Kelimeler arşivi içinde; sonunda "yerel" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu yerel ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında yerel olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde yerel olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
YEREL
YEREL
Yöresel. Sınırlı bir yerle ilgili olan, lokal. Gözlem yerine veya gözlemcinin bulunduğu yere göre tanımlanan.
Bu bölümde tanımı içerisinde YEREL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
VERGİ
Kamu hizmetlerine harcanmak için hükûmetin, yerel yönetimlerin yasalara göre doğrudan doğruya veya bazı malların fiyatlarının üstüne koyarak dolaylı yoldan herkesten topladığı para. Bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelik.
TRAVMA
Sarsıntı. Bir doku veya organın yapısını, biçimini bozan ve dıştan mekanik bir tepki sonucu oluşan yerel yara, örselenme.
ALTBÖLÜK
Bağlı bulundukları soy yapısı içinde, kendilerine özgü soydan gelme dinsel kaynaklı: toplumsal, ekonomik ya da kültürel birer uğraşı ve yaşam yöntemleri bulunan, ayrıca, birbirleriyle ilişkilerini kutyasaklaşmış kurallara göre sürdüren topluluklardan her biri. bk. soy. karşılığı altkültür, yerel bölük.
YÖRESEL
Belli bir yöre ile ilgili, yerel, mahallî, mevzii, lokal. Belli bir yöreye özgü.
ŞEHREMANETİ
Osmanlı Devleti'nde, bugünkü belediye zabıtası görevini yapan, şehrin temizlik ve güzelliğiyle ilgilenen yerel yönetim. Belediye.
AKRİDİN
İlaç ve boya ham maddesi olarak kullanılan bir dibenzopiridin bileşiği. Antibakteriyel etkisi nedeniyle yerel antiseptik olarak da kullanılır.
ACIH
Dağlarda yetişen bir çeşit yabani elma. Biraz, azıcık, pekaz. Öç, intikam, kin, garaz. İnat, zıddiyet, nisbet. Yerelması. Hiddet, gazap, öfke.
YERELLEŞTİRME
Yerelleştirmek işi.
ENFEKSİYON
Organizmada hastalığa yol açan mikrop, virüs, parazit vb. etkenlerin genel veya yerel gelişmesi, yayılması.
YERELLEŞTİRMEK
Yerel duruma getirmek.
LODOS
Güneyden veya güneybatıdan esen ve bazen de yağış getiren yerel rüzgâr, kaba yel, boz yel. Bu rüzgârın estiği gün veya zaman. Güneybatı 225°'lik yön.
LOKAL
Müzikli eğlencelerin yapıldığı yer. Dernekevi. Yöresel. Yerel.
FRAKSİYON
Bir siyasi partinin politikasını parlamentoda, yerel yönetimlerde, çeşitli kuruluşlarda yürütmek için teşkilatlanmış grup, bölüntü, bölüngü. Hizip.
KÜLT
Din (I). Belli bir dönemde aşırı ilgi gören film vb. Yerel özellikler taşıyan dinî törenler.
YÖRESELLEŞMEK
Yerelleşmek.
YERELLEŞME
Yerelleşmek işi, yöreselleşme, mahallîleşme.
SALMA
Salmak işi. Kuşların üretilmesine ayrılan oda. Pirinçle pişirilen bir yemek türü. Başıboş gezen (hayvan). Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası. Sürekli akan (su). Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri. Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.
DOMESTİK
İç, ülke içi. Yerel, yerli. Evcil.
YERELLEŞMEK
Yerel bir özellik kazanmak, yöreselleşmek, mahallîleşmek.
AFERİM
Yerelması.