemiş olmak, doymak.
ÇAPSIZ
Çapı geniş olmayan. Yetersiz, dar görüşlü.
ÇOCUK
Küçük yaştaki erkek ya da kız. Genç erkek. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak.
BASINÇLAMAK
Hava taşıtlarında, insan organizması için yeterli basınç düzeyini sağlamak veya ayarlamak.